Malum dava sonuçlandı: Metin Akpınar kabul etmediği kızına 6 milyon TL tazminat ödeyecek! Hikayeyi biliyorsunuzdur… Usta oyuncu Metin Akpınar’ın 1988 yılında dünyaya gelen ikiz kızları varmış. Kendisi yıllar sonra öğrenmiş ama babalık yapmayı istememiş. Kızı Duygu Nebioğlu’nun açtığı babalık davası 2023’te karara bağlanınca da tüm Türkiye olayı öğrendi. 35 yıl önce yaşanan tek gecelik ilişkiden doğan ikiz kızları anneleri terk ediyor, kızlar yetiştirme yurdunda büyüyor, bir aile tarafından evlatlık alınıp büyütülüyorlar, sonra dayılarından babalarının kim olduğunu öğreniyorlar, yıllar sonra bir tanesi babayla tanışıyor ama baba ‘hep bu anı bekliyormuş gibi’ kızı sarıp sarmalamadığı için gidip babalık davası açıyor. Olayın özeti bu.

Daha önce yazmıştım; tekrar yazıyorum ve aynı yerdeyim: Çocukların yaşadıkları hiç kolay değil, adil de değil, tamam. Ama seni istemeyen bir babaya mahkeme kararıyla sahip olsan ne olur, olmasan ne olur? Ya da şöyle sorayım: Bir adam; tek gecelik ilişkinin ardından, kendisine hiç sorulmadan doğurulan bir çocuğu bağrına basmak ve ona babalık yapmak zorunda mıdır? 81 yaşındayken kızları olduğunu öğrenmek, hormonal olarak baba hissetmeyi sağlar mı mesela? Dahası adil mi bu? 62 yıldır evli bu adam! Çocuk yapmamış, belki çocukları olamamış, bilemeyiz ama böyle bir özlemi, isteği yok belli ki. Zamanında bir kaçamak yapmış, o da onun ve karısının meselesidir, kimseyi ilgilendirmez. Sonra yıllar geçiyor, bir çocuk diyor ki “Ben senin kızınım!” Belki adamın haberi yoktur diye anlatmak istemiştir kızı, bu da normal… Ama seni anında nüfusuna geçirmemiş bir babaya ısrarla sahip olmayı anlamıyorum. Zorla babalık nasıl olacak? Hiç suçlamadan soruyorum; bunun sebebi gelecek güvencesi değilse ne?!
O gün böyle yazmıştım, şimdi ne oldu peki? Nebioğlu, babalık sorumluluğunu yerine getirmediği için Akpınar’a açtığı tazminat davasından 6 milyon TL kazandı. Kazandığı ‘zafer’den sonra da şöyle dedi: “Yıllardır yaşadığım o üzüntü ve çocukluk yaralarıma sahip çıkma arzusundan ötürü bu davayı açtık. Adalet yerini buldu.” Adalet yerini buldu mu sahiden? Çocukluk yaraların 6 milyon TL’ye kapandı mı? Süper valla! Neymiş, bu parayla önce zekatını verecekmiş, evi yokmuş, bir köy hayatı düzeni kuracakmış, bir araba alacakmış, hayvanlara ve kimsesiz çocuklara yardım eli uzatacakmış. 6 milyon TL’ye bunların hepsini zaten yapamazsın da, insan sormak istiyor: Bu muydu yani senin özlemini çektiğin babalık? Yasal olarak bir adam, çocuğuna bakmak, masraflarını karşılamak zorunda elbette ama bir gecelik ilişkinin sonrasında ‘sürpriz çocuk’ doğuranların hiç mi günahı yok? Hem bir adamın haberi olmadan onun çocuklarını doğuracaksın, hem onları ortalıkta bırakacaksın, onlar da yıllar sonra ‘baba biz geldik’ diyecek! Bence Duygu Hanım, annesine dava açmalıydı! ‘Hakkım var mı acaba?’ demeden herkes “hakkını” arıyor ya, işte buna deliriyorum. Neyse, 6 milyon TL’yi güle güle ye... Baba acısını dindirir umarım.
MAYMUN PUNCH'IN DRAMI VE BİZ
Önce Yaren Leylek’e taktık milletçe, hikayeler türettik.. Ardından, başını alıp bilinmeze giden penguene dertlendik. Geçen gün gölün ortasında ağlayan üzgün su samurunu da unutmayalım. Şimdi ise Japonya’daki minik maymun Punch ile travmalarımıza yeni travma ekliyoruz. Dalga geçmiyorum, insanın içine işliyor Punch’ın yalnızlığı. Annesi onu istemediği için, hayvanat bahçesi görevlileri Punch’a bir peluş maymun vermiş, günlerdir onunla oynuyor. Sonra arkadaşlar ediniyor, onlar da pataklayınca hayata küstüğü haberi geliyor. Biz de onunla birlikte heder oluyoruz. Çünkü Punch, çocukluğunda sarılma nedir bilmeyen herkese yarasını hatırlattı. Bazılarımızın yanlış insanlara sarılması da bu yüzden değil mi zaten? Yemin ediyorum bu hayvanlar alemi bitirecek bizi!

PUNCH'IN ANNESİ
Peki İkea’dan alınan ve Punch’a verilen peluş oyuncağın gündem olmasıyla birlikte, markanın fırsattan istifade ürün fotosuna Punch’ı da eklemesi kaç puan? Hatta peluş maymuna ‘Punch’ın annesi’ adı verilmiş. İşte pazarlama böyle bir şey!
TÜM ŞEHRE KENTSEL DÖNÜŞÜM
Günlerdir ev arıyorum İstanbul’un merkezi semtlerinde… Yeni yapılan binalar aşırı pahalı. Hatta net söyleyeyim; belli bir birikiminiz yoksa, her türlü ödeme planını koysunlar önünüze, işiniz zor. Eski binalara yöneldiğinizde, çoğu yıkık, dökük, bakımsız. Fena ötesi. Soruyorsunuz, çoğu 99’dan önce yapıldığı için depreme uygunlukları zaten sıfır. Bazı yerlerde bütün mahalleyi, hatta bütün bir semti kentsel dönüşüme sokmak gerek, durum öyle vahim. Öyle ha deyince dönüştürmek kolay da değil, her şey para. İnsan işin içine girince görüyor ve daha çok korkuyor.
Algıda seçicilik belki benimki, deprem haberleri daha çok karşıma çıkıyor bu ara. Geçenlerde İstanbul Tabip Odası Deprem Çalışma Grubu Yürütme Kurulu’ndan Dr. Hasan Oğan, ‘sağlık kurumlarının da beklenen İstanbul-Marmara depremine hazır olmadığını’ açıklamış. Hatta “Düşündükçe uykularım kaçıyor” demiş. Nasıl olacak peki? Afet durumunda en fazla ihtiyaç duyulacak hizmet sağlık alanında olacak ama hastanelerin durumu da vahim. Ev bakarken anladım ki, 16 milyonluk metropolde sağ kalmamız mucize olacak.
