Hak edeni alkışlamaya hasret kaldıysak demek!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bütün milleti sevindiren, herkesin ortak olduğu sevinçlerimiz o kadar az ki artık. Kırk yılın başında oluyor, olursa… Olunca da deliriyoruz haklı olarak, fazla coşuyoruz. Uzun zaman sonra Haluk Bilginer’e sevindik mesela. Epey olmuştu. Nefeslerimiz kesiliyor ya binbir sebeple, nefes aldırdı bize.

Ödülü de geçtim; sahnedeki temsiliyetiyle bile gurur vermedi mi? Oh be demedik mi? İçimiz açılmadı mı? O yüzden “O Emmy başka” diye vıdı vıdı edenlere şöyle seslenmek istiyorum: Hak edenlerin alkışlanmasına, yeteneğin fark edilmesine, iyi şeylere, güzel şeylere hasretiz. Sabah güne güzel haberle başlamayı bile özlemişiz. Var mı ötesi? Bi’ salın bizi de az biraz sevinelim kardeşim.

Haluk Bilginer’in konuşmasındaki ‘toplumsal hafıza kaybı’ vurgusu da olağanüstüydü. Yaşadığımız toplumun ‘hafıza kaybı’ yaşamasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi, ki tam zamanıydı. Bu sözler boşa söylenmedi; Bilginer’in ödüle layık görüldüğü ‘Şahsiyet’ dizisinde canlandırdığı ‘Agah Bey’ karakteri, adalet arayan, cezası verilmemiş katillerin peşine düşen bir Alzheimer’lı. Adalet ve hafıza kavramlarını öyle derinlikli anlatıyor ki dizi; gerçekten izlemenizi öneririm. Bu vesileyle senaryoyu yazan Hakan Günday’a ve yönetmen Onur Saylak’a da yürekten tebrikler.


‘Baba'lardan 3.5 saatlik şov: The Irishman

Siz bu yazıyı okurken, dünyanın merakla beklediği ‘The Irishman’, Netflix’te yayında olacak. Ben pazartesi düzenlenen galada izledim filmi; notlarım da o günden..

■ Kabul edelim ki film büyük! Sinema dünyasının baba isimleri; Robert De Niro, Al Pacino ve yönetmen Martin Scorsese bir arada... Rüyada bile zor olmalı üçünü yan yana görmek! O yüzden efsane bir film bu.

■ Film, süresi açısından da efsane! Tam 3.5 saat. Müthiş karakterler var ama günümüz seyircisinde olmayan bir sabır gerekiyor. O yüzden sinemada değil; Netflix’te olması gayet isabetli. Günde birer saatten, üç günde izleyin derim.

■ Peki, 20. yüzyıl Amerika’sında, organize suç dünyasını anlatan bu film iyi mi? ‘Müthiş bir sinema şöleni’ diyen de var, ‘Boşa tantana’ diyen de. Yani adamına göre! “Bu kadroyu doya doya izlerim” diyenlere göre biraz.

■ CGI teknolojisi ile De Niro ve Pacino’nun gençlik yıllarına dönmeleri filmin en ilginç yanı. Hatta filmin 160 milyon dolara mal olması bu yüzden. Oyuncuları makyaj ya da protez olmadan genç halleriyle izleme olanağınız olacak. Ortaya çıkan sonuca, yani o yüzlere alışmak benim biraz zamanımı aldı, hatta bir parça yapay geldi diyebilirim ama alışık değilizdir canım!


Filmden önce bunları öğrenin

3.5 saatlik maratona hazırlanmadan önce, şu detayları okuyun derim…

■ Film, ‘İrlandalı’ lakaplı Frank Sheeran isimli mafya tetikçisi üzerinden organize suç tarihini anlatıyor. İşçi lideri Jimmy Hoffa’nın kayboluşu da bu kesitlerden.

■ Filmde; Jimmy Hoffa daha önce tanımadığı Frank Sheeran’ı telefonla arar ve şöyle bir konuşma yapar:

Hoffa: Telefonda da olsa tanıştığıma memnun oldum. Evleri boyadığını duydum.

Sheeran: Doğrudur. Kendi marangozluğumu da yaparım.

‘Evleri boyamak’, mafya jargonunda silahla vurulan kişiden sıçrayan kanın duvarları boyaması demek. Marangozluk işleri ise cesetten kurtulmak demek.

■ Film, 2004’te çıkan bir kitaptan ilhamla çekildi. Kitabın yazarı, eski savcı Charles Brandt... Kitabı okuyan Robert De Niro, Scorsese’yle film yapmak için anlaşıyor ama filmi çekmeleri 15 yıl sürüyor.

■ CGI teknolojisiyle gençlik yıllarını oynayan De Niro; “Bu teknoloji kariyerime otuz yıl eklemiş olabilir” diyor. Filmin maliyetini de artıran bu teknoloji. Bir ara duran film, devreye Netflix'in girmesi çekilebiliyor ancak.

■ Netflix, Oscar şansı olması için filmi Amerika’da sinema salonlarında gösterime soktu.


Özlemiştik böyle galayı

160 milyon dolarlık bir filme de, böyle gala yakışırdı! Uzun zamandır havuç ve salatalığı bardağın içine koyup gala yapıyoruz diyenlerle doluydu ortalık, bu iyi geldi. Pazartesi, Kanyon Cinemaximum’da bütün sinema seansları iptal edildi, hazırlıklar yapıldı.

Bütün giriş holü, oyuncuların isimlerinin yazılı olduğu kırmızı halıyla kaplandı; çok şıktı. Üst kata ulaştığınızda karşınıza dönemin Amerika’sı çıkıyordu. Bir bar, gazete bayii, dönemin müziklerini icra eden bir orkestra; her şey vardı. Filmdeki kişilerin yer aldığı bir dönem gazetesi bile bastırılmıştı. Bütçe ve vizyon varsa, her şey mümkün yani.

Yazarlarımızdan

17 Mayıs 2021, Pazartesi 07:40
17 Mayıs 2021, Pazartesi 07:07
Sıradaki haber yükleniyor...
holder