Usta oyuncu Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrollerinde oynadığı ‘Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana’ filmi gişede büyük başarıya imza attı. 14 Kasım’da vizyona giren film, açılış haftasında 200 bini aşan izleyici rakamıyla gişenin zirvesine yerleşti. Fransız yapımı ‘Intouchables’tan (Can Dostum) uyarlanan film, şimdi de 10 Avrupa ülkesinde gösterime giriyor. Sinema adına sevindirici. ‘Yan Yana’ uzun zaman sonra beni de sinemaya çağıran film oldu. Orijinalini de izlemiş biri olarak söyleyeyim; hiç merak ederek gitmedim! Zaten biliyorsun ne izleyeceğini. Ama iyi gelsin diye gittim. İyi zaman geçirmek, keyif almak için gittim. Pişman da olmadım. Çok keyifli, samimi bir film olmuş. O yüzden “Ne gerek vardı bu uyarlamaya?” diyenleri hiç anlamadım!

Filmin açılış sahnesi bile olay. ‘İtfaiye’ şarkısı filmi bizden bir hikaye yapmaya yetmiş bile! Yamaç paraşütü kazası sonucu boynundan aşağısı felç kalan zengin Refik ile yardımcısı olarak işe alınan, geçmişi karışık Ferruh arasındaki dostluğu anlatan film; şunu bana yeniden hatırlattı: Şu hayatta bu kadar kasmaya hiç gerek yok! Biraz eğlen, şakalaş, anı yaşa. Tam benim kafa yani. Orijinali ile bu filmi karşılaştır derseniz; daha bizden, daha yakın, daha eğlenceli! Küfürler bizden olunca daha çok gülüyorsun mesela. Senaryoda Feyyaz Yiğit imzası var; ki onun kalemine de, oyunculuğuna da hayranım. O kadar abartısız ve doğal bir komik ki. ‘Ölümlü Dünya’dan beri takipteyim. Hele de Haluk Bilginer gibi, ne oynasa izleyeceğim biriyle yan yana gelmesi, yetti bu filmi izlemem için. Orijinalinden 30 dakika fazla. Ama hiç uzun gelmedi. Bence devam filmini de çeksinler. Mesela tekerli sandalyesinde aşık olan ‘Refik Bey’in sonrasında neler yaşadığını izlemeyelim mi? Ben çok isterdim kendi adıma. Son olarak… Bu filmi, sinema salonlarını yaşatmak için sinemada gösterime sokmak teşekkürü hak ediyor. O yüzden bir tebrik de yapımcı Muzaffer Yıldırım’a. Salonlar ölmesin diye uğraştığı için.
BU HAYAT HİKAYESİ FİLM OLUR!
Geçtiğimiz günlerde tanıştım meşhur kebapçı Bedri Usta ile. Konumuz yemek değildi, onun müthiş hayat hikayesini dinledik YouTube’taki ‘Lafla Karışık’ programında. Sevgisiz büyümüş, 7 yaşında hayata atılmış, hep çalışıp didinmiş ama hayatını yeniden inşa etmeyi başarmış bir adam. Öyle bir hayat ki; ‘Ustalıkla Pişer Hayat’ adında bir kitaba dönüşmüş. Şimdi de o kitap Çağan Irmak’ın elinde; bu hikayeyi bir filmle herkese anlatabilir mi diye okuyor. Mardin Midyat’ta doğuyor, yokluk içinde büyüyor Bedrettin Aydoğdu. Ne okul var, ne sevgi. Küçük yaşta kebapçıda çalışmaya başlıyor. Yevmiyesini akşam eve götürmediğinde babası eve almıyor. “Parkta 3 yıl yatmışlığım var. Para varsa eve gidiyordum, para yoksa parkta yatıyordum. Öyle ‘‘Bisikletim bozuldu, dondurma yedim, sinemaya gittim’ diye bir şey yok” sözleriyle anlatıyor pek de ‘çocuk olamadığı’ çocukluğunu. 7 yaşında para kazansın diye Adana’ya, bir akrabanın yanına yolluyor babası. Bir süre sonra akrabalar rahatsız olmasın diye günübirlik kiralanan odalarda yatmaya başlıyor. 10 yaşındayken, ‘belki artist olurum’ diye tek başına İstanbul yollarına düşüyor. Laleli’de bir kebapçıya başvuruyor ama ‘10 yaşında ne kebapçısı, yürü git’ diye kovuyorlar. Bulaşıkçı olarak işe giriyor, 4 ay sonra usta işten ayrılınca da ‘ben yaparım’ diyor. İnanmıyorlar, 10 tane koyun getirip önüne koyuyorlar.

O hayvanları ustalıkla kesip, dört dörtlük kaburga, pirzola, lahmacun yapınca herkes şok! 10 yaşında ustalık mertebesine ulaşıyor. Bu noktada çok önemli bir şey söylüyor; “Gençler iş seçmesin!” Ne yaparsanız kendinizi gösterin ve kendi şansınızı yaratın tavsiyesi veriyor. Konu babaya gelince, “Benim babam yok” diyor ve ekliyor: “Beni zevk için dünyaya getiren bir adam. Bir çorap almamış, beni bir kere öpmemiş, başımı okşamamış adama baba mı denir? Öldüğünde hiçbir şey hissetmedim.” O ise gördüğünü yapmamış, babasının tam tersi olmuş. 5 çocuğunun da kahramanı. Sevgi dolu, destekleyici, kızlarının özgüvenli olması için uğraşan şahane bir baba. Hepsini çok iyi okullarda, üniversitede okutmuş ama hepsi de babanın deyimiyle ‘diplomalı kebapçı’ olmuş yanında. Kendini bilgelikle inşa etmiş bu adam, İstanbul’un en ünlü kebap ustalarından biri. Ona ‘Mardin Filozofu’ da diyorlar. Hayat hikayesini okursanız çok ders çıkaracağınızdan eminim.
DÜNYANIN EN TUHAF TARTIŞMASI

A Milli Takım’ın yıldızı, Türkiye’nin gururu, NBA oyuncusu Alperen Şengün, Türkiye’nin tanıtımının da yapıldığı bir programa katılıyor. Videoda Türk mutfağını tanıtıyor, İstanbul’u övüyor ve rakı içerken de, ‘Rakı milli içeceğimizdir’ diyor. Olanlar oluyor tabii. Lüzumsuz birileri, alkolü özendirdiği için ‘yetkilileri göreve çağırıyor!’ Bitmedi gitti bu saçma tartışma! Yıldık, gerçekten yıldık. Birileri için milli içecek rakı olabilir, senin için de ayran olsun! Bu kadar basit. Olaya böyle bakamayan kafalar, Türkiye’nin en parlak isimlerini yıpratıyor maalesef. Prim vermeyelim, bu genç oyuncuyu alkışlayalım.
