Her yerde maske var, yerlerde maskeler…

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sokakta ne kadar çok gelişigüzel atılmış maske var... Bankın üzerine bırakıyorlar, kafede masanın üzerine bırakıyorlar, bankonun üzerine bırakıyorlar, denize bırakıyorlar… Kalben’in ‘Her yerde saç var, yerlerde saçlar, kimin bu saçlar bilemiyorum…” şarkısı kıvamında ortalık. Her yerde maske var. Oysa bunlar tıbbi atık ey millet! Ona kazara değecek olan için de, toplayacak olan için de risk. Ama kimin umurunda!

Sonuçta bu bir terbiye sorunu, eğitim sorunu. O da, bunu yapanda maalesef yok! Oysa sorun sandığımızdan ciddi. Okyanusların korunması için çalışan OceansAsia raporuna göre; okyanuslarda 1.6 milyar maske yüzüyormuş. Maskeler ek bir deniz kirliliğine yol açtığı gibi; tek bir maskenin tamamen yok olmasının 450 yıl süreceği belirtiliyor. Korkunç rakamlar bunlar.

“İki poşetin içine koyup çöpe atın”, “çamaşır suyu döküp çöpe atın” diyen uzmanlara inat, bunları ortalığa gelişigüzel bırakıyoruz. İki poşeti, çamaşır suyunu da geçtik; çöpe atın, o da yeter! Konuyu denizaltı fotoğrafçısı Nicholos Samaras’ın çektiği bir fotoğrafla bitiriyorum ve bakıp biraz daha düşünün istiyorum.

Türkiye’nin güzelleri hâlâ onlar!

Geçtiğimiz günlerde Miss Turkey yarışması yapıldı ya.. Kimse kusura bakmasın ben o gencecik kızlardan çok, jüride yer alan Çağla Şıkel, Azra Akın ve Arzum Onan’a hayran kaldım bir kez daha. Her biri anne, her biri 40’lı yaşlarını geçmiş (Azra 39) ama gencecik kızlardan daha alımlı, daha hoş, daha karizmatikler. Tarzı, tavrı, havası, edası ile en güzel hala onlardı bence.

Resmen içimi açtılar, bakıp bakıp “insan yıllar geçtikçe daha da güzelleşirmiş meğer” dedirttiler. Nasıl da iyi geldiler. İnanın hangi kız güzel seçildi bilmiyorum, ilgilenmedim bile. Çünkü jüri koltuğunda oturan o üç kadın var ya… Güzelliklerine öyle çok şey eklemiş, kendilerini büyütmüş, geliştirmiş, çalışmış, başarmış, ışıl ışıl, pırıl pırıllardı ki. Elbette vardır her birinde biraz estetik, az biraz oynama. Kimde yok ki?!

Önemli olan kendilerini başka birine dönüştürmemeleri. Ne kadar yaptıkları, nasıl durduğu. Hala doğallar, sırıtmıyor, bağırmıyor her ne ise yaptırdıkları. Yaşının güzeli olmak, yaşıyla mutlu olmak, tam da böyle bir şey işte. Baktıkça pozitif hissettim, baktıkça gaza geldim. Şimdi kendime bakım yapmaya gidiyorum ben!

Komik şeylere gülüp geçiniz, bekleme yapmayınız lütfen!

Berfu ve Eser Yenenler çifti bir yarışmada sunuculuk yaptı. Eser, sahnede eşi rahatlasın diye “Kendini bana bırak” deyince, o da “Emin misin? Kendimi ne zaman sana bıraksam, çocuğumuz oluyor” diyerek herkesi güldürdü. Tabii ‘Gafa bak’ diyenler, kadrolu eleştiriciler de coştu. Danışıklı dövüş müydü, yani Eser ses getireceğini bilerek mi söyletti bunu, Berfu Yenenler boş mu bulundu bilemem...

İlk duyduğum an, ben de şok oldum; sonuçta yatak odalarından bahsediyorlar. Gayet özel bir şey. Ama güldüm geçtim, komik çünkü. Gaf diye büyütmedim, ‘söylenecek laf mı bu şimdi?’ diye eleştirmedim. Tatlı bir patavatsızlık. Hepimizin gaza geldiğinde, coştuğunda söylediği patavatsız sözlerden. Birileri ‘erkeği yücelten bir söylem’ demiş. Ne alaka? Yine gereksiz bir anlam yükleme çabası. Sadece gülüp geçsek olmuyor mu ya?

Moda’da doludizgin müzik

Epey zaman sonra, cuma akşamı Moda Kayıkhane’de buldum kendimi. İstanbul’un eşsiz manzaraya sahip tatlı ve samimi konser mekanında... Yeniden konserler başladı ya; Kayıkhane de dolu dizgin. Yemek yerken mekanın sahibi Erkan Ulutaş’la lafladık… “Kapasitenin altında seyirci alıyoruz” dedi; 1.100 kişilik mekana 200-300 kişi hem de. “Sanatçılar ücretlerini epey artırmışken, nasıl kazanıyorsunuz peki?” dedim. “Amacımız mekanı yaşatmak, zarar etmeyelim yeter” dedi.

Tam Don Kişot’luk yani, gerçekten bravo. Merak ettim, en çok bileti Selami Şahin satmış, Aşkın Nur Yengi de ikinci sırada. Güzel haber ise yakında Yunan sanatçıların vereceği konser. ‘Sıcak komşuluk ilişkileri için kültür buluşması’ başlıklı. İçlerinde Türkiye’den korkan, gelmek istemeyen isimler bile varmış; etkinliği organize eden Buzuki Orhan ikna etmiş onları da. 19, 20, 21 Ekim’de Yunan sanatçılar sahnede. Meraklısı şimdiden yerini ayırtsın.

'Yaşa, tat, keşfet' öneriler

Şehre dönüş, İstanbul mekanlarına da dönüş demek. Yenilikler gırla...

  • Taksim Continental Hotel’in altında, Tulum havası estiren Ginza… Yemekler Uzakdoğulu, müzikler Afrika kafası. İstanbul’un böyle bir eğlence mekanına ihtiyacı vardı, net!
  • Rixos Pera İstanbul otelinin terasındaki Golden Hour… Eğlence de, manzara da şahane. Her akşam başka bir DJ doyasıya coşturuyor.
  • Etiler’de, Maraş yemekleri yapan Tepsi Et… Bakır tepside, odun fırınında pişiriyorlar etleri. Her şey yöresel. Maraş’ın meşhur ‘Eli Böğründe’ kebabını söyleyin, pişman olmazsınız.
  • Ortaköy Feriye’de, denize sıfır, Alaçatı mekanı Sea Salt... Dört nesillik ‘Balıkçı Niyazi’sinin uzantısı. Haliyle tüm ürünler Çeşme’den, taze taze. Manzaradan yemeklere bakabilir misiniz bilmem ama harika mezeler, doğru pişirilmiş taze balık özleyenlere duyurmayı bir borç bilirim.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder