Metin Uca: Tekrar televizyonda yarışma yapmayı istiyorum

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu röportajımda paket program olarak Metin Uca’yı size tanıtmak istiyorum. Hicvi mizahla buluşturmasını, gazeteciliğini, anlatıcılığını, ilişkiler hakkında görüşlerini; yani kısaca Metin Uca’yı tanıyacağız.

1999 yılında 'Günaydın Türkiye' programını varken 8 yaşındaydım. Öğlenci olduğum için programı izlerdim. 8 yaşında bir çocuk haber programı izlemeyi severdi yani... Gündemi takip eder, gazete manşetlerini merak ederdi. Gülerken inceden bilgilenirmişim, gündemi takip edermişim o küçücük aklımla. Şu an böyle haber programlarının olmamasını neye bağlıyorsunuz?

Birkaç nedeni var. Birincisi neşesini ve mizah anlayışını kaybeden Türkiye. Her şeyi ciddiye aldığını gösteren ama aslında hiçbir şeyi ciddiye almayan tuhaf bir delirme sürecinden geçiyoruz. Eleştirinin oyunbozanlık ve düşmanlık olmadığı anlaşıldığında o günlere dönüleceğini düşünüyorum. İkincisi de yersiz korkular... Bence korkmaya başladığınız andan itibaren sizi korkutan unsurlardan çok kendi korkumuzun esiri oluruz. 

Türkiye’de birkaç tane Türkiye var

Türk mizahı zekadan küfre ve cinselliğe evrildi. Ekranın toplumlar üzerinde mi etkisi var yoksa toplumların talepleri mi ekranı yönlendirir? 

Bir değişim olması ve bunun hızlı olması son derece normal. Ama ne tarafa doğru evrildiğine bakmak lazım. Ben küfrü değil ama argoyu dilin zenginliği olarak görüyorum. İşi karabiber tadında lezzetlendirmek için... Buna özen gösterirseniz daha zengin, içerikli ve eleştiride de daha rahat kullanacağınız bir dil gelişir. Tersine davranırsanız tüketen, kabalaştıran, trollleştiren bir sürece gider. Böyle bir kısıtlama ve tıkanma yaşadığımızın farkındayım. Küfür hayatın her alanında var ama nerede nasıl kullandığınız ya da neye tepki olarak kullanıp kullanmadığınız daha önemli. Saygın, temiz bir dille ama argoyu da gözardı etmeden, sokak dilini dışlamadan, bir orta yol bulunup yeni söylem geliştirilebilir. Hızlı bir değişim ve bozuşma yaşıyoruz, değer yargılarının da hızla değiştiği bir dönem. Türkiye’de birkaç tane Türkiye var. Doğal olarak mizah da birbirinden çok farklı oluyor. 

Pasaparola, hayatımıza farklı bir bilgi yarışması konsepti getirmişti. Hem eğleniyor hem de öğreniyorduk. Yeniden böyle bir yarışma programıyla ekrana dönmeyi düşünür müsünüz?

Tabii ki. Ama bunun da kuralları var. Öncelikle devamlılık. Yıllar içinde 3 ayrı kanalda 700 bölüm program yaptım. Bir yarışma yaparken de, nerede yayınlarlarsa yayınlasınlar (haber önü, primetime) beklentilerim var. Formatın iyi uyarlanması, pek çok toplumsal kesimi kucaklaması, eğlendirip bilgilendirecek içeriğinin belirlenmesi gibi düşüncelerim var. Bunları gerçekleştirebilirsem yapacağım. YouTube’da 10 Soru Bükücü diye bir yarışma yaptık. Her gün bir ünlü konuk vardı. YouTube’da da bu şekilde bir içerik üretilebileceğini, yarışmanın olabileceğini gösterdik. Pasaparola rüştünü ispat etmiş çok önemli bir format. Kendisini kanıtladı. Doğru bir iş olduğunu, iyi uyarladığımızı, iyi sonuç aldığımızı biliyorum. Her saatte denendi ve başarısını kanıtladı. 

Pasaparola geri dönecek mi?

Pasaparola geri dönecekse mutlaka sizinle dönmeli, yoksa aynı tadı bulmayacağımızı düşünüyorum. 

Televizyon dünyasında hiçbirimizin yeri doldurulmaz değil ama emek vermiş birilerinin de emeğine saygı duyulmasından tabii ki mutlu olurum. Televizyonda yarışma yapmayı istiyorum. Ama televizyon olmazsa da YouTube’da yapıyorum.

YouTube’da 10 Soru Bükücü adlı programınızdan bahsettiniz. Ünlüler ve fenomenleri gelirken gergin oluyor mı? Çünkü artık capslerde çok acımasızca dalga geçiliyor... 

Benim de bilmediğim çok şey var ve bu son derece normal. O atmosfer içerisinde soruların hepsini yanıtlayamayabiliriz. Önemli olan bilgiyi nerede, nasıl kullandığınız. Önemli olanın bilgi sınama değil, beraberce eğlenme olduğuna inanıyorum. O güveni yarattıktan sonra zaten konuklara yürüyebiliyorum. Onlar da o güvenden sonra geldiler. Dertleri, “Metin Uca bizi açmaza mı düşürecek?” olmadı hiçbir zaman. Bilmemek de normal. Önemli olan kayıtsız kalmamak, yaşadığın günlerin farkında olmak ve bununla ilgili sorunlar yaşamamak. Ünlü olmayan, sadece bilgisini sınayıp armağan için yarışan insanlar için de bir girişimimiz olacak. 

Yaşadığım ülkeyi anlamaya çalışıyorum

Çok yönlü olduğunuzu biliyoruz. Siz kendinizi hangi alana daha yakın buluyorsunuz? Habercilik mi, tiyatro mu, sunuculuk mu?

Habercilik bir reflekstir, terbiyedir, eğitimdir. Ama artık aktif gazetecilik yapmıyorum. Eş zamanlı ve çoklu kariyer planlaması sayesinde sadece gazetecilik eğitimi değil başka eğitimler de almıştım. Televizyoncu ve anlatıcı-sunucu kimliğimi yapımcı kimliğimle birleştirdim. İnsanın kendini tanımlaması çok zor. Bunu başkalarına bırakmak gerek. Ben kafayı insanların soru işaretlerini çoğaltmak ve eğlenmek üzerine bozmuş, 50’li yaşlarını aşmış, yaşamadığı kalmamış, ülkesini ve insanlarını çok seven ve onlar için içerik üretmeye çalışan bir deli anlatıcı diye tanımlıyorum kendimi. Bunu yaparken de çocukluk naifliğini yitirmemek, nereden geldiğini bilmek ve kimler için ne ürettiğini bilmek gibi, bazılarına göre modası geçmiş ya da romantizm zannettikleri değerleri korumaya çalışıyorum. 

Severek takip ettiğiniz televizyoncular kimler?

Elimden geldiği kadar işini namuslu yapan herkesi izlemeye çalışıyorum. Yurt dışında neler üretiliyor, kimler ne yapıyor, bizim ülkemize nasıl yansıyor? Bunları elimden geldiği kadar izliyorum. Buna tek kişilik şovlar ve eğlence programları dahil. Genelde televizyon izleyen değil, yayını daha sonra Youtube üzerinden izleyenlerdenim. 60’lı yaşlarına gelen biri olarak 20’li yaşlardaki insanlar da dahil çok geniş bir kesimi anlamak, değerlendirmek ve anlamlandırmak zorundayım. Yaşadığım ülkeyi anlamaya çalışan biri olarak bunu yapmak zorundayım.

Kimseyi üzmedim, kendimle de tutarlıyım

Kelebek Etkisi filmini bilirsiniz... Geriye dönseniz neyi değiştirmek isterdiniz?

Değiştiremeyeceğim şey için uğraşmadım, değiştirebileceğim şeyler için uğraştım. Var olan değişime hızlandırıcı bir katkım olduysa ne mutlu. 

Bir konuşmanızda denk geldim, “Ben evlenilecek değil eğlenilecek adamım” diyorsunuz. Burada ne demek istiyorsunuz? İlişkilere bakış açınızı merak ediyorum...  

Kadınlara yönelik aşağılamaya tepki olarak söylediğim bir sözdü. Bir kadınla yola çıkmaya evet ama toplumun istediği veya ideal gösterdiği kurallarda çok başarılı olacağıma inanmıyorum. Bu yüzden böyle bir esprinin arkasına sığınmıştım o dönemde. Doğrudur da. Benimle eğlenmek çok daha keyiflidir. İyi bir sevdalı ve iyi bir aşık olmayı tercih ettim. Bu belki de iyi bir koca olamadığım içindir. Kimsenin kocası ve babası olmadım ama çok iyi bir aşık ve arkadaş olmaya her zaman özen gösterdim. Bunun için de pişman değilim; çok şey öğrendim, çok şey paylaştım. Bu sözü söylediğimde 30'larımdaydım, şimdi 60'larıma geliyorum. Hala aynı şeyi söylüyorum. Kimseyi üzmedim, kendimle de tutarlıyım.

Evliliğin bir toplum dayatması olduğunu ve insanların karar özgürlüklerine müdahale olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu konuda yorum yapmamaya çalışıyorum çünkü bir laf vardır “Bekara boşanmak kolaydır” diye. Ben o rutinin içinde kalmak istemedim. O rutini gönüllü üstlenen başka zevkler, başka mutluluklar, başka heyecanlar peşinden koşan erkekleri ve kadınları anladım. İki kişilik aşkı sonsuz bir evliliğe götürebilen varsa ki var, onlara da saygım sonsuz. Türkiye’yi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri aile yapısı. Belirleyici şeyin sevgi olduğunu düşünüyorum. Bir kadını ilk günkü heyecan ve sevgiyle istiyorsanız bunu başarıyorsunuz demektir. Eğer başaramıyorsanız sorunlar var demektir. 

Sosyal medyanın güzelliklerini biliyoruz ama yanı sıra bu yayılım hızının getirdiği bazı durumlar oluyor. Zaman zaman ağır eleştirilere maruz kalıyorsunuz. Bu sizi demoralize ediyor mu?

Asla! Bu eleştiriyi yapan da eleştiriyi anlamıyor çünkü. İnsanlara en başından ironiyi, gülmeceyi, hayata bakışı, tarihi ve insan ilişkilerini anlatman gereken yorumlar, haller söz konusu. Eleştiriye açık olmak başka bir şey elbette. Saygı duyduğum, ciddiye aldığım eleştiriyi anlamaya, anlamlandırmaya, hatta gerektiğinde yanıt vermeye çalışıyorum.

Eleştiri demişken, kendinizi eleştirdiğiniz ve tahammül edilemez bulduğunuz bir huyunuz var mı, ya da takıntılarınız?

Var tabii ama söylemem. O yüzden de zaten yalnız kalmayı ve olmayı tercih ettim; çünkü onun başkaları üzerinde bırakacağı etkinin de böyle olacağını düşünüyorum.

Bir güzellik yarışması sorusu daha geliyor: Sihirli bir değneğiniz olsa neyi değiştirirdiniz?

Soru sorma geleneğini ortaya çıkarmaya çalışırdım. İnanmama, kuşku duyma, bilimsel yöntemlerle bakarak doğruyu aramaya yönelik bir anlayış oluştururdum. Ama ne yazık ki böyle bir durum yok.

Yazarlarımızdan

25 Şubat 2021, Perşembe 07:01
25 Şubat 2021, Perşembe 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder