Şirin SeverBunun adı net olarak seyirci terörüdür!

HABERİ PAYLAŞ

Bunun adı net olarak seyirci terörüdür!

Geçen akşam İstanbul Kongre Merkezi’nde ‘Gırgıriye’ müzikali sahneleniyor… Salon tıklım tıklım dolu. Gösteri tam başlamışken, VIP bölümde bazı seyirciler yerlerini beğenmediği için seslerini yükseltiyor, olaylar büyüyor ve kavgaya dönüşüyor. Tartışma çözülemediği için de oyun iptal ediliyor! Gösteriyi izlemeye gelen 3 bin küsur kişi mağdur, oyuna emek verenler mağdur. Müjdat Gezen üzüntüden hastanelik, Perran Kutman kuliste gözyaşları içinde. Bu nasıl bir küstahlıktır ya? Seyirci ödediği bilet parasının karşılığını alamadıysa, haklıdır elbette; itirazını etsin. Yapım şirketi de memnuniyetsizlik konusu neyse, onu gidermeli zaten. Burada tartışılacak hiçbir şey yok. Ancak hiçbir haklı gerekçe, bir seyircinin ya da seyircilerin bir oyunu sabote etmesine ya da durdurmasına sebep olamaz. Gerekirse salondan çıkar protestonu yaparsın, bilet ücretini geri alırsın ya da başka bir gün izlemeyi kabul edersin ama oyun esnasında bu ne? Görüntüleri izlediniz mi? Bir kadın sahnenin önüne gitmiş dikiliyor ve oradan izliyor oyunu. (Bu da bir ilk mesela!) Rahatsız olmak yok, utanmak yok! İnanılmaz bir insan modeli. İnsan haklı oluşunu böyle mi gösterir?! Oyuncu kadrosundaki Gülben Ergen bir mesaj yayınlayarak, “Bunca yıllık meslek hayatımda, oyun sırasında bir izleyicinin sahnedeki oyuncuyla münakaşaya girdiğine ilk kez tanık oldum” demiş. Ben de, pek çok insan da ilk kez böyle bir şey görmüşüzdür eminim. Ergen ekliyor; “Daha da çarpıcı olan şu, Müjdat Gezen’in ‘yarın sizi en önde misafir edelim’ diyerek durumu nezaketle çözmeye çalışmasına rağmen, ilgili izleyicinin ısrarla bağırarak konuşmayı sürdürmesi gerçekten yakışıksızdı. Bu saygısız tavır, yalnızca sahnedeki sanatçıya değil, salondaki 3 bin 500 kişiye de haksızlıktı…” Net olarak öyle. O gününü oyun izlemeye ayırmış seyirciye de, sahnedekilere de çok üzüldüm… Asıl dikkat çekici olan da, insanların hakkını ararken diğer insanlara haksızlık yapıyor olması. Koca bir kadro var orada, ne hakkın var senin oyunu durduracak kadar delirmeye? Çık salondan, git ötede delir mesela! Maalesef bu tipler yüzünden eğlencemizi kaybediyoruz, vazgeçiyoruz, içimize kapanıyoruz işte. Bravo; bir kez daha başardınız. ‘Bakın bana, oyun iptal ettirdim’ diye gururlanabilirsiniz kendinizle.

Haberin Devamı

Bunun adı net olarak seyirci terörüdür

Haberin Devamı

İzlemeyi bilmiyoruz!

Yeri gelmişken bahsedelim… Biz genel olarak izlemeyi, dinlemeyi bilmeyen bir milletiz! En son Ajda Pekkan sahnede “Dinlemeyi bilmiyorsanız gidin” diye ön sıralara sitem etmişti. Usta sanatçı Alpay da bir etkinlikte sahneye çıkmış, ön sıradaki dinleyicilerin kendi aralarında konuşmasına kızıp “Dinlemeyecekseniz gidin” diye azarlamıştı onları. Gece kulübünde de aynı şeyi yapıyoruz, konserde de, tiyatroda da. Onca para verip sahnelerin önlerine kuruluyoruz ama bağıra bağıra sohbet etmeyi tercih ediyoruz, gerçekten müzik dinlemeye gelenleri de, sanatçıyı da umursamıyoruz. Sanatçı uyarınca da ‘vaaay nasıl yapar’ diye linç ediyoruz. Kendinizi koysanıza o sanatçının yerine, tahammül edebilir miydiniz? Bence kabalaşmadan, kibarlığı elden bırakmadan uyarmak sanatçının en doğal hakkı. Belki böyle böyle dinlemeyi, izlemeyi öğretirler. Tabii utanma duygusu olana.

Haberin Devamı

Bunun adı net olarak seyirci terörüdür

Babalık spermden mi ibaret?!

Oyuncu İrem Helvacıoğlu, işletmeci eşi Ural Kaspar ile boşandı. İddiaya göre de Kaspar; dava sürecinde tazminat ve nafaka ödemeyeceğini, çocuğun okul masrafına da karışmayacağını söylemiş. Ee, bu kadın bu çocuğu tek başına mı yaptı?! Spermini verince babalık görevin bitti mi yani? Şok oldum okurken, doğru olabilir mi bu saçmalık diye kalakaldım biraz. İrem Helvacıoğlu da ne yapsın; “O zaman soyadını da veremezsin” demiş, ki sonuna kadar haklı. Sözüm ona baba olan da, bu şartı kabul etmiş hemen. Canına minnet yani. Çocuk yapmayı kabul etmiş bu gibi adamların (lafın gelişi) hiç babalık duygusu hissetmemesi normal mi? Bu nasıl bir duygusuzluk ve vicdansızlık? Herkes “Allah seni kurtarmış İrem”, “Zararın neresinden dönersen kârdır” diye destek oluyor ama olayı en iyi özetleyen yorum da şu sanırım: “Bir kadının en büyük sınavı, arkasında dimdik duramayan bir erkek sanırım.” Maalesef öyle. Ey kadınlar, genç kızlar… Karpuz değil bu adamlar, seçemiyorsunuz tamam ama herkesten hemen çocuk yapmayın.

Bunun adı net olarak seyirci terörüdür

Bazı erkekleri tanıyalım artık!

Bakın aynı dertten muzdarip biri daha var… 15 yıl susup susup patlayan Tuba Ünsal! 2010’da evlenip 2012’de boşandığı, kızı Sare’nin babası Murat Pilevneli’ye hem nafaka ödemediği hem de aldığı borçları geri vermediği iddiasıyla dava açıyormuş. Şöyle diyor; “15 yıldır sustum. Artık utanç yer değiştirmeli. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ diye her şeyi tek başıma taşıdım. Ama bir şeyi tek başına yapabiliyor olmak, onu sonsuza kadar taşımak zorunda olduğun anlamına gelmiyor. Bir çocuk iki kişinin sorumluluğudur. Ve tek başıma her şeyle maddi manevi mücadele etmekten yoruldum. Bugün ilk kez susmamayı seçiyorum. Sırtımdaki yükü, adaletin önünde ait olduğu yere bırakıyorum. Çünkü susmak sadece adaletsizliği büyütüyor.” O kadar güzel yazmış ve öyle haklı ki. Kadının ‘kol kırılır yen içinde kalır’ tavrını yani vicdanını öyle hor kullanıyor ki erkekler… O yüzden kadınlar konuşsun… Herkes de bu erkeklerin gerçek yüzünü görsün. Utanması gereken siz değilsiniz kızlar; baba olmayı seçen ama babalık yapmayan o erkekler utansın biraz da.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder