Tanzimattan sonra alfabe tartışmaları başladı. Osmanlı aydınları bu konu üzerinde uzun uzadıya tartıştılar ve birçoğu alfabenin ıslah edilmesi gerektiğini hatta alfabenin tamamen değiştirilip Latin temelli bir yazı sistemine geçilmesi gerektiğini ileri sürdüler. Münif Paşa, Arap harflerinin eğitimi zorlaştırdığını savunuyordu. Harflerin başta-ortadasonda yazımlarının farklılaşması, sesli harflerin kullanılmaması gibi durumların karışıklığa neden olduğunu söylüyordu.
Aydınların birçoğu, Fransızca dolayısıyla Latin harflere aşina olduğundan bu harflere geçilmesinin mümkün olacağını dillendiriyordu. Ne var ki Latin harflerine geçişin, geçmişle olan bağları koparacak ve Kur’an öğrenimini etkileyecek olması, yeni bir alfabeye geçiş yerine var olan alfabenin ıslahını gündeme getirdi. Enver Paşa, okuduğu bir yazıdan etkilenerek yeni bir alfabe oluşturma işine girişti. Bu alfabe bitişik yazılan Osmanlı Türkçesi’nin tam tersine harflerin ayrı olarak tek tek yazılması ve sesli harflerin de yazılması esasına dayanıyordu. “Hurûf-ı Munfasıla” (Aralıklı Harfler), Enver Paşa’nın Osmanlı Türkçesi’nin yazımını kolaylaştırmak üzere Arap alfabesini gözden geçirerek elde ettiği yazı sistemidir. Yeni alfabe, Harbiye Nezareti’nin de katkısıyla uzun süre kullanımda kaldı. Bu sisteme göre harflerin son biçimleri birbirine bağlanmadan kullanılıyor ve sesli harfler de gösteriliyordu.
Enver Paşa, 1917 yılında bu sistemi öğretmeye yönelik “Elifba” adlı bir okuma kitabı hazırladı. Bu yazı sistemi, 35 ünsüz ve 10 ünlü olmak üzere toplam 45 harften oluşuyordu. Bu yeni yazı sistemi “Hurûf-ı Munfasıla” veya “Hatt-ı Enverî” olarak adlandırıldı. Enver Paşa, Harbiye Nezareti’nin gücünü kullanarak bu alfabeyi ordu içinde zorunlu kıldı. Talimnameler, haritalar ve emirler bu yeni harflerle basıldı. Ancak sistem dramatik bir şekilde başarısız oldu. Askeri yazışmaları kolaylaştırmak amacıyla Arap alfabesinden farklı bir yapı kullanmış olsa da, I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle askeri öncelikler ve adapte olamama sorunları nedeniyle beklenen ilerlemeyi sağlayamadı. “Harp zamanı Elifba talimi olmaz!” eleştirileri yükselmeye başladı.
Arap yazısı, kalemi kaldırmadan hızlı yazmayı sağlıyordu. Enver Paşa’nın sistemi ise her harften sonra kalemi kaldırmayı zorunlu kıldığı için yazma hızını yavaşlattı. Cephedeki subaylar, acil emirleri bu “yavaş” alfabe ile yazmaya vakit bulamadılar. Enver Paşa ile İttihat Terakki’nin 1918’de iktidardan düşmesi üzerine bu yeni gelişme tamamen kaldırıldı. Kazım Karabekir, hatıralarında “Enver Paşa Yazısı” olarak bilinen alfabe ile imlayı, Rumeli’de görev yaptığı sırada bizzat kendisinin geliştirdiğini ama Enver Paşa’nın bu sistemi sonraki yıllarda kendi buluşu olarak uygulamaya koyduğunu yazar.
Gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Kemal’in bu sistemle ilgili 1918’deki görüşünü şöyle aktarıyor: “Bu iş, iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen, yarım yamalak ve zamansız yapılmıştır. Savaş zamanı, harflerle uğraşılacak zaman mıdır? Ne için? Haberleşmeyi kolaylaştırmak için mi? Bu sistem haberleşmeyi eski sisteme göre daha yavaş ve daha güç kıldı. Hızın önem kazandığı bir zamanda, işleri yavaşlatan ve insanların kafasını karıştıran bu atılımın avantajı nedir? Fakat madem bir işe başladınız, bari bunu doğru dürüst yapacak cesareti gösteriniz.”
Enver Paşa’nın reform girişimi, belki zamanı yüzünden eleştirilebilir ancak kesinlikle iyi niyetli bir reform girişimi olarak değerlendirilmelidir. Bu girişim, her ne kadar başarısız olsa da 1928 Harf Devrimi’nin zihinsel altyapısını hazırladı. Atatürk’ün reformu, Arap harflerini “ayırmak” yerine, doğası gereği zaten ayrık olan Latin harflerini alarak Enver Paşa’nın çözemediği sorunu çözdü.
