Seyirci gözüyle; Güllerin Savaşı

06 Kasım 2015, Cuma 10:28
AA

1)    8 Temmuz 2014 akşamı bir papatya kazasıyla tanıdık Gülru ve Ömer’i. Hayatı boyunca yenilgiyi kabul etmeyen Gülfem Sipahi’nin köşkünün müştemilatında yaşayan Gülru’nun tek hayali Gülfem Sipahi olabilmekti. Dizinin farklı bir konusu ve güçlü bir oyuncu kadrosu vardı. Ömer, Gülfem’in eski ve büyük aşkıyken yurt dışına gitmiş, Enver Sipahi’nin ölümü üzerine İstanbul’a döndüğünde yolu Gülru ile kesişmiş ve aslında ilk karşılaştıkları andan itibaren Gülru hem aklında hem de kalbinde yer etmişti. Zamanla Gülru da ona karşı kayıtsız kalamayacak, yaşadıkları her an onları birbirine itecekti.



2)    Güllerin Savaşı çok yüksek reytinglerle başlamasa da her bölümde yükselen bir grafik çizmeyi başarmıştı. Öyle ki başarılı oyuncu Barış Kılıç’ın canlandırdığı Ömer Hekimoğlu karakteri hayata karşı duruşu ve Gülru’ya duyduğu aşk ile çoktan kadın seyircilerin idolü olmuştu. Gülfem’in adımlarını her daim hırsı ve yenilmeme arzusu yönlendirirken, Gülru duygularıyla yaşıyordu. Ömer Hekimoğlu’nun köşkün müştemilat kızına aşık olma sebebi tam da buydu. Çünkü o hayatında, her adımını planlayarak atan, her yaptığının ardında bir hesabı olan Gülfem’i değil, çocuksu saflığıyla yaşayan Gülru’yu istiyordu.



3)    Elbette her hikayede olduğu gibi Güllerin Savaşı’nda da Ömer ve Gülru’nun önüne engeller çıkacaktı. Ama nihayet 15. bölümde seyircinin istediği oldu ve yeniden Amerika’ya dönmek üzere olan Ömer’i, eski nişanlısı Mert’le zorla oturtulduğu nikah masasından kaçan Gülru geri döndürdü. Ömer ve Gülru artık sevgiliydi. Tüm olumsuzluklara rağmen aşklarını yaşamaya kararlıydı. Aslında hikaye tam da buradan sonra çok iyi yönlendirilemedi. On beş hafta boyunca Ömer ve Gülru’nun kavuşmasını bekleyen seyirci hemen ardından ayrılmalarına razı olamadı.  Peki başka hangi sebeplerden dolayı Güllerin Savaşı reyting kaybetti?



4)    Birincisi Ömer ve Gülru’nun birkaç romantik sahnesi olsa da seyirci bir türlü doya doya izleyemedi ÖmRu aşkını. Hep bir olumsuzluk, hep araya giren bir şeyler. İkinci bir sebep ise dizinin önemli karakterlerinin hikayenin akışı açısından erken bir zamanda diziden ayrılmış olmaları. Ana karakterlerden Mert birden kimsesiz kaldı mesela. Önce babası öldü sonra üvey annesi ve kız kardeşi gitti. Sonrasında ise Gülru’nun babası Salih Efendi’nin ölümüyle hikayenin mihenk taşlarından biri daha eksilmiş oldu ve bence dizi önemli bir parçasını kaybetti.



5)    Bir dizide yan rollerin hikayesi daraltıldığında senaryo başrollerin arasına sıkışıyor ve tekrara düşmek kaçınılmaz oluyor. Güllerin Savaşı’nda en büyük sıkıntı da bu bence. Ömer, Gülru ve Gülfem üçgeni dışında kalan karakterlere maalesef diziye sac ayağı olabilecek hikayeler yazılamadı. Hal böyle olunca da seyirci sıkılmaya başladı.



6)    Diğer önemli eksik ise yaratılan karakterlerin özelliklerinin bölümler ilerledikçe unutulması oldu. Ben diziyi hala izleyen biri olarak çok net söyleyebilirim ki ne Ömer Hekimoğlu’ndan ne de Gülru’dan eser kalmadı. Her iki karakter de birinci sezonda tanıdığımızın çok dışına çıktı. Elbette insanlar acı ve öfkeyle yapmayacakları şeyler yapabilirler ama karakterli, sağlam biriyken de canavara dönüşmezler. Gelin görün ki seyirci Ömer Hekimoğlu’nu ilk sezonda hayranlıkla izlerken, bu sezon neredeyse adamdan nefret edecekler.



7)    Ne sezon finalinde ne de yeni sezonda izlediğimiz Ömer Hekimoğlu tanıdığımız adam değildi. Mesela Gülru’nun bu dizi başladığında büyük bir ideali vardı. Ünlü bir modacı olacaktı ve bunu da kendi çabası ve yeteneği ile tek başına yapacaktı. Dizi bu duruma yer verilmesine verildi ama Gülru butiğini Cihan Sipahi ile evlendiğinde açabildi. Oysa bu yönde Gülru’ya daha sağlam bir hikaye yazılabilmiş olsaydı çok daha iyi olurdu. Hatta buradan gidilse Mebrure Hekimoğlu’na bir değişim durumu yaratılabilirdi. Yeni sezonun başlangıcında Gülru’nun o tezgahtar hali hiç içime sinmedi. İlk sezonda çok yetenekli gösterilen Gülru, Ömersiz kalınca bir anda konfeksiyonda tezgahtar olmuştu. Bu seyirciye nasıl inandırıcı gelebilirdi ki?



8)    En son izlediğimiz bölümde ise Gülfem ve Gülru’nun kardeş olduğu sinyalleri verildi. Aslında tam da burada Salih Efendi hayatta olmalıydı ki dizi aksiyon kazansın. Bunun Salih Efendi yokken ortaya çıkmış olması pek bir şey ifade etmeyecek ama yine de mevcut olanlar için çok etkisi yaratacaktır.



9)    Açıkçası çok uzun zamandır ilk defa bu haftaki fragman zihnimde ‘acaba ne olacak’ diye merak uyandırmayı başardı. Hikaye bundan sonra nasıl ilerler, Ömer ve Gülru arasında yerle bir edilen köprüler nasıl kurulur bilemiyorum ama içimde Güllerin Savaşı, Ocak-Şubat döneminde final yapacakmış gibi geliyor.


 

9

Sıradaki haber yükleniyor...