Futbol yorumcusu Ahmet Çakar, televizyonda Hadise’ye “Kezban, terbiyesiz, varoş” diyerek hakaret etmiş; Hadise de ne yapacak tabii, hemen tazminat davası açmıştı. Mahkeme sonuçlandı ve Çakar, 50 bin TL tazminat ödemeye mahkum edildi. Bu arada ne hikmetse Çakar’ın özür dileyesi tutmuş! “Yargı kararı doğrudur, bazen eleştiri maksadını aşıyor, Hadise Hanım hakkınızı helal edin, sizden ve yakınlarınızdan özür diliyorum” demiş. Çok delikanlıca değil mi? Hayır değil! Herkes ‘bravo, özür dilemek erdemdir’ falan diyor da, bırakın bu işleri... Dava sonuçlanmadan özür dileseydi bir anlamı olurdu o özrün. 50 bin TL ödememek için bu hallere girmek ayıp! Herkes köylü kurnazı olmuş tamam da, inandırıcı olacağını nereden çıkarıyor?

Mehmet Ali Erbil ‘tuvalete 5 kez girdikten sonra sifonu çektiğini’ açıklamış. Su tasarrufu yapıyormuş böylece. Bu bilgi bizde niye var mesela? Ben izlemiyorum bu tür insanları, maalesef önüme düşüyor her an sosyal medyada. Karısı da devam ediyor muhabbete, “Sifonu ben çekiyorum hep” diyor. Ne ideal ilişki değil mi?
Hülya Avşar yıllar önce Tarkan’a kızmış, “Bir metre boyunda, sadece göbek atıyor diye bu kadar havaya girmesine ne gerek var, dangalak” demişti ve ikili 15 yıl küs kalmıştı. Neyse, 15 yılın sonunda Avşar, Tarkan’ı aramış... Hayır, özür dilemek, pişmanlığını ve kabalığını dile getirmek için değil; kızına konser bileti istemek için! Okuyunca ‘yuh’ dedim. Utanma falan tedavülden kalkmış resmen. ‘Ben bu adama zamanında neler dedim, bu kadar düşüremem kendimi’ der, başka şekilde bulurdum o bileti ama onu aramazdım! Bu işin PR’cısı var, konserin bir sürü sponsoru var, onlara giderdim ama bir bilet için kendimi bu hale düşürmezdim şahsen. Daha önce ne annesi öldüğünde aramış, ne çocuğu olduğunda çünkü. Bilet için aramış ya! Tarkan işte, ne kibar ki vermiş biletini. Bugün de başkası adına utandık.
Hazal Kaya kimseye yaranamıyor nedense... Bir davette Meryem Uzerli’ye ‘Yaşlan artık be kadın’ dediği için eleştirildi mesela. Neden ki? Ben de yaşını göstermeyen kadınlara çok derim bu lafı; ‘ne güzelsin, taş gibisin’ manasına gelir, çok samimi bir takılma cümlesidir. Kimse de tepki göstermedi bugüne kadar. Sonra Gülşen’i izlemeye gitmiş, elini öpüp başına koydu diye bombardımana tutulmuş. E ama bu da çok samimiyettir, ‘başımın üstündesin’ manasına gelir, saygı içerir, büyüklüğe vurgudur. Ne var tüm bunlarda? Kadının sevgi dili böyle belki; ne karışıyorsunuz?

Sezen şarkıları ve diziler
“Son günlerde sürüsünden ayrılan penguen merak konusuydu. Sebebi kısa sürede ortaya çıktı: Aradığı ayrıcalığı İGA Pass’te buldu” diyen bir tanıtım. O sırada malum pengueni bir havalimanı buggy’sine binerken izliyoruz. Bayıldım ben yapılan bu işe ve reflekse. Bravo. Sezen Aksu ne başka bir şey ya... Önce ‘Uzak Şehir’ dizisinin jenerik müziği ‘De Mardin’in sözlerini yazıp düzenledi ve şarkı anında dillere pelesenk oldu... Şimdi de sıra ‘Eşref Rüya’da. Çağatay Ulusoy ve Demet Özdemir’in yer aldığı dizinin yeni bölümü için ‘Eşref Saati’ adlı bir şarkı yaptı Minik Serçe. Tıpkı ‘Uzak Şehir’de olduğu gibi Haluk Bilginer ve Aşkın Nur Yengi’nin kızları Nazlı Bilginer Yengi seslendirdi şarkıyı. Zaten Sezen Aksu’nun herhangi bir şarkısı bir sahneye eşlik edince, o sahnenin havası değişiyor, o sahne başkalaşıyor resmen. Onun büyüklüğü şaka mı yahu? Enteresan bir ülkeyiz gerçekten...
Penguen ‘ayrıcalığa’ yürümüş!
Son günlerde sürüden ayrılan bir pengueni konuşuyoruz malum... ‘Arızalı penguen’ diyorlar ona. Binlerce penguen hayatta kalmak, yemek yemek ve üremek için okyanusa doğru yürürken; o sürüyü terk edip tek başına ters istikamete gitmeye çalışıyor. 5 bin kilometre boyunca buzdan ve ölümden başka bir şeyin olmadığı dağlara doğru yürüyor. Eski bir belgesele ait bu görüntüler nedense yeniden viral oldu. Üzülecek yer arıyorduk herhalde! Peki video neden milyonlar tarafından izlendi? Çünkü bu penguenin davranışına anlam yüklemek istedik! Hayatta anlam verdiğimiz şeyler o kadar azaldı ki, anlam verdiğimiz şeylerin içi o kadar boşaldı ki, alan açtık kendimize. Bu arıza arkadaşın yaptığına ‘cesaret’ dediler, ‘yalnızlığı seçti’ dediler, ‘o bizim yapamadığımızı yaptı, alıp başını gitmek istedi’ dediler, ‘kendi hikayesini yazmak istedi’ dediler, neler demediler ki? Oysa bilim adamlarına göre yön bulma problemi olabilir bu. Yani hayvansal bir içgüdü. Bu kadar basit! Doğa kanunu gibi düşünmek yetmiyor bize nedense. Neyse o kadar derdimin arasında bu tatlı penguşu da kafama takmak istemiyorum müsaadeniz olursa... Ben, böyle bir hikayeden reklam yaratanları alkışlamak istiyorum. İstanbul Havalimanı’nda ayrıcalıklı hizmet veren İGA Pass, çok zekice bir sosyal medya reklamı hazırlamış, “Son günlerde sürüsünden ayrılan penguen merak konusuydu. Sebebi kısa sürede ortaya çıktı: Aradığı ayrıcalığı İGA Pass’te buldu” diyen bir tanıtım. O sırada malum pengueni bir havalimanı buggy’sine binerken izliyoruz. Bayıldım ben yapılan bu işe ve reflekse. Bravo.

Lavaşın çetesi mi olur ya?!
Tantunicileri haraca bağlayan çete varmış ülkede ya! Mersin’de, başta tantuniciler olmak üzere, lavaş ekmeği üreten işletmecileri haraca bağlayıp sonra da mekanı tehditle ele geçiren bir suç örgütü paketlenmiş. Düşünsenize, ‘lavaş işine gireyim’ deseniz, eli silahlı adamlar gelip haraç isteyecek! İşler hangi ara buraya geldi sahiden? Lavaşın çetesi olur mu ya, güldürmeyin insanı!
