İçimizdeki boşluk üzerine

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Eğer sadece yüksek hayat standartlarında yaşayan kişilerden duysaydım bu ‘yakınma’yı, ‘lüks dertler bunlar’ diye düşünebilirdim. Ama çok farklı çevrelerden, çok değişik yaşam koşullarından gelen kişilerden de duyuyorum ‘içimdeki boşluk’ tabirini.

Niçin boşluk hisseder insan yüreğinde? Çok uzun zamandır duygularına uzak yaşadığı için mi? Duygularıyla yüzleşmekten kaçındığından, kendini yüzeysel yaşamaya mahkum ettiği için mi? Yoksa bu boşluk ve eksiklik duygusunu ‘öğretilmiş doğrular’la, ‘rastgele’ doldurmaya çalıştığı için mi?

İçinde yaşadığımız dönem ‘zihinsel ve entelektüel gelişim’ ile ‘başarı’ odaklı olduğu ve ‘duygu’ları, duygusallığı ‘kaybedenler’e ait şeylermiş gibi gösterdiği için, çoğumuz farkında olmadan uzaklaşıyoruz duygusal dünyalarımızdan. Görünürde, ‘somut’ anlamda zaferler kazanıyoruz kazanmasına ama duygusal anlamdaki ‘güdük’lüğümüz büyüyor, büyüdükçe donuklaştırıyor ve gel-gitler yaratarak dengesizleştiriyor bizi.

Belli hedefler koyuyoruz kendimize. Ulaştığımızda ‘eksiklikler’imizin kapanacağına inandığımız, somut hedefler. Bize ‘empoze’ edilen, isteyip istemediğimizi kendimize, yüreğimize sormaya gerek bile duymadığımız hedefler...

Ve birer ‘tik’ atıyoruz ulaştığımız her hedefin yanına. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sonuç odaklı olmalıyız çünkü. Öyle ya, hayatlarımız birer proje. Ne var ki, her ulaşılan hedef, ‘Bu da değilmiş’ duygusunu getiriyor beraberinde. ‘İçimizdeki boşluk’ hala orada duruyor çünkü. Ama hala aymıyoruz. ‘Başka bir hedef bulmalıyım’ diye düşünüyoruz ‘Önümüzdeki maçlara bakalım’ kafasıyla. Ve bir sonraki hedefe kilitleniyoruz.

‘An’ları algılayamıyor, yaşadıklarımızı sindiremiyor, yolculukların tadına varamıyor, hüzünlerden beslenemiyor, acılardan öğrenemiyor, risk alıp hayatın göbeğine değemiyoruz. Duygulardan kaçarak, hedeflere hızla koşuyor ve ucundan tuttuğumuz hayatlarımızda, içimizdeki boşluk duygusunu büyütüyoruz...

Sahi nerede Gayrimüslimler?

‘Meclis’teki kadın vekillerin sayısı artmalı’ diyoruz, kampanyalar düzenliyoruz, bir şekilde sesimizi duyuruyor, farkındalık yaratıyoruz. Yeni yeni de olsa‘Engelliler de Meclis’te temsil edilmeliler’i konuşmaya başlıyoruz. Kürt açılımını tartışıyor; Romanları kucaklıyoruz. Ama nedense bir grup kimsenin aklına gelmiyor. Gayrimüslimler bir şekilde ‘yok’muş gibi hareket ediliyor.

Hadi onlar birtakım çekincelerinden dolayı ‘Biz de Meclis’te temsil edilmek istiyoruz’ demiyorlar... Ya ‘demokrasi’ konusunda ahkam kesen büyüklerimiz? Onlar niye ‘demokrasi’nin gereklerini yerine getirme konusunda üstlerine düşeni yapıp Gayrimüslimlerden vekil adayı tayin etmiyorlar? Geçmişte, hem tek partili dönemde hem de çok partili hayata geçişte Gayrimüslim vekillerimiz olmuş. Özellikle de 1946-1960 döneminde önemli sayıda azınlık mensubu Meclis’te görev almış.

Gayrimüslim vekillerin ezici çoğunluğu Demokrat Parti’denmiş. Hatta şimdiki MHP’nin de 1957 yılı seçimlerinde İstanbul’dan üç vekil adayı azınlık mensubuymuş. 2011 yılının adaylarına baktığımızda tek bir Gayrimüslim aday bile göremiyoruz. Çünkü biz demokrasiyi çoğunluğun sesi sanıyoruz. Öyle sandığımız için de tribünlere oynamaya devam ediyoruz. Oysa gerçek demokrasi, her türden azınlığı temsil ettiği ve azınlıkta kalanları çoğunluğun gücünden koruduğu ölçüde yaşanabiliyor.

Annelerin tercihi, kızlarının kaderi

Henüz 13 yaşında olan bir kız çocuğunu magazin sayfalarında ‘aşk’ haberleriyle gündeme getirmek doğru değil. Bu çocuk, Hülya Avşar’ın kızı olsa bile.

Hülya Avşar, bu habere kızıp, tepki göstermekte haklı haklı olmasına da, bundan 13 sene geriye gidip kızı Zehra’nın doğum haberlerine baktığımızda bu günlerin geleceğini tahmin etmek de zor değil aslında. Zehra’nın daha doğmadan bir reklam filminde konuşarak ailesine para kazandırdığını; bebek odasının bir firma tarafından lüks bir şekilde döşendiğini; genç kız olana kadar giyim eşyalarının ücretsiz karşılanacak ilk bebek olma özelliğini taşıdığını; Avşar’ın doğum için hastaneye gitmek üzere evden çıktığı andan itibaren adım adım magazinciler tarafından takip edildiğini; TV kanallarının doğumu naklen yayınlamak için açık artırmaya girdiğini; daha doğmadan kendisi için altı koruma tutulan ilk bebek olduğunu hatırlayın. Bazı tercihler, o daha doğmadan yapılmış olduğu için, Zehra, kendi tercihlerini yaşama konusunda çok da şanslı görünmüyor aslında. Hele de Hülya Avşar gibi kendisi ve hayatı hakkında çok dobra konuşan, iddialı, cesur çıkışları olan, tabuları yıkmasıyla meşhur bir annenin kızı olmanın yükünün ağır olacağı ortada.

Ezcümle, çocuklarımızı kendi tercihlerini yapabilecek yaşlara gelene kadar koruyacağız tabii ki ama hayatın onlara getirdiklerinin bir ucunun da bizlerin daha evvel yapmış olduğu tercihlere dayandığını unutmayacağız.

Bu yazı 1 Mayıs 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder