Serpil ErdoğanTekrarlayan kayıplar: Bedeni değil, en çok psikolojiyi yaralıyor

HABERİ PAYLAŞ

Tekrarlayan kayıplar: Bedeni değil, en çok psikolojiyi yaralıyor

Bazı acılar vardır, yüksek sesle konuşulmaz.
Bazıları ise istatistiklere sığmaz.

Tekrarlayan gebelik kayıpları da tam olarak böyle bir mesele. Tıbbi bir tanımı var ama yaşanana bakarsanız, mesele yalnızca tıp değil; derin bir psikolojik yıpranma.

Bu konuyu Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Numan Bayazıt’a sordum. İlk cümlesi aslında her şeyi özetliyordu:
“Tekrarlayan gebelik kayıpları, kadını sadece bedensel değil, ruhsal olarak da ciddi şekilde etkiler.”

İki kez yaşanıyorsa artık tesadüf sayılmıyor

Haberin Devamı

Tıpta “Tekrarlayan Gebelik Kayıpları” (TGK), bir kadının art arda iki ya da daha fazla gebeliğini kaybetmesi olarak tanımlanıyor. Bu gebelikler kan testiyle ya da ultrasonla tespit edilmiş olabilir.

Toplumda hâlâ “bir kez olduysa olur, tekrar etmez” anlayışı yaygın. Oysa her kayıp, bir sonrakinin psikolojik yükünü daha da ağırlaştırıyor. Bu yüzden bazı tetkiklerin ilk düşükten sonra bile kişiye özel olarak planlanabileceğini söylüyor Bayazıt.

Çünkü her düşük, kadının zihninde yalnızca “kaybedilen bir gebelik” değil; suçluluk, korku ve yetersizlik duygularını da beraberinde getiriyor.

Her zaman bir sebep bulunabiliyor mu? Ne yazık ki hayır

Günümüz imkânlarıyla TGK vakalarının yaklaşık yüzde 60’ında bir neden saptanabiliyor. En sık karşılaşılanlar ise rahimle ilgili yapısal sorunlar ve çiftlerden birine ait kromozomal anomaliler.

Rahim anomalileri doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Rahim içi perde, rahmin T ya da Y şeklinde olması, yarım rahim gibi yapılar en sık rastlanan doğuştan nedenler arasında. Sonradan gelişenler ise myomlar, polipler ve geçirilmiş enfeksiyon ya da ameliyatlara bağlı yapışıklıklar.

Bunların çoğu basit ultrason ve rahim filmiyle tespit edilebiliyor. Rahim ağzı yetmezliği de gözden kaçmaması gereken önemli bir başka neden.

Sorun bazen kadında değil, genetikte

TGK’lı çiftlerin yüzde 3-5’inde genetik faktörler devreye giriyor. Eşlerden birinin kromozom diziliminde bozukluk olması, gebeliğin sağlıklı devam etmesini zorlaştırabiliyor.

Haberin Devamı

İlginç olan şu: Bu kromozom bozuklukları kişide hiçbir sağlık sorunu yaratmayabiliyor. Ancak sperm ya da yumurtaya yansıdığında düşükle sonuçlanabiliyor. Translokasyonlar ve inversiyonlar bu grubun en sık görülen örnekleri.

Bağışıklık sistemi her zaman suçlu değil

Gebelik, bağışıklık sistemiyle yakından ilişkili bir süreç olduğu için yıllar içinde pek çok neden suçlanmış. Ancak bilimsel olarak gerçekten kanıtlanmış iki durum var:
Antifosfolipid Sendromu ve otoimmün tiroit hastalıkları.

Bayazıt’ın özellikle altını çizdiği nokta şu:
Bunun dışındaki pek çok bağışıklık testi ve trombofili paneli, ilk üç ay içindeki düşüklerle ilişkilendirilmediği için çoğu zaman gereksiz.

Yaşam tarzı faktörleri de masum değil

Obezite, aşırı zayıflık, sigara, alkol, yoğun kafein tüketimi ve ağır egzersiz…
Bunlar doğrudan neden olmasa bile TGK ile ilişkili bulunabiliyor. Yani beden kadar yaşam biçimi de bu sürecin parçası.

Son yıllarda erkek faktörü de daha fazla konuşuluyor. Sperm DNA hasarının düşüklere yol açabileceği düşünülüyor ancak testlerin güvenilirliği ve tedavinin net olmaması nedeniyle hâlâ tartışmalı bir alan. Yine de TGK söz konusuysa, erkeğin ürolojik muayenesinin atlanmaması gerektiğini özellikle vurguluyor Bayazıt.

Haberin Devamı

Tanıda fazlası değil, doğrusu önemli

Gereksiz testlerle çiftleri yormak yerine, gerçekten anlamlı tetkiklere odaklanmak gerekiyor.
Karyotip analizi, rahim değerlendirmeleri (ultrason, HSG, gerekirse MR), antifosfolipid sendromu taraması ve tiroit testleri tanının temelini oluşturuyor.

Her şeyi yapmak değil, doğru şeyi yapmak önemli.

Sebep bulunamazsa umut da bitiyor mu? Hayır

Belki de en kritik nokta burası. Çiftlerin yaklaşık yüzde 40’ında tedavi edilecek net bir neden bulunamıyor. Bu durum kadınlarda umutsuzluğu daha da derinleştiriyor.

Oysa bilimsel veriler şunu söylüyor:
Hiçbir tedavi yapılmasa bile, kendiliğinden oluşan yeni bir gebeliğin canlı doğumla sonuçlanma ihtimali oldukça yüksek. Genç yaş grubunda bu oran yüzde 70’in üzerine çıkabiliyor.

Bu bilgi, en azından psikolojik olarak çiftlere nefes aldırıyor.

Haberin Devamı

Tedavi mümkün olan durumlar var

Kromozom anomalilerinin bazı türlerinde PGT-A yöntemiyle sağlıklı embriyo seçilebiliyor. Rahim içi perde ve bazı yapısal bozukluklar histeroskopi ile düzeltilebiliyor. Rahim ağzı yetmezliğinde serklaj uygulanabiliyor. Antifosfolipid sendromunda ise kan sulandırıcı tedavilerle başarılı sonuçlar alınabiliyor.

Ama her rahim anomalisi ameliyat edilecek diye bir kural da yok. Örneğin yarım rahmi olan birçok kadının durumundan haberi bile olmadan sağlıklı doğum yapabildiği gerçeği çoğu zaman gözden kaçıyor.

Bu sadece tıbbi bir konu değil

Tekrarlayan gebelik kayıpları, kadının bedeninde değil; zihninde ve kalbinde iz bırakıyor. Her yeni gebelikte artan kaygı, “ya yine olursa” korkusu ve yalnızlık hissi çoğu zaman görünmez kalıyor.

Belki de bu yüzden bu konuyu konuşurken rakamlar kadar duyguları da hesaba katmak gerekiyor.

 

 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder