Şirin SeverEpstein’in korkunç düzeni ve bizim gerçekle bağlarımız

HABERİ PAYLAŞ

Epstein’in korkunç düzeni ve bizim gerçekle bağlarımız

Türkiye’deki uyuşturucu gözaltılarını takip etmek, kim içeri alındı, kim bırakıldı konusunda ahkam kesmek eski heyecanını yitirdi bir parça… Artık masaların yeni konusu Epstein dosyalarında yer alan korkunç iddialar! Herkes birbirine bu dehşet verici olayları anlatıyor, bir filmin konusu ya da ütopik bir olaymış gibi. Çünkü önümüze düşenler o kadar inanılmaz hikayeler ki, ancak bir filmin konusu olur, gerçek olamaz diye bakıyoruz. O kadar okumak istemiyorum ki… Bebeklere/ çocuklara tecavüz, parçalanmış cesetler, sapık sapık olaylar, insan kaçakçılığı… Mümkün mü canım? Hele de kamuoyunun bildiği isimler, en en zenginler, siyasetçiler, göz önünde olan insanlar falan? Yapar mı? İmkansız! İnanması gerçekten imkansız, o yüzden çok yabancılaşarak okuyoruz haberleri bana kalırsa. En azından bendeki etkisi tam olarak bu. Gerçek değilmiş hissi var. Çünkü gerçek olduğunu bilirsek, bu canavarların toplum içinde ne işi var diye sormamız gerekir. Neden herkes suskun kalıyor diye isyan etmemiz gerekir. İsimleri biliyorsak, olayları biliyorsak o canavarlar neden en ağır şekilde yargılanmıyor diye dünyanın ayağa kalkması gerekir. Hatta dünyanın başımıza yıkılması gerekir. Ama hiçbiri olmuyor. O zaman bu nasıl gerçek olabilir? İşte kafamda bu deli düşüncelerle okuyorum her bir haberi. Akıl alır gibi değil çünkü. Oysa 2008’de açılan ve Jeffrey Epstein’in 2019’da intiharı ile (öldürüldüğü de başka bir iddia) tüm rezilliği açığa çıkan bir dava söz konusu. Ricky Gervais bile yıllar önce bir ödül töreninde sahneye çıkıp uluorta yüzlerine vurmuştu. Sosyal medyada var izleyin mutlaka. Ama hiçbir şey olmadı. Bundan sonrasında bir şey olur mu peki? Pek umut yok. ‘Çürüyen bir şeyler var’ deyip geçecek herkes. Ne siyasi düzen değişecek, ne sermaye grupları gücünü kaybedecek. Herkesin dümeni tıkır tıkır işleyecek. Çünkü düzen bu! Kirli. Ahlaksız. Haksız. Adaletsiz bir düzen. Bu dünyaya olan güvenimiz o yüzden bu kadar zayıf. Bağlarımız kopuk. ‘Batı’yı ibret ve hayret içinde izliyoruz diyenlere de bakmayın; bu kirli düzen her yerde var. Bizde ‘7 yaşında kız çocuğuyla evlenilebilir’ diyenler de aynı düzenin parçası. İnsan olan her tür sapkınlığı lanetlemeli, karşısında durmalı

Haberin Devamı

Epstein’in korkunç düzeni ve bizim gerçekle bağlarımız

Haberin Devamı

'EKRAN KAYDIRMA’ HUY OLDU!

İngiltere’de yapılan bir araştırma; okula yeni başlayan çocukların 3’te birinin kitap kullanmayı ve kitap sayfası çevirmeyi bilmediğini, tablete dokunur gibi ‘kaydırma’ hareketi yaptıklarını ortaya koydu. Öğretmenlerin, okula yeni başlayan çocuklar üzerinden yaptıkları gözlem ve deneyimlerine dayalı ankete göre, bu çocuklar normal kitaplarda da ‘tablet parmağı’nı kullanıyormuş. Hiç şaşırmadım çünkü bu fena huy hepimizde var! Ben geçen gün bir fotoğraf makinesininin ekranını kaydırmaya çalışıyordum! Herkes gülmeye başlayınca fark ettim ki o elimdeki bir iPad ya da telefon değil! Dahası bir süredir yazımın ne kadar çirkinleştiğini fark ettim… Seri şekilde yazı yazamıyorum artık, eskiden inci gibi olan yazım kargacık burgacık bir şeye dönüştü. Eskiden kağıt kalem kullanarak not alıyorduk, artık her şeyi telefonlara yazıyoruz ve el yazısını unutmak üzereyiz. Neyse ki dijital kitaba geçiş yapmadım, hala kitap sayfası çevirerek okumayı seviyorum da, en azından kitap sayfası çevirmeyi unutmadım! Bizde bile durum böyleyken, bu çağda doğan çocukları düşünemiyorum… Allah aşkına çocuklarınızın eline normal kitap, kalem kağıt da verin; daha ilerde ‘bunlar ne böyle?’ demesinler!

Haberin Devamı

Epstein’in korkunç düzeni ve bizim gerçekle bağlarımız

‘MANEVİ DEĞER’ VE AİLE ÜZERİNE…

Hangi psikiyatra ya da psikoloğa giderseniz gidin, yaşadığınız her travma günün sonunda anne baba ile yaşadıklarınıza bağlanıyor. Hiç şaşmaz! Tam da böyle bir film izledim geçenlerde... ‘Manevi Değer- Sentimental Value’. Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü alan bu film; Avrupa sinemasının en büyük başarılarını onurlandıran, Oscar’ın Avrupa’daki karşılığı sayılan Avrupa Film Ödülleri’nde de tam altı ödül kazanarak geceye damga vurdu. Eleştirmenlerin de bol yıldız verdiği filmi epeydir denk getirmeye çalışıyordum. O kadar az salonda gösterime girdi ki, peşinde koştum resmen. Sonunda yakalayıp izledim, çokça da etkilendim. Kötü bir çocukluk geçiren Nora ve babasının hikayesi anlatılıyor filmde. O küçükken evi terk eden baba ve onda yarattığı değersizlik duygusu filmin hikayesini oluşturuyor. Baba ünlü bir yönetmen ve son yazdığı filminde, bir tiyatro oyuncusu olan kızı Nora’nın oynamasını istiyor. Ama onu bir kez sahnede izlemiştir, o da yarısında çıkarak. Hep hüzünlü, hep bir yanı eksik, hep değersiz hisseden genç bir kadının hikayesi bu. En dramatik kısmı da, Nora’nın kız kardeşine sorduğu soru olabilir: “Sen nasıl korudun kendini? Neden benim gibi olmadın?” Yönetmen Joachim Trier, evrensel bir aile hikayesi anlatıyor. İçinde yaşadığımız evin ve ailenin manevi değerinden bahsediyor. Baba ve kız birer sanatçı olduğu için, aynı zamanda sinema, sanat, yaratıcılık anlatan, bu konular üzerinde düşünmeye fırsat yaratan klas bir film. Oyunculuklar da müthiş. Oscar’da da yarışacak filmi, önceden izlemenizi tavsiye ederim.

Epstein’in korkunç düzeni ve bizim gerçekle bağlarımız

Sıradaki haber yükleniyor...
holder