Kadın bedeni obje değil ama sen hiç değilsin!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Araya yılbaşı mevzuları girdi, yazamadım, içimde kalmasın izninizle... “Kadın bedeni obje değildir” diyerek, mücevherleri boynuna takıp objektiflerin karşısına geçen bir beyefendi vardı geçen hafta. Yıl bitmeden, bizi en absürd reklamla tanıştırmıştı hani? Epey de ses getirdi, sosyal medyada herkes paylaştı fotoğraflarını, röportajlar yapıldı falan. Adı Soner Yaman. Bir kuyumcunun satış danışmanı. Cinsiyetçi kalıpları yıkmak için ‘farkındalık’ yaratmaya çalıştığını söyledi.

Bir nevi kendini feda etti yani, valla sağ olsun. İstediği oldu, ses getirdi. Ama kadın bedenine yapılan saygısızlık hiç konuşulmadı, bizzat kendisi konuşuldu!! “Cesaret gerektiren, riskli bir işti ama model ben olmalıydım” demiş. Keşke olmasaydın! Bu takılar zaten kadın bedeni için. Kadınların taktığı/kullandığı şeyler. O yüzden yapılan şey de komikti. Ama bu kişiyi tanıdığım için memnunum. Çünkü röportajda anlattıkları, her ailede olması gereken.

“Ailem, insana ve haklara değer verir. Beni de ‘aslan oğlum, sen erkek adamsın’ gibi söylemlerle büyütmediler” diyor; ki işte burası çok güzel. Ha bak, çıksın bunları anlatsın, bayıla bayıla izlerim. Ama şovu gereksizdi. Ha, bu şovu yapmasa nasıl dikkat çekecekti derseniz, siz de haklısınız. Yine her zaman olduğu gibi, her tartışmanın farklı boyutları var.

Teknoloji şahane şey ama iyi ellerde!

Tanıtım/reklam dediğin nasıl olmalı peki? Türk sinemasının usta oyuncusu Kemal Sunal’ı ölümünden 20 yıl sonra bir banka reklamında karşına çıkartıp, şaşırtmalı mesela! Ziraat Bankası yaptı bunu. Kemal Sunal’ı görüntüsüyle, sesiyle, güncel konuşmasıyla yeni reklamında oynattı. ‘Deep Fake’ teknolojisi ile tabii. Bir süre önce yazmıştım; özetle yapay zeka teknolojileri kullanılıyor.

Birkaç açıdan çekilmiş yüz fotoğrafları başka birisinin yüzüne yapıştırılıyor ve o kişinin videosu oluşturuluyor. Cem Yılmaz, Tom Cruise, Eddie Murphy, hatta Obama… Sosyal medyada o kadar çok kişiye yapıldı ve öyle müthiş sonuçlar çıktı ki; gerçeğinden ayırt etmek imkansız. İşte bu da işin korkunç tarafı! Daha önce de sormuştum: “Deep Fake gerçeği sizi korkutmuyor mu?” diye.

Çünkü ‘gözlerimle gördüm’ demek bile hiçbir şey ifade etmeyecek artık. Mesela Kemal Sunal’ın öldüğünü bilmesek, yeni reklam çekmiş diye oturup izleyecektik belki de! O yüzden, keşke bu işe bazı kurallar getirilse, bu teknoloji böyle masum ve tatlı projeler için kullanılsa diyorsun. Çünkü proje çok güzel.

Tabii, her ne kadar Kemal Sunal’ın reklamda kullanılmasını istemeyenler olsa da; beğenenler, duygulanıp ağlayanlar da çok. Sanatçının oğlu Ali Sunal da diyor ki; “İzin aldılar. Bizce çok hoş oldu. Çok özledik çok…” Zaten reklamı izleyip de duygulanmayan var mı? O zaman daha önce dediğimi tekrarlayayım: Teknoloji şahane bir şey ama iyi ellerde!

Şarkılardan bir demet…

  • Arif Susam yılbaşında şahane bir kutlama mesajı yayımladı... Stüdyoda kült şarkısı ‘Sıktı mı Canını Sıktı mı’ şarkısını söyleyerek verdi coşkuyu... Hem albümünün duyurusu, hem de gülümseten bir jest oldu. Tam 2 bin kişinin adını okuyarak, mesajları kişisel hale getirdi. Zekice ve çok sevimliydi. Emeği geçenleri kutlarım.
  • Mahsun Kırmızıgül’ün şarkısı ‘Dinle’ sosyal medyada yıllar sonra popüler oldu! Önce aklı evvelin biri; yabancı bir filmdeki dans sahnesine uyarladı, sonra bir Koreli Tiktok’ta bu şarkıyla dans etti. Ne vesileyle oldu, niye oldu bilmiyorum ama resmen videolardan çıkamıyoruz!
  • Hakan Altun ‘Telefon’ şarkısını yapmasaydı, aşk haberlerini nasıl okuyacaktık acaba? Büyük başlık sıkıntısı olurdu maazallah!! Bir ilişkiye başladı “Artık telefon başında beklemiyor” başlığı atıldı, ilişkisi bitti, “Yine telefonun başında çaresiz bekliyor” denildi. Sizce de baymadı artık bu espri?
  • Ferdi Özbeğen yıllar sonra yeniden popüler oldu. Bunun nedeni, Berkun Oya’nın dizisi ‘Bir Başkadır’ın bölüm sonlarında onun şarkılarına yer vermesiydi. Şimdi Özbeğen’in hayatının anlatıldığı bir kitap çıkıyor. Organizatör Ali Rıza Türker, dostu Özbeğen’in hayatını ölümünün sekizinci yılında ‘Şöhret Dediğin’ isimli bir kitapta meraklasına sunuyor

Uçaktan inme anksiyetesi!

Günlerdir sağdaki bu fotoğraf dolaşıyor telefonlarda... Uçağı beklerken sosyal mesafe şart ama yarım saat sonra bindiğin uçakta dip dipe! İnsanlar da soruyor haliyle: Uçakta mesafeye gerek yok mu? Güzel soru ama sorsanız bütün uçak şirketleri der ki; maliyet gereği, zaten hava filtrelerimiz iyi vs. Özetle kendi önlemini kendin alacaksın.

Madem durum bu bir, hatta iki maske birden takacaksın! Bu konu önemli tabii ama başka önemli konular da var. Türk insanının uçaktan inme anksiyetesi mesela!!! Uçak yere iner inmez ayağa kalkanlar, önündekinin ensesine yapışanlar, sosyal mesafeyi hiçe sayanlardan bahsediyorum. Geçen hafta Erzurum’a indiğimizde çektim fotoyu, yere ineli saniyeler olmuş.

Herkes ayakta. Anons yapıldığı halde dinleyen yok! Önden gidersen kaçıracağın hiçbir şey yok üstelik, zaten otobüsü, o olmadı bagajını bekleyeceksin ve ayağa kaktığında çıkamayacaksın hemen! O zaman derdin ne? Bu bence psikiyatrik bir bozukluk! Öğrenemedik, öğrenemeyeceğiz de bir türlü.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder