Böyle evlilik olur mu?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Magazin dünyasının şu ara çok ihtiyacı vardı kaliteli ve sağlam bir tartışmaya... Ve o tartışma beklenmeyen bir yerden; magazinle pek işi gücü olmayan Fazıl Say-Ece Dağıstan çiftinden geldi. “Evliyiz ama ayrı evlerde yaşıyoruz, birbirimize sırt çantamızla gidip geliyoruz” dediler, şahane bir malzeme verdiler. Günlerdir herkes bu açıklamayı konuşuyor, yazıyor çiziyor. Kimi “Öyle evlilik mi olur, aynı çatı altında değilseniz niye evlisiniz?” diye ayar veriyor… Kimi de “Ne güzel işte, birbirlerine alan bırakıyorlar” diyor.

Ama o hinler var ya o hinler; “Hımm özgürlük derken” diye olayı hepten saptırıyorlar. Olay millete dert olunca, çift yeniden açıklama yaptı ama nafile, kimi başından anlıyor lafı, kimi başka yerinden. Akıl vermelere doyamayanlar var! Bu köşeyi okuyanlar az çok biliyordur artık, kimsenin hayatıyla ilgilenmiyorum ama böyle mevzuların öğrenmek, farklı bakış açıları geliştirmek, nerede durduğumuza bakmak ve farkındalık geliştirmek adına tartışılmasına inanıyorum. Elbette kişilerden bağımsız! Magazin olaylarına tam da buradan bakmak lazım bence… Yermek, dövmek, sövmek, başkasının hayatına karışmak için değil yani. O zaman buyrun tartışalım..

Yalnız kalmak yerine bu yol daha mı güvenli?

Yine bizim biricik ilişki koçumuz, aşk doktorumuz Mehmet Coşkundeniz’in alanına girdim ama girmemle çıkmam bir olacak, söz! Bu tartışma patladığından beri üzerine düşünüyorum… Çok sevdiğimde, aşık olduğumda bir an bile ayrı kalmak istemem sevdiğimden. Hele aşkın en ateşli dönemiyse! Aşk böyle bir şey çünkü. Evlendiysem, seviyorum demektir; bizi ayıran, kafamızı yoran bir durum yoksa, elbette sevdiceğimle aynı çatı altında olmayı arzu ederim.

İşin doğalı bu. Ama pandemide de gördük, sürekli içiçe olma hali ilişkileri tüketebiliyor. Şu ara evi barkı bırakıp kaçmak isteyen arkadaşım o kadar çok ki! Daha geçen gün, 10 yıllık evli arkadaşım “Çıldırmak üzereyim, sana gelmem lazım” diyerek geldi; her şeyden ne kadar çok sıkıldığını anlatmaya başladı. Çünkü kimsenin nefes alacak yeri kalmadı artık! Aynı şeyin bir de üreten, yaratan, yazan/çizen, motive olması gereken insanların başına geldiğini düşünün. Hem de sürekli olarak!

Kendine ait zamana ihtiyacın var ama yalnız kalamıyorsun! Kendi düzenin var, koruyamıyorsun. Belki bazı alışkanlıkların var, erteliyorsun. Birini sevdin diye, kendinden mi vazgeçmelisin? İşte, şanslıysan ve senin gibi düşüneni bulduysan, evleniyor ve Fazıl Say-Ece Dağıstan gibi bir yol buluyorsun kendine. Özel alanına biri girdiği için, düzenin bozulduğu için sevdiğinle gerilmek yerine, bu en iyisi değil mi?

Aynı evde yaşayıp aldatan yok mudur sizce?

Şöyle düşünün… Eşinle aynı evdesin. O, çok yoğun. Üretiyor, yazıyor, çiziyor, sürekli toplantıda, telefonda.. Sen de başka iş yapmak istiyorsun; dizi ya da film izlemek, arkadaşlarını evinde ağırlamak istiyorsun, bangır bangır müzik dinlemek ya da ne bileyim temizlik yapmak isteyebilirsin... Bir, üç, beş.. Nereye kadar kendi isteklerini yok sayacak, bunlardan feragat edeceksin? Bir süre sonra hır gür çıkacak, tatsızlık büyüyecek.

Bir arkadaşım, kocası evden çalıştığı için görüntülü konuşma bile yapamıyor bizimle. Azar işitiyoruz, ‘çok bağırıyorsunuz’ diye!! Şimdi bu geçici bir durum, pandemi bitene kadar böyle diyelim... Ama bu mesafeye sürekli ihtiyaç duyanlar var. Bu sevmemek, ilgisizlik, başka hayatlar yaşamak demek değil ki. Suistimal ise bambaşka bir konu.

Aynı evin içinde yaşayıp, dışarda istediği haltı yiyenlere ne diyeceğiz? Tersi de olabilir; aynı evde sürekli dip dipe olduğu için sıkılıp çapkınlık yaparsa? Özetle, bu soruların cevapları çiftlerde, nasıl bir hayat yaşamak istediklerinde. Sonuçta nereye geldik? Herkesin hayatı kendine.

'ŞARKILAR BİZİ SÖYLER’ tam ihtiyacımız olan şey

Geçen gün arkadaşım anlattı; 80 yaşındaki babasını yatağa yatırırken, “Çok güzel bir gece geçirdim” demiş. Pek mutlu, pek keyifliymiş. “Hayırdır?” dedim, “Sibel Can’ın programını izledi, o kadar çok eğlendi ki” dedi. O kadar çok insandan duyuyorum ki bunu... Sibel Can, Hakan Altun ve Hüsnü Şenlendirici üçlüsünün yaptığı ‘Şarkılar Bizi Söyler’ son zamanların en iyi eğlencesi.

Eğlenemeyen, dışarı çıkamayan insanlara ilaç gibi geliyor. Konuk seçimleri, programın formatı öyle iyi ki… Daha ileri gideyim; konuklar bile ekranda olmaktan, şarkı söylemekten heyecan duyuyor. Program böyle bir boşluğu dolduruyor. En son Cem Yılmaz ve Zafer Algöz ikilisi; şakalarla, taklitlerle çıtayı öyle yükseltti ki, program zirveydi. Emeği geçenleri kutlarım, çıtayı düşürmeyin lütfen.

EKRANIN EN İYİLERİ

  • Başta ‘Sadakatsiz’ dizisinde ‘Asya’yı oynayan Cansu Dere… Mimikleri, soğukkanlılığı, saçını parmaklarıyla itişi, zafer kazandığında bıyık altından gülüşü. Müthiş bir karakter yaratıyor.
  • Yine aynı dizide ‘Selçuk’u oynayan Taro Emir Tekin... Şevval Sam’ın oğlu. Ne yetenekli, ne parlak bir genç. Londra’da oyunculuk eğitimi almış. Hakkını da veriyor.
  • ‘Hercai’ dizisinde ‘Füsun’u oynayan Ayşegül Günay… Hem sert, hem matrak hanım ağa nasıl olur, ders veriyor. İzlemelere doyamıyorum kendisini.
  • ‘Menajerimi Ara’ dizisinin ‘Dicle’si Ahsen Eroğlu. Gencecik bir menajer rolünde; coşkusu, üzüntüsü, ağlaması, düşmesi, kalkması… Öyle duru, öyle doğal ki. Çok beğeniyorum.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder