Fener'in soyunma odasına girmeye korkan minik kız!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Trabzon’da seyircinin sahaya inmesi sonrası yaşanan çirkin ve medeniyet dışı olayların arasında güzel bir hikaye de var… Sporun güzelliğini, olması gerekeni gösteren, insanın içini ısıtan bir hikaye… Yaşanan olaylardan korkan Trabzonsporlu bir baba; kızı ile birlikte tribünlerden atlayıp soluğu saha içinde alıyor... Baba-kızı saha içinde gören sarı lacivertli futbolcu ve yetkililer de hemen yardıma koşuyor ve minik taraftar ile babasını soyunma odasına alıyorlar.


Olaylardan korkan minik taraftar, zor sakinleştirildi.

“Ama ben Trabzonluyum!”


Küçük kız, “Ama ben Trabzonluyum” diye ağlıyor ve sarı lacivertlilerin soyunma odasına girmeye korkuyor. Bakar mısınız küçücük kızda yaratılan travmaya! Fenerli futbolcular, “Buraya ağabeylerinle oyun oynamak, maç yapmak için geldik, korkmana gerek yok” diyerek kızı rahatlatıyor. Ortam sakinleşinceye kadar küçük taraftarı misafir ediyorlar; Mehmet Topal ve Volkan Demirel çocuklarının fotoğraflarını göstererek onu rahatlatıyor, sonra tüm takımın imzaladığı Fenerbahçe forması hediye ediyorlar. İşte olması gereken. İşte futbola yakışan.

Bir takımın fanatiklerinin, minik taraftarını ağlatması, yarattığı kaosun içinde bırakıp korkutması ne acıklı değil mi? Ben o küçük kızın yerinde olsam, bu takımı tutmazdım. Çünkü kendime yakıştıramazdım! Peki bu küçücük kızın tribünlere korkuyla gidecek olması? Belki de bir daha hiç cesaret edip maça gidemeyecek olması? Trabzonsporlu taraftarın istediği bu mu? Peki ya yöneticilerin? Hakem döven o rezil adamın, Emniyet’ten çıkarken “Helal olsun” diye aldığı tezahüratlar? Yönetim bunları kendine yakıştırıyor mu? Yakıştırmıyor ve münferit olay olarak görüyorsa, bundan sonra yapacaklarını görelim... Yoksa nerede Trabzonsporlu görsek kaçacak delik arıyor olacağız!

Emniyet şimdi ne yapacak?


Sahaya girip hakeme saldıran 17 yaşındaki O.M. ile ilgili son dakika gelişmesi... O.M., Emniyet’ten çıkarken yüzünün gülmesi sorulunca, şunları söylüyor: “Polis ağabeyler ‘Sen vatan haini değilsin’ dediler, yüzümün gülmesini söylediler. Ben de gülerek çıktım...” Tabii ya, polisler sırtını sıvazlamasa, anında serbest bırakmasa, bu gençler nereden alacak bu gücü değil mi? Peki Emniyet Genel Müdürü, polislerle ilgili bu açıklama karşısında nasıl bir girişimde bulunacak? Ya da bulunacak mı? Gerçekten merak ediyoruz. Bir de eklemiş O.M., “Ben orada Türk futboluna güldüm” diye... Şaka gibi değil mi?

Laiklik tartışması gündemi değiştirdi

Meclis Başkanı İsmail Kahraman, “Yeni anayasada laiklik yer almamalı, dini anayasa yapmalıyız” dedi, ortalık karıştı. Her zaman olan bir şey bu... Hiç gündemde değilken, ortada herhangi bir gereklilik yokken; biri çıkıyor zırt diye herkesin şalterlerini attıracak bir açıklama yapıyor, günlerce o mevzu konuşuluyor, tartışılıyor. Sanki birileri sinirlerimiz hâlâ zıplayabiliyor mu onu kontrol etmek için yapıyor bunu!

Alacakaranlık kuşağı resmen. Ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi tek dertleri laiklik! Bu da insanın aklına, gündemden düşmesi gereken konuları getiriyor: Kilis, IŞİD, Ensar Vakfı, faşizm, ırkçılık, ölenler vs... Var da var! “Hafiften gündem değişse fena mı olur?” diyorlar sanki. Tabii, bu seferki öneri fazla iddialı! Elbette itiraz edelim, etmesine de... Anayasada bu maddeyle ilgili değişiklik yapılmasa bile, uygulamada ellerinden geleni ardına koymazlar, olur biter. Hep böyle yapmıyorlar mı? Biz de “Aman da ne güzel itiraz ettik, engel olduk” diye sevindirik oluyoruz.

MAKARA


“Laiklik anayasadan kaldırılınca Türkiye Mars’a gidebilecek, CERN’de en çok üyeyle temsil edilecek ve TÜBİTAK Başkanı’nı müftülük atayacakmış.” (Twitter’dan)

İÇİNDEN 'KÖY' GEÇEN OTEL



Şehir hayatının karmaşasından, yorgunluğundan ve sahteliğinden yorulan herkes artık doğanın ve doğal olanın arayışında. Şehri terk edip uzaklara yerleşenlerin sayısının artması boşuna değil… Hele gazete sayfalarını çevirip haberleri okudukça, daha da artıyor bu sendrom. En azından bende öyle! Çünkü ne zaman doğanın ortasına düşsem “Ben burada kalayım” diyerek gittiğim yerle bütünleşiyorum! Geçtiğimiz hafta sonu da aynı şey oldu… Kapadokya’daydım...

Dev kayalara oyulu binlerce mağaradan oluşan Uçhisar’da, Argos in Cappadocia otelinde kaldım. Konakların altında kilometrelerce uzayan yeraltı tünellerini dolaştım, tünellerin hemen üzerinde yer alan mağara odalarda kaldım, Erciyes volkanını ve derin vadileri karşısına alan terasta bölgenin lezzetli şaraplarını içtim, sabah 5’te uyanıp balonların yarattığı muhteşem manzarayı seyrettim. O uçsuz bucaksızlık, o büyülü ortam şehir hayatını, o hayatın içindeki anlamsızlıkları öyle çok yüzüme vurdu ki, kendime geldim resmen. Yeni lüks bu değil mi zaten?

Doğal, organik, sakin ve süssüz bir yaşam. Kaldığım otel, 1997 yılında restorasyonuna başlanmış, uzun soluklu bir kırsal dönüşüm projesi aslında. Uçhisar köyünün geniş bölümüne yayılmış bir otel… İçinden köy geçen bir otel! Otelin farklı mekanlarına geçmek istediğinizde, köyün içinden geçiyorsunuz. Bu sırada yoldan at sırtında gezintiye çıkan turistlerle falan karşılaşıyorsunuz. Tarihi binlerce yıl eskiye giden Ortaçağ yerleşiminin bütününü, o ruhu hissetmeniz mümkün. Otelde kazılar etap etap sürüyor çünkü toprağın altından yeni eklentiler, yeni mağaralar çıkmaya devam ediyor.

Dolunayda uzunetap yürüyüş



Otel, aynı zamanda National Geographic’in doğa otelleri listesinde Türkiye’deki tek otel. Dolayısıyla doğa sporları için de kıymetli bir yer. Bu yüzden sık sık outdoor etkinlikleri düzenliyorlar. Bunu yapan da otelin yan kuruluşu Uzunetap. Farklı dallarda ulusal ve uluslararası spor organizasyonları düzenleyen Uzunetap’ın Ihlara Vadisi’nin içinden başlayan ‘Moonlight Cappadocia’ etkinliği de bunlardan biri. Gitmişken ben de deneyimledim. Ay ışığının vurduğu vadiler ve peri bacaları arasında yürüyüş, sonra 5. yüzyıldan kalma manastırlar içinde molalar derken, sıkı bir efor harcamanız gerekiyor. Her ay, dolunay zamanında bu etkinlik devam ediyor. Ayrıca Türkiye’nin farklı rotalarında, farklı etkinlikler de düzenliyorlar. Bu deneyimleri yaşamak isteyen varsa www.uzunetap.com sitesine göz atabilir.

Kapadokya bile turiste hasret kaldı

Kapadokya’da geçirdiğim hafta sonunda esnaftan, otelcilerden ve rehberlerden turizmin ne kadar içler acısı halde olduğunu dinledim sürekli.

- Oteller çok sayıda rezervasyon iptali aldıklarından dert yanıyorlar...

- Uçhisar’da, dört katlı yüzlerce metrekerelik dev bir mücevher mağazasının görevlileri mutsuz. Her yıl bu aylarda mağazada adım atılacak yer olmadığını söylüyorlar. Oysa biz gittiğimizde bütün katlar bomboştu...

- Her yıl yüzlerce turist gezdiren rehberimiz, “Bu sene turist sayısı yüzde 80 azaldı” diye dert yanıyor. Japon bir turist rehberi ise “Daha bu yıl Japonca konuşmadım” diyerek durumun vahametini özetliyor.


 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder