Hayat bir yarış, her şey bir rekabet. Herkesten iyi olmak, herkesin önüne geçmek zorundayız. Hep ‘daha’ olmak zorundayız, dahasına sahip olmalıyız. En güzel, en başarılı, en zengin olmak için kendimizi paralamalıyız. Bunlar olmayınca da mutsuz, öfkeli, saldırgan ya da kendine acıyan bireylere dönüşüyoruz. Bize öğretilen hep bu oldu, böyle yetiştirildik değil mi? Bazen dibe vurduğumuzda, yok olduğumuzda, her şeyimizi kaybettiğimizde kendimize geliyoruz ve hayatın böyle bir şey olmadığını fark ediyoruz o ayrı. Nereden çıktı bütün bunlar? Daha önce ‘Seyir’ isimli kitabını okuduğum ve çok etkilendiğim Piraye’nin (Piraye Erdoğan) yeni romanı ‘Can Borcu’nu okuyorum bu ara. Öyle iyi geldi, öyle başka şeyler düşündürttü ki, paylaşmak istedim.

Hikaye, dolandırıcı bir sevgili sayesinde maddi manevi çöken, nefessiz kalan bir kadının, yani ‘Lara’nın hikayesiyle başlıyor. Kendini kiralık bir ev odasına hapsedip bir ölüden farksız şekilde yok olmayı bekliyor ‘Lara’. Hayata küsmüş, kendine küsmüş, bitmiş tükenmiş bir kadın. Aslında bir yaşam koçu olan evin sahibi ‘Cemo’ sayesinde kendini bulması ise hikayenin diğer yarısını oluşturuyor. Roman formunda başlayıp yavaş yavaş kişisel gelişime dönüşüyor ama bunları nasıl anlattığı önemli. Diyor ki; “Nasıl, nasıl bilmiyor olabiliriz insanı ya da insanca yaşamayı? Hep yaşamın işleyişinde terslik var sanıyoruz ama aslında işlemeyen insan!” O yüzden seni yani biz okurları düşünceleri ve inançları üzerinden çalıştırıyor. “Her şey sana verilmiştir. Her şey bize, hak! O, hiçbir şeyi sakınmaz, sakınmamıştır. Onda limit yoktur. İşte, hak etmek, sana verilmiş bu sistemi işletebilmektir. Gerçek insan olma yolu bu. Ama insanın istediği hep en yüksek nasipler. Huzur, aşk, sevgi, bolluk, mutluluk, yani tamlık. E sen kimsin? Öfkeliyim, suçluyum, yetersizim, kıskançım, yalnızım, parasızım. Arkadaş, bu oluşlarla sen o istediğin üst nasipleri nasıl olduracaksın? Hak edemiyorsun yani. Ne kadar ekmek, o kadar köfte diyor sistem, iyileş de gel diyor.”

YÜZLEŞMEK VE İYİLEŞMEK İSTEYENE
Can Borcu’nda müthiş anlatımlar var: Tövbelemek, dikey ve yatay yükselme ne demek, anda kalabilmek nasıl olur, human design (insan tasarımı) kavramları… Hepsi öyle iyi ve net anlatılıyor ki, içi boş kişisel gelişim kitaplarıyla alakası yok. Bilinç ve zihnin işleyişi de önemli detaylardan. Diyor ki; “Bir tasarım var, sana verilmiş bir can. Bir de onu yaşamaya gelmiş bilinç var. Sen, tasarımın içindeki yolcusun. Sen bilinç olarak ona uyarsan, ‘can’dan ilerlersen, yani programına teslim olursan, ‘her şey yolunda’ halinde ilerliyorsun. Uymazsan, yani zihninin söylediğini yaparsan, kendin olamıyorsun…” Zihin sonradan öğrendiklerimiz aslında ve zihnindeki engellerden kurtulmakla başlıyor her şey. Daha neler var, neler…
“Bu kadar acının ne anlamı olabilir? Bizim olmaya geldiğimizi olabilmemiz ve bizi gerçeğe yükseltmek için! Burada önemli olan acı çekmenin de bir deneyim olduğunu anlamak. Hiçbir şey sana olmaz, her şey senin için olur.”
“Gerçek insan olmanın yolu ne? Yaşamla dalgalarda bir aşağı bir yukarı ilerlemeyi kabul etmek. Kabul edip devam edebilirsen ne güzel, suyun üzerinde ilerlersin. Ama ‘Bu olmaz’ diye diretirsen, kabul etmezsen çırpınmaya başlarsın. İnançlarına bak, neden olamaz? Olursa ne olur? Arkada hep korkunu bulacaksın. Korku, gerçeği unuttuğunda ortaya çıkan duygudur. Korkuyu aşabildiğin her sefer, suyun üzerine gelip yaşamla akmaya başlarsın. O olamaz dediğini, karşı gelerek değil, kabul ederek, onunla BİRleşerek aşabilirsin ancak.” ‘Can Borcu’ öyle akıp giden bir roman değil… Başa dönüp dönüp okumalık, altını çizmelik, düşünmelik bir roman. Gerçekten hayatı anlamaya, anlamlandırmaya çalışan biri için yol göstermelik. İyi geliyor, hayata başka türlü bakmanızı sağlıyor. Tabii alabilene. Yolunu değiştirmek isteyene. İhtiyaç duyana. Yüzleşmek isteyene. Hatta bazı yüklerini hafifletmek isteyene. Pazar gününe tavsiyemdir.

ADANA VE ALAÇATI'DA FESTİVAL VAKTİ
Festivaller ayı geldi çattı. Malum, Türkiye’nin en önemli ve her sene merakla beklenen iki festivali Nisan ayına denk geliyor.
14. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı: Adana’nın simgesi haline gelen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı için geri sayım başladı. Bu yıl 1-5 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek bu etkinlik; Türkiye’nin ilk karnavalı. Adana’yı portakal çiçeklerinin kokusu sarmaya başladığı an, herkes soluğu orada alıyor çünkü kollektif bir iyi hissetme hali yaşanıyor. En önemlisi de Adana halkı bu karnavala sonuna kadar sahip çıkıyor. Türkiye’nin en renkli, en coşkulu etkinliğinde bu sene de konserler, kortej yürüyüşü, sokak gösterileri, gastronomi etkinlikleri ve kültür sanat atölyeleri olacak, asla kaçırılmamalı.

15. Uluslararası Alaçatı Ot Festivali: Bu sene ilk kez ‘uluslararası’ kimliğiyle misafirlerini karşılayacak olan Alaçatı Ot Festivali, 20-26 Nisan tarihleri arasında yapılacak ve ilk kez 6 gün sürecek. İlk üç gün uluslararası gastronomi yarışmalarına ev sahipliği yapacak festivalde, 6 gün boyunca söyleşiler, atölyeler, sergiler, konserler olacak. 23 Nisan günü de geleneksel kortej yürüyüşü gerçekleşecek. Yani bu sene kortej, çocuklarla birlikte çok coşkulu olacak. Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşecek festival, Alaçatı’nın doğal, kültürel ve gastronomik mirasını daha geniş ölçekte görünür kılmayı hedefliyor, Çeşme’nin dört mevsim yaşayan kimliğine de katkı sunmayı amaçlıyor.
