Gerçeklerden bu kadar kopuk olmak!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hepimiz koronavirüs karantinasındayız; başka bir şey yazmak, başka bir şey konuşmak mümkün değil. Öyle bir merakımız da yok, halimiz de... Biraz iç dökme günleri bugünler, öyle bakın. Gözümüz kulağımız ekranda, sosyal medyada. Meraktayız. Bir kere bu süreci en şeffaf, en şahane şekilde yönettiği için Sağlık Bakanlığı’na bravo...

Günlerdir gece gündüz, uykusuz çalışan doktor, sağlık görevlisi herkese de minnetarız. Hakları ödenmez gerçekten. Bütün bu süreç boyunca kötü yönetilen tek şey var; Umre’den dönen binlerce kişinin gelişi, yurtlara yerleştirilişi, kaçışlar vs. Oysa Umre’ye gidenlerin kimliği, ne zaman dönecekleri, her şey biliniyordu.

Gece yarısı saat 04.30’da yurt boşaltmak, öğrencileri apar topar yataklarından çıkarmak gibi bir garabet nasıl olabilir? Karantina prosedürünün öğrenci yurtlarında olması saçma değil mi? Bu kadar insan hastaneye kabul edilemeyeceğine göre, niye önceden uygun bir çalışma yapılmadı?

Nereden baksanız büyük ihmalkarlık söz konusu! “Diyanet’e ayrılan bütçenin büyük bölümü Sağlık Bakanlığı’na ayrılmalı” diyenler haksız mı şimdi? İnsanlar evinde kalsın diye bas bas bağrılırken; camide namaz kılınmaması için bile bu kadar geç refleks gösterilmesi, Diyanet’in hayatın gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunu göstermiyor mu?


Sorumlu baba!

Gerçeklerden kopuk olmak derken, sorayım hemen... Necati Şaşmaz’ınki nasıl bir vurdumduymazlıktır? Ortalıkta panik var, hayat durmuş, uzmanlar ‘yurt dışından gelenler 14 gün kendini tecrit etsin’ diye bas bas bağırıyor.... Ama 4 Mart’ta Ukrayna seyahatinden gelen Şaşmaz, boşanma aşamasında olduğu eşindeki çocuklarını almaya gidiyor.

Eşi de, onun 14 günlük karantina süresini doldurmadığı gerekçesiyle çocuklarını vermek istemiyor. Üstelik çocuklar hasta ve bağışıklıkları çok düşük. Şimdi bir anne olarak haksız mı? Bu nasıl bir bencillik, nasıl bir babalıktır hiç anlamadım.

İşi inada bindirmenin, risk almanın, egoyu tatmin etmenin çocuklara nasıl bir faydası var acaba? Üstelik çocuklarını polis, avukat, pedagog eşliğinde icra yoluyla almış. Bu kararı verenlerin sorumluluğu yok mu hiç? Hadi baba çocuklarını düşünmedi, devlet eliyle bu karar nasıl verildi çok merak ediyorum gerçekten.


Online hayata alışalım


https://www.instagram.com/p/B90Ft_knpuT/


Belli oldu, bu süreç hayatı değiştirecek, yeni alışkanlıklar edindirecek bize... Mesela konserler artık internetten takip edilecek, belli oldu... Yeni akım başladı bile: Sen konsere gidemiyorsan, konser evine gelsin akımı! Coldplay’in solisti Chris Martin evinden canlı yayın yaparak başlattı olayı.

Bizde Haluk Levent ve Yalın canlı konser verdi. Gülsin Onay da piyanosunun başına geçip kulakların pasını sildi. Zaten senfoni orkestrası konserleri de internette artık. Müzeleri bile pijamayla oturduğunuz yerden gezmeniz mümkün. Alışverişlerimiz zaten online’dı, son durumla birlikte sayılar hızla artıyor.

Spor salonlarına gidip kan ter içinde insanlarla içiçe spor yapmak da tarihe karışacak gibi. Zaten online uygulamalar eşliğinde evde yapmak yeni trend. Malum, dijital platformlar sayesinde insanlar sinemaya da gitmez oldu. Şu an herkes evde deli gibi film/dizi izliyor.

İster misiniz, yapımcılar; film gösterimlerini, galaları da biletli bir şekilde internetten yayınlamaya başlasın? Çok da uzak görünmüyor, bekleyip görelim derim.


Evden çalışma nasıl gidiyor?

Alışkanlık demişken… Artık insanların büyük bölümü home ofis çalışıyor. Bizim gazete ekibi de, şu ara sayfaları evden yapıyor. Benim çok özendiğim ama hiç beceremediğim bir şey bu evden çalışma olayı... Dur biraz dizi izleyeyim, dur kahve yapayım, bulaşık makinesini boşaltayım, bir şeyler atıştırayım, oje mi sürsem diye diye yorgun düşenlerdenim...

Zaten ‘evden çalışma’ dedikleri de bu uyduruk sebeplerle ‘kafede çalışma’ya döndü son yıllarda. Peki evde çalışmaya müsait olmayanlar ne yapsın? Günlerdir üstteki foto dolaşıyor sosyal medyada.

Bu adam ne yapsın, evinde çimento mu karsın mesela? Eğlendirici sosyal medya görüntüleri de olmasa, nasıl kafayı dağıtırdık bilmiyorum. Anlayacağınız WhatsApp gruplarında büyük mesai var.

Açılın, mesafeli olun

Hayatım boyunca nefret ettim… Bir mağaza kasasında para öderken, bankada işlem yaparken mesela, ensemde birinin nefesini hissetmekten gerçekten nefret ediyorum. ‘Yahu geri dur, biraz açıl, nefes alalım’ diye bağırmak istediğim çok zamanlar olmuştur.

İşte bu ara, mecburiyetten de olsa mesafeyi öğrenmemiz iyi oluyor. Uzmanların “Birbirinize birer metre uzakta durmayı öğrenin” uyarıları hayatımızda yer eder, kalıcı olur umarım. Ve bana kalırsa, bu süreçten öğreneceğimiz en iyi şey; el yıkama alışkanlığı edinmemiz ve birbirimize mesafeli durmak olacak. Mesafe iyidir, korur.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder