Bazı korkularımızın adını koymak kolaydır. Yükseklikten, yalnız kalmaktan, kaybetmekten, başarısız olmaktan korkarız. Ama bazen korktuğumuz şeyin kendisi değil, onun başımıza getirebileceği ihtimaldir. Bir kapıyı açmaktan değil, arkasında ne olduğunu bilmemekten çekiniriz.
Garip olan şu ki korkularımız çoğu zaman gerçekleşmemiş bir gelecekte yaşar. Henüz olmamış bir konuşmayı kafamızda defalarca yapar, henüz gitmediğimiz bir yolun sonunda ne olacağını düşünürüz. Sonra da daha hiçbir şey olmadan kendimizi geri çekeriz.
Oysa korkmak her zaman durmamız gerektiği anlamına gelmez. Bazen korku, bizim için önemli bir şeyin tam karşısında durduğumuzu gösterir. Yeni bir işe başlamak, birinden vazgeçmek, yeniden sevmek, yalnız başına bir karar vermek...
Belki de korkularımızı tamamen yok etmeye çalışmak yerine onlarla birlikte yürümeyi öğrenmeliyiz. Çünkü cesaret, hiç korkmamak değil; korkarken de hayatın kapısını çalabilmek. Sonuçta hayat, bütün ihtimalleri önceden garanti etseydi cesarete hiç ihtiyacımız olmazdı.
