Doğru zaman doğru düşman

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
‘Dağ 2’ senenin en başarılı filmlerinden biri... 4 Kasım’da vizyona girdi ve en ‘baba’ filmleri bile geride bıraktı. Zaten yeterince ölüm, kan, savaş haberine boğulmuşken, izlemeye hiç niyetim yoktu ama 3 milyona koşan filme kayıtsız kalamadım. Mesleki refleks diyelim!

Alper Çağlar imzalı film; askeri, orduyu, savaşı ele alan her film gibi bolca hamaset içeriyor, çok normal. Bu filmlerin doğası bu zaten. Filmin esas başarısı ise, konjonktürel olarak doğru yere bakması ve doğru zamanda vizyonda olması. ‘Bordo Bereliler’ olarak anılan 7 özel kuvvet askeri Irak’ta IŞİD’in elindeki muhalif gazeteci Ceyda Balaban’ı (Ahu Türkpençe) kurtarmak için sınır ötesine harekat yapıyor...

Sadece bu göreve odaklı askerler; köylerin basılması, insanların ertesi sabah bu cani güruh tarafından öldürülecek olmasıyla ilgilenmiyor bile. Bunu sorgulayan, askerleri ikna etmeye çalışan tek kişi ise bu antimilitarist gazeteci. Asıl hikaye ise şu: Kurtarılmaya çalışılan gazeteci Ceyda Balaban’ın savaş karşıtı olması, askeri eleştirmesi. O da kendini kurtaran ekibe bunu soruyor, “Hayatım boyunca sizin aleyhinize yazılar yazdım, neden beni kurtarıyorsunuz?” Cevap net: “Görevimiz bu!”

Cinnet hali!

Haberi bizim gazete okudum. Adana’da bir muhtar, kahvede okey oynarken kendisine gelen gösterge taşını göstermesine izin vermeyen arkadaşına kurşun sıkmış! Pes artık! Bu nasıl bir cinnet geçirme, delirme halidir? Bir okey taşı yüzünden insan insana bunu yapar mı ya!

Makara

İnsanlar ikiye ayrılır, ben ortalarından geçer giderim. Hep gittim!

Muhalif kurtarmak

Peki ‘muhalif’ gazetelerin ve gazetecilerin hayatta kalamadığı gerçek hayatta ‘muhalif’ bir gazeteciyi kurtarma operasyonu inandırıcı mı?

Elbette hayır! Belki de Alper Çağlar bu mesajı vermek istedi diye teselli bulmak mümkün. Komutanın gazeteciye söylediği sözler ise, filmi benim için anlamlı kılan yegane şey: “Bir kızım olsa senin gibi olsun isterdim. Askeri eleştir, devleti eleştir, sistemi eleştir, ama yeter ki sev.”

Bir de “Bütün savaşın yükünü askere yüklemek kolay, oysa savaşları çıkartan askerler değil” cümlesi. Filmin IMDB puanı 10. Zamanın ruhuna uygun deyip bakabilirsiniz.

Terapi yapın sinemaya gidin

Şu karanlık günlerde kendinize yapacağımız en iyi şey, iki saatliğine bir sinema salonuna kapanıp, başka hayatlara başka hikayelere bakmak, o hikayelerin içinde kaybolmak bence… Üstelik bu filmler kesinlikle kaçmaz….

Florence: Sesi berbat olmasına rağmen opera şarkıcısı olma hayali olan New York’lu, zengin Florence Foster Jenkins’in gerçek öyküsü... Altın Küre adayı filmde Meryl Streep ve Hugh Grant başrolde. Bu film kaçmaz!

■ Gizli Güzellik: Yalnızlığın içine sıkışıp kalan, içini dökebilmek için aşka, ölüme ve zamana mektuplar yazmaya başlayan bir adamın hikayesi. Kadro yıldızlar geçidi gibi... Will Smith, Kate Winslet, Keira Knightley’li film izlenir.

Tereddüt: Yeşim Ustaoğlu imzalı film, Altın Portakal’da Ecem Uzun’a ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülü getirdi. Bir psikiyatristin taşradaki hayatını anlatan filmde, Funda Eryiğit de başrolde

Bencilliğin bitişi kardeşliğin başlangıcı

Okuduğum kadarıyla Bolivya Devlet Başkanı Juan Evo Morales Ayma, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında demiş ki; “Maya takvimine göre 21 Aralık bencilliğin bitişi ve kardeşliğin başlangıç tarihi olacak. Nefretin bitişi, sevginin başlangıcı.. Üzüntü ve bölünmenin yerini sevinç ve birlik alacak...” Gidişata ve tüm dünyadan gelen haberlere bakınca pek de öyle görünmüyor ama umut etmekten başka çare yok.

İsteyen kutlasın!

Umut etmek için de güzel şeyleri kutlamaya, başarıları taçlandırmaya, birlik olmaya, sevmeye, sevilmeye, iyiliğe ihtiyacımız var. Kimsenin kimseye karışmamasına, isteyenin yeni yılı ışıklarla, dualarla karşılamasına, umut etmesine izin vermek gerek.

İstanbul Erkek Lisesi’nde Noel etkinlikleri ve derste Noel konuşması yasaklandı. Derken anlaşmaya varıldığı duyuruldu. Ne gereksiz, ne önemsiz bir müdahale! Bırakın insanlar inandıkları şeyi kutlasın, inandıkları değerler neyi gerektiriyorsa onu yapsın, öğrensin, başka kültürlere açık olsun. Bırakın bencilliği artık. Bu ne kadar zor olabilir ya?

50 Yıl içinde böcek yememiz gerekebilir

19. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali kapsamında gösterilen Andreas Johansen imzalı ‘Böcekler’ ilginç bir film. Bir yeme-içme kültürü olarak böcekleri anlatan filmin sunumunu, Gastro Dergisi Yayın Yönetmeni Nilhan Aras yaptı ve önümüzdeki 50 yıl içinde insanların böcekle beslenir hale gelebileceğini söyledi. İşte festival takipçileriyle paylaşılan o veriler:

■ Dünyada 3 çeşit böcek tüketimi var. Biri sistematik şekilde böcek tüketen Asya ve Afrika’daki 3 bin etnik topluluk... Diğeri Tayland’ta böcekleri, çikolataya batırıp özel olarak tüketen grup... Diğeri de, farkında olmadan böcek yiyenler. Yani paketlenmiş gıdalarda, ve içeceklerdeki böcekleri bilmeden tüketenler.

Protein kaynağı!

■ Bir araştırmaya göre, dünyada 200 milyon insan böcek tüketiyor. Ve aynı araştırmaya göre, aslında böcek yemeye önyargılı olan, zihnimiz. Ama böcek tüketimi artacak... Zira dünyada protein kalmadı!

■ Böcekler hem çok zengin protein kaynağı hem de onları elde etmek için dünyaya çok fazla zarar verilmiyor. Mesela 1 kilo sığır eti üretimi için salınan karbondioksit miktarı, 200 kilometre yol kat eden bir arabanın salınım miktarına eşit. Ama böcekte böyle değil. Birleşmiş Milletler de bu fikri destekliyor. Şimdi bütün bu bilgiler ışığında böcek yemeye hazır mısınız? Ben değilim!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder