Önce bencilliğe dur de!

AA

Öğretmenken öğrencilerime söylediğim bir söz vardı: “Ödevlerini yapmaman ya da ders çalışmaman seni ilgilendirir. Bunlar için sana kızamam. Fakat yaptığın yanlış başka birini etkiliyorsa, bu duruma müdahale etmem gerek.”

Hayatımın felsefesi de her zaman bu yönde olmuştur. İnsan kendini etkileyecek durumlardan kendisi mesuldür ama toplumu etkileyen durumlardan “Ben de böyleyim” deyip sıyrılamaz. Çocuklar yaşları gereği yaptıkları yanlışların doğuracağı problemleri görmez. Dolayısıyla onları bizim uyarmamız gerek. Onlar arkadaşlarını şakasına veya bir anlık öfkeyle iter, bunun sonucunda arkadaşının merdivenden düşeceğini, sakat kalacağını düşünmezler. Bu yüzden hayattaki en değerlilerimizin yaptığı yanlışlar başkalarının hayatını karartacaksa bu duruma bir 'dur' demeliyiz. Günümüzdeyse aileler tam tersi durumlara odaklanmış durumda. Çocukların dersleri, istekleri, mutlulukları derken yaşamlarında başka insanların haklarına ne kadar saygı duyuyorlar, insanlara zarar veriyorlar mı, toplum kurallarını ne kadar benimsemişler pek de umursamıyorlar.


Sevinçlerimiz bile bencil

İşte küçükken öğretemediğimiz erdemlerin yetişkinken çilesini çekiyoruz. Bizim için tarihi kalıntı demek, doğa güzelliği demek; çöp demek, poşet demek. Kendimizi savunmaya ve bencil olmaya o kadar alışmışız ki biri yere attığımız çöp için bizi uyarsa ağız dolusu “Sana ne?” diye bağırabiliyoruz. Yüz kızarması bizim toplumumuzda utanma duygusundan değil, öfkeden oluyor. Önümüze bir araba kırdıysa ve biz kornaya bastıysak “Afedersiniz” yerine “Ne be! Geç işte şuradan” cümlesini duyabiliriz. Dar bir merdivenin ortasında duran bir kişiye, “Pardon geçebilir miyim?” deriz; sanki yanlış bir davranış sergilemişiz gibi delici bakışlara maruz kalırız.

Sevinçlerimiz de bencildir. Düğün olur, asker uğurlaması olur, maç kazanılır; biz kimseyi düşünmeden, saat kaç olursa olsun, atlarız arabamıza, abanırız kornalarımıza, sevincimizi kutlarız. Sanki bizim düğünümüz hastaların çok umurundaymış gibi ya da bebeğini zor uyutan anne paylaşacakmış gibi bu sevinci. Sırf arkadaşlarımızla keyif alalım diye “drift” atarken, kaç kişinin vergisiyle yapıldığını düşünmeden asfaltı mahvedebiliriz, bu hakkı kendimizde görebiliriz. Çünkü küçükken arkadaşımızın malına zarar verirken ailemiz uyarmamıştır bizi.

Bencil sevinçlerimizin en ağır sonuçlar doğuranı ise, şüphesiz silahlar. Bir insan hangi mantıkla silahla sevinir? Biri öldürme ya da yaralama ihtimaliyle sevinmek mi olur? Sevincin yanı sıra bir de hobi diye adlandırılanı var bu durumun. Canlıları öldürerek mutlu oluyorsunuz, adına da hobi diyorsunuz ne acı!

Konuyu Tolstoy çok güzel özetlemiş; “İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.”

Doğru söze ne denir ki? 

Sıradaki haber yükleniyor...