Aşk nedir?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Klasikleri tekrar okumaya başladığımda Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar' kitabındaki bir cümlesi aklıma takıldı:

Aşk, iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır.

Akabinde çok yakın bir arkadaşım "Aşk nedir?" diye sordu ve direkt konuya girerek "Sence aşk yakar mı?" dedi. Hemen aklıma gelen ilk cümleyi söyledim:

Aşk, sevilen kişinin, seven kişiye kendisi üzerinde zorbalık yapma hakkını hediye etmesidir. Bu nedenle evet, aşk yakar.

Açıkçası kötümser bir bakış açısında değilim. "Aşk nedir?" sorusuna, "Marketten süt alırken süte sırıtarak bakmaktır" diye basit bir örnek de verebilirim. Ancak arkadaşımın daha detaylı bir ilgi istediğini bildiğim için biraz daha anlatmak istedim.

Aşkın içine her örneklemeyi koyabilirsin. Kimine göre kalbinde çiçek açarken yaralanmak, kimine göre diyalektiği çökerten, içinde sevgi ve nefreti aynı anda barındıran, biri olmasa diğeri var olamayacak bir çılgınlıktır. İnsanın bir başka beden ve ruhta kendini araması ve sevmesidir. Bazen ısrarla imkansızı istemektir. İki kişinin karşı karşıya oturup birbirine bakması değil, yan yana oturup aynı yere bakmasıdır.

Aşkı iki beden arasındaki ilişkiden ziyade iki gönül arasındaki bağ olarak görenler için güzeldir. Aslında, gerçekliğe karşı sürrealist bir eylemdir. Seni defalarca yaralasa bile dönüp dolaşıp gittiğin, çatısı su sızdırsa da terk etmediğin, sığındığın evin gibidir. Emin olun; bazen çok sevmek değil, bencilce çok sevilmeyi istemektir. Aşk acısı da, ''Neden beni çok sevmedin?'' kabullenemeyişidir bazı ilişkilerde. Haziran sıcağında "Gel artık, üşüyorum" dedirten, dünyanın en güzel ve en acımasız rahatsızlığı...

Belki de aşkın tarifini yapmak başlı başına saçma. Böyle bir soru olamaz. Aşkın salt bir tarifi olmamalı. Somut şeyler tarif edilir, aşk tarif edilirse objeleşir. Genç bir adamken sevdiğin kadının omuzlarında ikamet ettiğini düşündüğün bir duygu, belki omuzlarına konan üç günlük kelebek ruhudur ve 3 günde bitmiştir! Çünkü insan demlendikçe öğrenir, büyür, uzar, serpilip yaşlanır. Sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır.

Bu nedenle yer yer aşk kaostur. Bunu göz ardı etmemek gerek. Her insana bipolar devinimler yaşatır. Kimyanın bozulduğu da kesin. Bunu net olarak söyleyebilirim.

Tasavvufi olarak varlığının tezahürünü bilmek isteyen tanrı, kendi suretinden olan insanı yaratır. Yani aslında somut bir varlığı olmayan insan, bir yansıma olup Tanrı’nın kendisini görebilmesi için bir ayna görevi görür. Aynaya baktığımızda aslında gerçekte olmayan yansımamızı gözbebeklerinde kendimizi görmemiz gibi... Bu durumda bir yanılsama olan insanın kendi özüne, yani Tanrı’ya dönebilmesi için, nefsini yenerek suret olan durumdan asıl duruma yönelip kaynaşabilmesinin yolu aşık olmaktan geçiyor. Yani, bir ırmağın okyanusa ulaşıp sonsuz suyla buluşabilmesi için yaptığı 'akma' eylemi gibi, insanın da Tanrı’ya ve sonsuz iyiliğe ulaşabilmek için yaptığı 'sevme' eylemidir aşk. Bu nedenle acı çeker insan. Aslında herkesin cevabını kendinde araması gereken bir olgudur. Başkasından öğrenilmez, mümkün değil, çünkü kulaklar arası basınç farkı vardır, haksız mıyım?

Yazımı bitirirken değinmeden geçemiyorum.

Aşk eskiden kulaktan kulağa bir sırdı. Şimdi hamburger misali herkes onu ısırdı. Yerli yersiz, gerekli gereksiz. Hızlıca fücceten ve büyük bir bölümü samimiyetsiz...

Bir doktora sordum "Aşk nedir?"

"Bu hastalıkla karşılaşmadım" dedi.

Bir öğretmene sordum "Aşk nedir?"

"Bu dersi geçmedim" dedi.

Bir şoföre sordum "Aşk nedir?"

"Bu yoldan geçmedim" dedi.

Bir çocuğa sordum "Aşk nedir?"

"Bu oyunu oynamadım" dedi.

En son bir deliye sordum "Aşk nedir?"

"Beni bu hale getiren" dedi.

Aşk, birini olduğu gibi kabul etmektir. Aranızda kaç kişi aşağıda yazdığım cümleyi samimiyetle kurabilir?

"Hayata farklı pencerelerden bakıyoruz" dedi kadın. "Olsun, aynı manzaraya bakıyoruz" dedi adam.

Tebesümle kalın.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder