Pencereleri perdesiz evler

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı esnasında, komşuları bahçede çamaşır asıyormuş. Kadın kocasına “Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor” demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış “Bak" demiş kocasına, “Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba?"

“Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim” diye cevap vermiş kocası. 

Kısa bir fıkrayla başlamak istedim yazıma. Gerçekleri nasıl gördüğünüz, nasıl görmediğiniz, görmediğimiz hakkında konuşmak istedim. 

'Sound Of My Voice' adında izlediğim bir filmdeki çok kısa bir sahne hafızamda derin izler bıraktı.

Yalan ikna edici olabilir .Neyse ki gerçek çok daha ikna edicidir. 

Aslında bütün bu anlattıklarım ve yazdıklarım kristal saflığında gerçekler. Sadece bunu dinlemek ya da yazılanları okumanın bile kendisinde güç var. Ama buna mukabil anlattıklarım, benim zihnim üzerinden atlanması gereken başka bir sorun olduğu düşüncesini bırakmayacak. Sonra da zihne direnç gelecek ve araştırma yapabilmek için gücüm kalmadığını hissedeceğim. Söylediklerim yeni ve farklı şeyler değil. Ama zamansızlığı ve her zaman taze oluşu anlamında özgün. Çağlar boyunca bilgeler basit gerçeği keşfetti ve sayısız arayışçıya devamlı olarak içsel araştırmayı işaret etti ki böylece onlar da bunu kendi içlerinde netleştirip onaylayabilsin. Ben de diyorum ki, zamanı öldürmeyi bırakın! Eğer arzu duyduğunuz hakikat ise, meselenin doğrudan kökenine inin. Etrafı koklayıp durarak hiçbir yere varamayacaksınız. Artık karşımda konuşacak kişiler için söyleyeceğim şey şu: "Net ol. Net ol ki net olabileyim."

İnsan, evrim aşamaları esnasında hareket halindeyken aklını kullanabilme yetisi kazanır ve bu yetiyle beraber, görünmeyeni hissedebilme yönünde büyük mesafeler kat eder. Zeka dediğimiz öge, insanın kazandığı tüm yetenekleri ihtiyaç olduğu zaman harekete geçirerek insan ve dünya hakkında, ihtiyacı olan kavrayış olanağını ona verir. Bu noktada, optik yeteneklerimiz, insan için günlük yaşamın gereklerini sağlamanın ötesinde, giderek önemini yitirir. Bir şey, aşk, sevgi, iş, sohbet veya herhangi bir şey, kendi hayat süresini bitirdiğinde veya kendi limitini aştığında, tersine bir oluşum içine girer. Yükselen alçalmaya, güçlenen zayıflamaya ve ilerleyen gerilemeye başlar. Bu nedenle kurduğunuz her ilişkide, her iletişimde, hakikati arayın. Karşınızdakinin karşısına hakikatle çıkın. "Ben buradayım" diyebilirsiniz. Herkes kendini birey olarak her olayda haklı görüyor ancak sorun yaşadığı ya da iletişim kuramadığı kişileri haksız buluyor. Nedeni çok basit. Aynayı sadece saçlarını düzeltmek için kullanıyorlar. Aynaya dikkatli baksalar, başka amaçlar için de, farkındalık yaşamak için de baksalar, kendilerindeki hataları çok rahat fark edebilirler.Ancak buna ihtiyaç duymuyorlar. 

Yaşadıklarım ve anladığım kadarıyla muhtemelen kalplerimizde vahşet var. Biz asla bu düşmanlık, intikam eğilimlerimizden kurtulamadık. Korkularımızdan, üzüntülerimizden, yaralarımızdan ve olağan varoluş ıstırabımızdan... Asla huzur ve rahata kavuşamadık, belki de istemiyoruz insan olarak, her daim bir ıstırap içindeyiz. Tüm bunlar hayatımızın ,olağan ıstırabımızın bir kısmı olmuştur. Çünkü kimse gerçek sevgiyi içinde taşımıyor. İnsanlık sevgi olmadan birçok yöntemle bu acıdan kurtulmaya çalıştı. Kendisini bir ideal eve, inanca teslim etti ve orada yaşamaktan çok memnunlar. Fakat bu üzüntü sona ermeyecekmiş gibi gözüküyor ve biz bu üzüntülerle yaşamaya alışır hale geldik. Ona katlanıyoruz, tahammül ediyoruz ama asla o muazzam farkındalık hissiyle kendimize ciddi bir şekilde "Bu üzüntülerin sona ermesi mümkün müdür?" diye sormuyoruz. Çünkü gereğinden fazla garip yaratıklarız. Nerede hırs varsa, ister fiziksel, ister psikolojik alemde olsun; her şeyde en üstün olma ve büyük başarı elde etme, dini ya da fiziksel açıdan güç sahibi olma hırsı olduğunda sevgi var olabilir mi ? Elbette ki var olamaz. Biz bunu var olamayacağının farkında olmamıza rağmen sürdürebiliyoruz. Unutmayın, hakikat güzellik gibidir, onu ne kadar çok kişi görürse o kadar berraklaşır.

Her şeye rağmen hep anlatıyorum; halen de susmuyorum, yazıyorum.

"Neden halen anlatıyorsun?" diye soracak olursanız

Yeri geldi kırdılar, üzdüler; yeri geldi ezmeye çalıştılar, gönül koyduk, baktık olmadı, biz de çay koyduk ve her şeye yeniden başladık. Siz de yeniden başlamak için zaman kaybetmeyin.

Yaşamda hiçbir şeye yenilmeyecek olan en güçlü duygu sevgidir.

Ne gurur, ne huzur onun yerini alamaz, yerini dolduramaz, hiçbir şeyle kıyaslanamaz hiçbir duygu ona tercih edilemez. Sınırsız, beklentisiz , karşılıksız ve koşulsuz bir sevginin açamayacağı kapı, çözemeyeceği sorun yoktur, olmamalıdır. 

İşte bu yüzdendir ki, gerçeklik ile hakikat içerisinde gördüğünüz sevgi özen gerektirir. Özen vermezseniz özen alamazsınız.

Sevgi durmak değil, eylem gerektirir.

Cenap boşuna dememiş; "Hayata dair gündüz kandilini hazırlamayan, karanlığa razı demektir."

Yazımın başında değindiğim pencere ve perde hikayesindeki gibi.

Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle...

Yazarlarımızdan

30 Eylül 2020, Çarşamba 08:33
30 Eylül 2020, Çarşamba 07:46
30 Eylül 2020, Çarşamba 07:42
Sıradaki haber yükleniyor...
holder