5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, tam da günün anlam ve önemine uygun bir buluşmaya katılmış, ilham veren bir konuşma dinliyordum… Arçelik eski CEO’su, iş insanı Hakan Bulgurlu’nun, Antarktika’ya yaptığı muazzam seyahati odağına alan ‘Buzlar Eriyince’ isimli yeni kitabının tanıtımındaydım. Ancak sıradan bir kitap tanıtımı değildi bu; iklim krizinin geldiği noktayı tüm çıplaklığıyla görmemizi sağladı Bulgurlu ve gerçekler bir parça sarsıcıydı. Bulgurlu, iklim krizi ve çevresel konulara duyarlı bir işadamı. Büyük bir merak ve iştahla, tüm şartlarını zorlayarak, seyahat ederek araştıran bir çevre aktivisti. Bu uğurda 2019’da Everest’in zirvesine bile çıkmış. Bu yolculuğu da ‘Tehlikeli Tırmanış’ isimli bir kitapta detaylarıyla anlatmıştı. Bu kez de, ‘Buzlar Eriyince’ isimli kitabını çıkardı. Bu kitapta da, iki yıl önce yaptığı Antarktika seyahatini anlatıyor; ayrıca dünyanın dört bir yanından uzmanlarla görüşerek bizi bekleyen ‘geleceği’ gözler önüne seriyor. İşte can sıkıcı olan da bu kısım zaten… Bulgurlu, dünyanın beklenenden daha büyük bir hızla ısındığını raporlar ve araştırmalarla ortaya koyuyor.

“Bugüne dek hep 100 yıl sonrası anlatıldı ama ben 30 yıl sonra olacakları anlatıyorum, çok yakın bir tarihi… Amacım sizleri korkutmak değil, farkındalık yaratmak ve hâlâ çözümler olduğunu göstermek” diyor. Bugün durum ne peki? Bulgurlu şöyle anlatıyor: “İngiltere’de 1815’ten beri tutulan kayıtlara göre; bu yıl mayıs ortalaması bir önceki rekorun 3 derece üzeri, yani 35 derece. Hindistan, insan vücudunun tolere edebileceği en yüksek sıcaklıklara ulaşmış durumda. Okyanuslar ısı absorbe etme kabiliyetini kaybediyor, kutuplar hızla ısınıyor, buzlar eriyor ve denizler yükseliyor…” Bütün bunlar ne demek? “Kıyı şeritlerinin yok olması demek. Yani insanlar sahillerden daha yukarılara çıkmak zorunda kalacak. Bu da emlak değerlerinde düşüş, sigorta ve bankacılık sektörünün çöküşü, tarım arazilerinin kaybolması, enerji altyapılarının çökmesi ve dolayısıyla kontrolsüz göç demek. Gıda güvenliği, ev güvenliği, seyahat sorun olacak. Hangi kara parçasını koruyacağız, nereyi denize teslim edeceğiz, insanları yükseğe nasıl taşıyacağız, hangi mühendislik çözümleri için para ayıracağız, bunlara karar vermek gerek. Dolayısıyla politikacıların da artık bunları konuşması gerekiyor. Ben bütün bunları konuşmak, bu konularda farkındalık yaratmak istedim…”

"GELECEK KAYGISI OLAN BİR BABAYIM"
Hakan Bulgurlu, bir ay süren Antarktika seyahatini de ayrıntılarıyla anlatıyor kitabında…. “Müthiş zordu. Burası dünyanın en kuru, rüzgarlı ve soğuk noktası. Hatta çölden daha kuru. Bu yüzden yangın tehlikesi var. Çünkü söndürmek için su yok! Her gün, 5 saat su eritiyorsunuz içmek için. Yüzünüzü açtığınız an, güneş teninizi yakıyor ya da soğukta burnunuz, parmaklarınız donuyor. Buraya yılda toplam 350-400 kişi gidebiliyor. Sadece fiziksel ve mental olarak hazır olanlara izin veriliyor…” Sohbetin bir yerinde, “Bu kitabı neden yazdınız?” diye sordum… “İyi bir baba olmak için yazdım” diyerek ekledi Bulgurlu: “Ben hayatımı değer yaratarak geçirebildim ama benim çocuklarım benim yaşadığım hayata ve olanaklara sahip olamayacak; her şey giderek daha da zorlaşıyor çünkü. Gelecek kaygısı olan bir baba olarak yazdım bu kitabı…” Anlayacağınız Bulgurlu’nun yazdığı kitap, macera ruhuyla yazılmış bir kitap değil. Tam anlamıyla sorumluluk duygusuyla kaleme alınmış. Dikkat çekici bir nokta daha… “Günden güne dengesini bozduğumuz bu dünyada, sanki her şey yolundaymış gibi yapan politikacılarla daha ne kadar süre yaşayabiliriz? Doğa affetmez ve iltimas geçmez, bunu biliyoruz. O zaman dünyanın yaşanabilir kalması için biz ne yapmalıyız, bunları konuşmak gerek” diyor. Sonraki jenerasyon bize ‘Siz hiçbir şey yapmadınız’ mı diyecek, ‘Siz elinizden geleni yaptınız’ mı diyecek? İşte bu kitap bu yüzden yazıldı. Yani “Biz iyi atalar olacak mıyız?” sorusunu herkesin kendine sorması için. Akılda soru işaretleri yaratıp, okuyanları akşam yatarken düşünmeye sevketmek için.

HAFTANIN GÜZELLİKLERİ...
- Tarkan’ın Ankara’da verdiği ücretsiz halk konseri yağmura rağmen efsaneymiş; videolardan anladığım o! Müthiş bir kalabalık, sahneye yağmurlukla çıkan bir Tarkan ve yapılan müthiş yorumlar…“ Arada böyle çıkıyor ve gündemin bütün olumsuzluklarını siliyor. Yağmurluk yağmurluk olalı hiç böyle havalı görünmemişti” diye yazmış biri, çok güldüm. Bir başkası da “Kanye West, kalk büyüğün geldi” demiş. Tarkan ve hissettirdikleri tam olarak böyle işte…
- Şebnem Ferah’ın 6 yıl aradan sonra verdiği konser de benzer hissiyattaydı benim için. Geçmişe özlem, kaybettiklerimize sarılma gibiydi biraz. O gece konserdeydim ve bir konser alanını hınca hınç doldurmak, eller havada bütün şarkıları ezbere söylemek bambaşkaydı. Yeni jenerasyon bunu anlayamaz işte!
- Dünyaca ünlü bir DJ’imiz var biliyorsunuz; Mahmut Orhan. Adam bir star, Burning Man’dan Coachella’ya katılmadığı festival yok. Ama o gitti, annesinin Balıkesir’deki Kürse köyüne bir DJ seti kurdu ve 7’den 70’e herkesi oynattı. Son yıllarda izlediğim en pozitif, en samimi DJ performansıydı yemin ederim! Geldiği yeri unutmadığı için, geçmiş ve gelecek arasında köprü olduğu için bravo.
