Kadına şiddetin dik alası bu!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hayatımda bu kadar saçma erkek şiddeti görmedim! Tülin Şahin ile geçen yıl evlendiğini sandığımız (meğer ikametgah nedeniyle nikah onanmamış, öyle diyor Şahin) Pedro de Noronha’nın ayrılık hikayesinden bahsediyorum… Okumuşsunuzdur, biz onları mutlu mesut sanıyorduk, meğer hiç evlenmemişler. Beyefendi mahkemeye başvurmuş, “Tülin çocuğumu bana göstermiyor, kızımızın soyadını değiştirmekle tehdit ediyor” diye.

Tülin Şahin de karşılığında şu açıklamayı yaptı: “Hamileliğim boyunca ve sonrasında yaralayıcı eleştirilerde bulundu, eski fiziğime dönmem için baskılar gördüm. Hamileyken dondurma yedim diye çıkarttığı kavgalar çok yıpratıcıydı...” Spor yapması için de büyük baskı görmüş meğer ünlü manken.

Hamile bir kadına çevresinden, hatta sosyal medyadaki zorbalardan gelen eleştirilere alışmıştık ama doğum yapan eşi aşağılayan bir kocayı ilk kez duyuyorum. Bir mankenle birlikte oldun tamam da, bu ne acımasızlık? Eğer iddialar doğruysa; Pedro Bey’in yaptığı büyük ayıp, kadına şiddetin dik alası, ayrıca büyük bir şuursuzluk!

Bir kadını sadece vücudu yüzünden hayatına soktuysan, baştan söyleyip çocuk yapmayacaksın. Madem yaptın, adam gibi davranacaksın. Yeter artık kadınlara fizikleri üzerinden yapılan bu baskı! Erkekler dönüp kendi yaptıklarına ve yapmadıklarına baksın biraz artık. Bu nasıl bir şımarıklıktır ya?

Neden bu kadar berbatsın?

Bu yaza ilginç ilişkiler ve kavgalar damga vuruyor madem… Bir ilişki filminden bahsetmek istiyorum size. 5-6 yıl önce izlemiş, hatta yazmıştım bu filmi. Geçenlerde tatil kafasıyla oturdum tekrar izledim, ilişkilere dair ilginç bir bakış açısı sunduğu için bir kez daha not düşmek istedim buraya... Olay şöyle başlıyor.. Uzun yemek masasının iki ucuna oturmuş bir karı-koca düşünün...

Hiç konuşmayan, birbirlerine öldürecekmiş gibi bakan, belli ki birbirlerinin hayatlarına artık değmeyen bir kadın ve bir erkek... Adamın yaptıkları, hatta daha çok ‘yapmadıkları’ o kadar çok birikmiş ki kadının içinde... Adamın umursamaz halleri, sorumsuzluğu, bir baltaya sap olamaması, burnunun dikine gitmesi, inatçılığı, kabalığı... Kadındaki bütün duyguları bitirmiş.

Kadın masadayken, bir anda sorar adama: “Neden bu kadar berbatsın?” Adamdan cevap gelmez. Kadın bir türlü ulaşamaz karşısında oturan adama, sorularına cevap bulamaz. O da dayanamaz, hıncını alamaz, öfkesini durduramaz ve kocasının bütün sevmediği ve eleştirdiği taraflarını, kötü huylarını, başına gelen her şeyi en yakın arkadaşına anlattığı tatta ama büyük bir acımasızlıkla internette açtığı bloguna yazar.

Yemek de sorduğu soru da, blogun adı olur: ‘Neden Bu Kadar Berbatsın?’ Yani ‘Why You Suck?’ Blog resmen patlar! Takipçileri inanılmaz hızla artar, işler önüne geçilemez bir hal alır. Blogtaki yazılar kitap olarak basılır. ‘İlişkinin kötü adamı’ artık kitapçı vitrinlerindedir ve özel hayatı herkesin dilindedir. Adam depresyona girer, hayattan ümidini keser, küçük dünyasında yaşamaya bakar. Ve söylemeye gerek var mı, çiftimiz çoktan boşanmıştır.

Hepimiz birileri için yanlış insanız belki de..

Filmin hikayesi çok tanıdık değil mi? Hayatınızdaki insanın yaptıkları ya da ‘yapmadıkları’ yüzünden hırsınızı alamadığınızda, bir blog açıp içinizi dökmemiş olabilirsiniz ama dostlarınıza ağız dolusu şikayetler etmediniz mi hiç? Hiç sormadınız mı karşınızdaki adama, ‘neden bu kadar berbatsın’ diye? Hadi siz yapmadınız diyelim; illa ki benzer hikayeleri olanlar vardır çevrenizde.

‘Aşkta Yanlış Yoktur’ isimli filmin hikayesi bu işte! Asıl işi yazarlık olan, yazdığı tek kitap da başarısızlığa uğrayan, evliliği bitince hayatı da tepetaklak olan, bulaşıkçılık yaparak hayatını kazanan ama daha çok boşvermişlikle günlerini geçiren filmin kahramanı Leo’ya ben de karısı gibi kızdım.

Niye bu kadar berbat diye öfkelendim. İlişkisinin dizginlerini eline almadığı için, karısıyla ortak bir yaşam kuramadığı için, karısı bilmem ne tepesinde güneşin batışını izlemek istediğinde onunla o tepeye çıkmadığı için, ona zaman ayırmadığı, ilişkiden beklenenleri yerine getirmediği ve başka başka bir sürü şey için... Fakat Leo, ‘hayatının kadını’nı bulunca ve başka birine dönüşünce şaşırdım.

Yeni evlenen bir kadına aşık olur Leo. Kendisini aşık olduğu kadına ‘doğru adam’ olarak ispat etmek için, o andan itibaren tam bir savaşçıya dönüşür. Filmin sonuna doğru yaşadıklarını kendi ağzından anlatır Leo ve şöyle der: “Aşkta yanlış yoktur, yaptıklarınız yanlış değildir. Aşk bir gün biter... Sadece hepimiz birileri için yanlış insanız...” İşte bu kadar basit!

Neden, niye, nasıl olur diye sorguladığımız bir sürü şeye bu açıdan baktığımız zaman, hayat kolaylaşacak belki de... Sevgilinin, kocanın ya da karının eleştirdiğin yanları, başkası için mutluluk kaynağıdır belki de. Kimse suçlu değildir de, siz doğru bir çift değilsinizdir sadece? Olamaz mı? Ryan Kwanten, Sara Canning ve Catherine O’Hara’nın oynadığı ‘Aşta Yanlış Yoktur’ filmini izleyip biraz düşünün bence.

Yazarlarımızdan

22 Eylül 2020, Salı 13:37
22 Eylül 2020, Salı 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder