İnsan, hayatının bir döneminde kendisine ait sandığı kararların aslında ne kadarının kendisinden çıktığını sorguluyor.
Ben de bir süredir bunu düşünüyorum.
Kaç kararımı gerçekten ben verdim?
Kaçından önce “Ben ne istiyorum?” diye sordum, kaçında önce başkalarının ne düşüneceğini hesapladım?
İnsan bazen kendi hayatının öznesi olduğunu sanırken, başkalarının beklentilerinin sessiz bir nesnesine dönüşebiliyor. Üstelik bunun nasıl olduğunu da çoğu zaman fark etmiyor. Çünkü kimse bize açıkça “Kendinden vazgeç” demiyor.
Daha incelikli oluyor her şey.
“Onu da düşün.”
“Böyle yaparsan yanlış anlaşılabilirsin.”
“Biraz daha sabret.”
“Şimdi sırası değil.”
“İnsanlar ne der?”
Ve biz, farkına varmadan kendi hayatımızın kenarına çekiliyoruz.
Ben uzun süre böyle yaşadım.
Bir yere gitmeden önce kiminle gideceğimi, bir karar vermeden önce kimin ne düşüneceğini, bir şeyden vazgeçmeden önce kimi kıracağımı düşündüm.
Kendi isteğim, kararın son sırasında bekleyen bir misafir gibiydi.
Önce herkesin gönlü olsun, sonra benimki…
Sonra bir gün bunun ne kadar yorucu olduğunu fark ettim.
İnsanın sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşaması, dışarıdan bakıldığında fedakârlık gibi görünüyor. Oysa bazen fedakârlık dediğimiz şey, insanın kendisine karşı yaptığı en uzun süreli haksızlık olabiliyor.
Çünkü başkalarını kırmamak uğruna kendimizi kırdığımızda, bunu kimse alkışlamıyor.
Kimse eve gidip bizim sustuğumuz cümleleri düşünmüyor.
Kimse gece yatağımıza uzandığımızda içimizden geçenleri bilmiyor.
O hayatı yaşayan yine biz oluyoruz.
Bunu anladığım gün, çok büyük bir karar vermedim.
Bir hayatı baştan aşağı değiştirmedim.
Sadece küçük bir şey yaptım.
Canımın istediği bir yere, kimseyi beklemeden gittim.
Tek başıma oturdum.
Bir kahve söyledim.
Etrafımdaki insanlara baktım.
Ve ilk kez yalnızlığımı açıklama ihtiyacı hissetmedim.
Kimsenin beni beklemiyor oluşunu bir eksiklik olarak görmedim.
Çünkü orada birini beklemiyordum.
Kendimi bekliyordum.
Belki de mesele tam olarak buydu.
İnsan bazen başkalarının hayatındaki yerini korumaya çalışırken kendi hayatındaki yerini kaybediyor.
O gün anladım ki kendi istediğim bir şeyi yapabilmek, sanıldığı kadar büyük ve gösterişli bir özgürlük değil.
Bazen özgürlük, istemediğin bir yere gitmemektir.
Bazen bir daveti geri çevirmektir.
Bazen sırf herkes seviyor diye sevmediğin bir şeyi sevmek zorunda olmadığını kabul etmektir.
Bazen “Hayır” dediğinde arkasına uzun bir açıklama eklememektir.
Ve bazen de hiçbir sebep aramadan, sadece “Ben böyle istiyorum.” diyebilmektir.
Bu cümle dışarıdan ne kadar basit görünse de benim için yıllarca kurulması zor bir cümleydi.
Çünkü bize çocukluktan itibaren başkalarını hesaba katmak öğretiliyor.
İyi evlat ol.
İyi arkadaş ol.
İyi eş ol.
İyi insan ol.
Fakat bütün bu “iyi”lerin arasında insanın kendisine karşı iyi olmayı öğrenmesi çoğu zaman unutuluyor.
Oysa kişinin kendisine ait bir hayatı olduğunu kabul etmesi bencillik değil.
Bence asıl mesele, başkalarını önemsemekle kendini yok saymak arasındaki çizgiyi görebilmek.
Ben artık o çizgiyi öğreniyorum.
Hâlâ bazen suçluluk duyuyorum.
Hâlâ “Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşündüğüm oluyor.
Ama artık başka bir sorum daha var:
“Ben bunu gerçekten istiyor muyum?”
Ve bu soru, hayatımda sandığımdan çok daha fazla şeyi değiştiriyor.
Çünkü insanın kendisine sormayı unuttuğu en basit soru belki de bu.
Ne istiyorsun?
Gerçekten ne istiyorsun?
Kimsenin beklentisini, kırılma ihtimalini, yorumunu, onayını hesaba katmadan…
Sen ne istiyorsun?
Ben bu sorunun cevabını yeni yeni öğreniyorum.
Belki bundan sonra da yanılacağım.
Belki bazı seçimlerim yanlış çıkacak.
Ama artık yanlışlarımın bile bana ait olmasını istiyorum.
Çünkü başkalarının doğrularını kusursuz biçimde yaşamak yerine, kendi hayatımı kendi kararlarımla kurmayı tercih ediyorum.
Ve bugün geldiğim yerde şunu biliyorum:
Hayat, herkesin senden beklediği kişi olabilmen için verilmiş bir ödev değil.
Bazen bütün mesele, kendine dönüp sessizce şunu söyleyebilmek:
“Bu kez başkasının istediğini değil, benim istediğimi yapacağım.”
Belki hayatımda ilk kez gerçekten kendime ait bir karar veriyorum.
Ve ilk kez, bunun için kimseden izin istemiyorum.
