Bazı evlerde sessizlik, huzur değil; bastırılmış haykırışların yankısıdır. Aile sıcak bir yuva değil, kimliğini ararken kaybettiğin bir labirent olabilir. Elbette her aile böyle değil. Ama baskıcı, kontrolcü ve sınır tanımayan ailelerde büyüyenler için "aile" kelimesi, sevgi değil çoğu zaman yük anlamına gelir.
Bu köşe yazısı, anne babasını sevmeyen ya da onlara düşman olan çocukların manifestosu değil. Bu, kendi hayatını yaşamak isteyen bir bireylerin nefes alma hakkı.
Bazı aileler çocuklarını öyle sıkı sarar ki sevgi adı altında boğarlar. Hangi mesleği seçeceğine, ne zaman evleneceğine, ne giyeceğine, kimi seveceğine hatta nasıl düşüneceğine kadar her şeye karar verirler. Biz senin kötülüğünü mü istiyoruz bu yönlendirme, zamanla pasif, özgüvensiz ve kendini değersiz hisseden yetişkinler yaratır.
Peki özgürlük ne zaman başlar? Aileye kafa tuttuğumuzda mı, yoksa sınırlarımızı net çizdiğimizde mi? Bence aileyle savaşmak, aslında bir kopuş değil, bir doğuş olabilir. Kendi kimliğine, değerlerine, hayatına doğuş.
Özgürleşmek için illa bağları koparmak gerekmiyor ama bazı bağları yeniden tanımlamak gerekiyor. "Hayır" demeyi öğrenmek, kendi kararlarını almak, onay aramadan adım atmak… Bunlar savaş değil; bir bireyin büyüme sancılarıdır.
Baskıcı bir aileden geliyorsan, özgürlüğünü kazanmak başkalarına göre daha zor olabilir. Ama unutma: Özgürlük bazen uzaklara gitmekte değil, en yakındakilere karşı cesurca durabilmektedir.
