Dikkat dikkat, bu bir tatil yazısıdır… Zira tatildeyim ve bu kez Yunan adası Hydra’dan bildiriyorum. Önceki yazımda demiştim ki; “Biz hep adalarda tatil yapıyoruz da, bu Yunan halkı nerede, nasıl tatil yapıyor acaba?” Bu merakla, Atina’nın sayfiye semti Glyfada’da birkaç gün geçirmeye karar verdik arkadaşımla. İyi de geçti. Evet Glyfada tatlı, eğlenceli, biraz pahalı ama günün sonunda plajlarıyla ve şehir hayatıyla Bodrum tadı veren bir bölge. Haliyle üç günün sonunda kendimizi Hydra’da bulduk; kaçınılmaz son! Atina’ya 1.5 saat uzaklıkta, Pire’den feribotlarla ulaşılan, ağaçsız, kayalık, tipik bir Yunan adası burası. Motorlu taşıtların yasak olduğu, ulaşımın yürüyerek veya eşeklerle sağlandığı bir yer. Taş/kaya diye bakıyorsunuz ama garip bir büyüsü var; her hafta sonu Atinalılar’ın akın akın buraya gelmesi boşuna değil. Sakin, zarif, tasarımcılarla dolu, tarihi bir ada. Hatta dünyaca ünlü müzisyen Leonard Cohen, 1960’larda Hydra Adası’nda uzun yıllar yaşamış. Büyük aşkı Marianne ile büyük bir ev alıp yerleşmiş ve ‘So Long, Marianne’ ile ‘Bird on the Wire’ gibi ölümsüz eserlerini burada yazmış. Hydra oldukça küçük bir ada, o yüzden plajlara/ restoranlara mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Limanın girişindeki iskelelere saat başı, her boyda feribot ve katamaran gelip yolcu boşaltıyor ve alıyor. Ada içindeki tüm plajlar kayalar üzerinde; havlunuzu serip oturacaksınız ya da kaya tepelerindeki kafelerde zaman geçireceksiniz; ki manzara mükemmel. Ama plaj gibi plaj olsun derseniz, belli ücretler ödeyerek botlarla koylara gidebilirsiniz. Hiç de ucuz olmadığını söylemeliyim. Mesela en yakın mesafedeki Vlychos Beach’e gidiş fiyatı, iki kişi için 20 Euro. İki şezlong ve bir şemsiye de 20 Euro. Her gün giderseniz, yiyip içerseniz, hesap belli. Ucuz değil ama bir Bodrum, Çeşme de değil! Tabii isterseniz plajlarda havlunuzu yere yayıp güne devam edebilirsiniz, buna da kimse bir şey demiyor. Bizden asıl farkları da bu zaten. O zaman gelelim gündemdeki “Yunan adaları mı, Bodrum’da tatil yapmak mı? Hangisi daha mantıklı? Yunan adalarını övünce Türkiye’yi gömüyor muyuz?” tartışmalarına. Bu yazının amacı da buydu zaten. O zaman sadede gelelim….

İSTEDİĞİN TATİLE ULAŞAMAMAK...
‘Bodrum pahalı, Yunanistan çok ucuz’ iddiası ne kadar doğru? Bu kadar insan Yunan adalarına akın akın gidip tatil yapıyorsa elbette sorulmaya değer bir sorudur bu; ama kime sorduğunuz, nereyi nereyle kıyasladığınız da önemlidir. Öncelikli olarak restoran kültürleri çok farklı. Fiyat performansa baktığınızda, nispeten daha sağlıklı, temiz, lezzetli yemekler yersiniz Yunan tavernalarında ya da restoranlarda. Mezeler, deniz ürünleri üç aşağı beş yukarı aynı fiyattadır. İstisnalar kaideyi bozmaz ama kazıklanmayacağınızı bilirsiniz. Öte yandan bünyesi lüks otellere alışkın yurdum insanı, Yunan adalarına gelip minnak odalarda, motellerde ya da Airbnb tarzı kiralık evlerde çok da lüks olmayan koşullarda tatil yapmaya razı. Çünkü ada kafası böyle bir şey zaten. Dolayısıyla bunu lüks otellerin gecelik fiyatlarıyla karşılaştırmak saçmalık. Ama bizdeki lüks otellerin gecelik fiyatları da akıl alır gibi değil; bunu da kabul etmek gerek. Ulaşılamaz bir durumda artık, uçuk ötesi. O zaman olay neye dönüşüyor? Bodrum ve Çeşme’deki o fiyatları ödeyemeyen ve parası olduğu halde bu fiyatların saçmalık olduğunu düşünenler, adalarda daha mütevazı tatili tercih ediyor. Bir başka konu da şu: Bodrum’un dünyaca ünlü restoranlarını ada fiyatlarıyla kıyaslayıp ‘çok pahalı’ demek, büyük yanılgı. Dünyanın en ünlü restoranları Bodrum’da şube açıyor, yabancı turistleri ağırlıyor ve sen bunu Yunanistan’ın salaş restoranlarıyla kıyaslayamazsın. Ayrıca, bazı insanların gidemediği yerler olması temel kızgınlığın sebebi kanımca. Yani istediği tatile ulaşamamak! Oysa her gelir grubuna ait mekanlar olması son derece normal değil mi? Yunanistan’da da herkesin ulaşamayacağı pahalı yerler var ama temel olay şu; ortalama bir plajda, her gelir grubundan insanın eşit olarak güneşlenebilmesi, denize girebilmesi, yemesi içmesi. Kapıdan geri çevrilebileceğin bir beach kültürü yok komşu kıyıda. En lüks plajda bile havlunu serip yatabilirsin. Yanında getirdiğin sandviçi yiyebilir, kendi suyunu içebilirsin. İşte biz kendi ülkemizde bunları yapamıyoruz. İki kıyının en büyük farkı da budur kanımca. Bodrum dışarıya açılırken, kendi insanına kapanıyor; bütün olay bu.

EŞEKLERİ SALSANIZ MI ARTIK?!
Hydra’da en üzüldüğümüz mevzuya da bir paragraf açayım… Bu ada çok kayalık olduğu için, ulaşım ve yük taşımacılığı at ve eşeklerle yapılıyor. Bazen sırtına çocuk binmiş eşek görüyorsun, bazen de üç beş valizle, Allah’ın sıcağında kan ter içinde kalmış bir eşek geçiyor yanı başından. Üzülmemek elde değil. Oysa bunun başka yolları da var… Zamanında Mardin’de de vardı; belediyenin kadrolu eşekleri dar sokaklarda yükleri ve çöpleri taşırdı. Ama artık araçların giremediği tarihi sokaklarda temizlik, elektrikli ve paletli mini araçlara devredildi, eşekler de emekli hayvan çiftliklerine gönderildi. Nitekim adalarda da atlar yerine elektrikli minibüsler devreye sokuldu. Yunanistan’da belli ki bunun nostaljik ve turistik olduğu düşünülüyor ama yanılıyorlar; göze hiç hoş gelmiyor. Yazık o hayvanlara
