Çocukken ne kadar da özgürdük… Bir ağacın altına saatlerce otururduk, bir çiçeğe bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Yağmur damlalarını izlemek, uçurtma uçurmak ya da kendi hayal dünyamızda saatlerce kaybolmak… Her şey basit, her şey büyülüydü. Peki büyüyünce ne oldu da bu masumiyeti kaybettik? Neden yetişkin hayatının telaşı, sorumlulukları ve kaygıları, içimizdeki o saf neşeyi gölgede bıraktı?
Aslında kaybetmedik, sadece unuttuk. İçimizdeki çocuk hâlâ orada, sadece onun sesini duymayı bıraktık. Hâlâ oyun oynamak, hayal kurmak, merak etmek isteyen bir yanımız var; ama günlük koşuşturma ve alışkanlıklar onu sessizleştirdi.
O çocuğu yeniden bulmak için biraz yavaşla. Bir parka git, bir bulmacayı çözer gibi dünyayı yeniden keşfet, hayal kur, oyun oyna. Küçük şeylerde mutluluk bul, dikkatle etrafına bak; çünkü çocuk ruhu, en sıradan anlarda bile mucizeleri görür. İçindeki çocuğu hatırlamak, yaşam enerjini yeniden bulmaktır; sana neşe, yaratıcılık ve hafiflik getirir.
Unutma, içindeki çocuk senin özgürlüğün ve yaratıcılığın kaynağıdır. Ona kulak ver, onunla zaman geçir ve hayatın renklerini yeniden keşfet. Çünkü büyümek, çocukluğu kaybetmek değil; onu daha bilinçli bir şekilde taşımaktır.
