Eğitimde ödül ve ceza

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Eğitimde ödül ve ceza kavramları olmalı mı? Bu soru, senelerdir tartışma konusu. Peki ödül ve ceza deyince akla ne geliyor? Ödül ve ceza kavramını tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün mü? Ödül ve cezanın sınırları neler? Ödülsüz ve cezasız bir dünyada yaşamayı gerçekten ister miyiz?

Davranışçı yaklaşımın öncülerinden Skinner, Pavlov ve Bandura, ödül ve cezanın davranışı pekiştirmede önemli bir etken olacağını savunur. Pavlov’un köpeğini duymayan yoktur. Pavlov’un deneyinde koşulsuz şartlanmanın oluşabilmesi için başta sadece köpeğe zil çalınır. Başlangıçta normal olarak köpek salya akıtmaz. Daha sonra zil sesinin ardından köpeğe et verilmeye başlanır. Köpek artık et verilmeden de zil sesini duyduğunda salya akıtmaya başlar. 

Skinner’in yaptığı fare deneyinde ise, cezanın (elektrik şokunun) davranışı kısa süreli baskıladığı, fakat ödülün (yemeğin) farenin davranışını arttırdığı gözlemlenir. Skinner’a göre ceza ortadan kalktığında davranış eskiye döner. Fakat ödül olumlu pekiştireç olarak görülür ve hedeflenen davranışta artışa neden olur. 

Yanlış olan bir algı var: Davranışçılar, bireylere sürekli uyaran verilmesi gerektiğini savunmuyor. Aksine, bu durumun bireyleri robotlaştıracağından bahsediyorlar. Ödül ve ceza kavramlarını belirli aralıklarla vermenin davranışı pekiştireceğini savunuyorlar. Bireylerin, özgür iradelerini ellerinden almadan yaptıkları davranışların sonuçlarına katlanmaları gerektiğini savunuyorlar. Bireye bir davranışı vermek isterken örnek oluşturmanın çok önemli olduğunun da altını sık sık çiziyorlar. 

Günümüzde davranışçı yaklaşımın çöpe atılması gerektiği savunuluyor. Bireye ödül verildiğinde, ödülü bir rüşvet olarak görüyor ve ödül ortadan kalktığında davranışta değişiklik olmadığı gözlemleniyor, deniyor. Ceza için de aynı görüş var. Cezadan korkan birey hata yapmıyor fakat ceza ortadan kaldırıldığında davranışa devam ediyor. Dolayısıyla her iki durumda da hedefe ulaşılmamış oluyor, deniyor. 

Yaşadığımız toplumda ödül ve cezanın en iyi örneği belki de 'cennet-cehennem' kavramı. Nietzsche 'Böyle Buyurdu Zerdüşt' adlı kitabında 'cennet ve cehennem' kavramlarının olmadığında gerçekten insanların iyi olmak için çaba harcamayacağını, günah işlemektense korkmayacaklarını savunur. Gerçekten o zaman kaçımızın iyi olacağını merak eder. 

"Ödül-ceza yok" anlayışı bazı soruları da beraberinde getiriyor. Sonunda parayla taçlandırılmayacağı bir işi yapmak için kaç kişi hevesli olur? Bir çocuk, televizyonda şampiyon olan bir takımın kupa aldığını izlerken ödülden ne kadar uzaklaştırılabilir? İliklerine kadar ödülsüz ve cezasız bir eğitimi savunan özel okul; öğretmen, velinin sözünden çıktığında onu kovmakla tehdit ediyorsa cezasızlıktan nasıl bahsedilebilir? "Ödül yok, ceza yok" diyen bir baba çocuğunun yanında radar yok diye hız yapıyorsa, o çocuk cezayı nasıl önemsiz sayabilir? Karnesiyle birlikte takdir alan bir çocuğa “aferin” sözcüğünü duymanın hazzını yaşatmazken takdir neden ödülden sayılmaz? 

Tüm bu “ödül yok, ceza yok” kavramları akıllara dünyanın en güvenli ülkesi ve eğitim alanında dünyanın bir numaralı sırasında yer alan Finlandiya’nın denetim ve ceza sistemini getiriyor akıllara. Anders Wiklöf’ün hız sınırını aştığı için 63 bin 240 avroluk trafik cezasına çarptırıldığı bir ülkede anlaşılan o ki “ödül yok, ceza yok” anlayışı savunulmuyor. 

Yazarlarımızdan

23 Haziran 2021, Çarşamba 14:42
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder