Oyunculuk kutsal mıdır? Sektörün en kıdemlilerinden bir oyuncu ile genç nesilden bir oyuncunun atışması gündeme taşıdı bu soruyu. Dilan Çiçek Deniz “Oyunculuk kutsal bir meslek değil; doktorluk, öğretmenlik gibi daha kutsal mesleklerimiz var” deyince, Burak Sergen de “Oyunculuk dünyan1ın en kutsal mesleğidir. Ben doktor ve öğretmeni oynayabilirim ama onlar benim yaptığım şeyi yapamazlar” diye tepki gösterdi. Egoya bakın hele! Dünyanın en saçma açıklaması değil de, nedir bu? Herhalde doktoru oynadığında, gerçekten doktorluk yaptığını, hayat kurtardığını falan düşünüyor. Bu yaşta buna inanmak enteresan! Bana kalırsa meslekler değil; işini iyi yapanlar, insana değer verenler, hayata değer katanlar kutsallıkla eşleşebilir. Hayat kurtaran her doktor kutsal bir iş yapmış olur ama bebekleri öldüren yenidoğan doktorları da var unutmayın! Çocuk yetiştiren, bilgi aşılayan, hayatı öğreten öğretmen kutsal iş yapmıştır ama öğrencisini dövene, taciz edene aynı sıfatı yakıştırabilir miyiz? Yani meslek değil kişiler, yapılan işler önemlidir. Dolayısıyla oyunculuk kutsal falan değildir. İşini iyi yapan vardır, kötü yapan vardır. O da adamına göre, egosuna göre değişiyor işte.

Vizyon ve Urla'nın yükselişi
Dünyada ‘agro turizm’ yükselişte... Yani geleneksel turizmin ötesine geçen; doğa, deneyim, iyi tarım, kaliteli yemek, sakinlik ve huzurla eşdeğer, daha niş bir turizm anlayışı. Gelir ve eğitim düzeyi yüksek turistin tercihi. Bizde buna karşılık gelen yer de; Urla. Verimli toprakları, bağ yolları, doğası ve gastronomi turizmiyle son yılların en çok konuşulan bölgesi. Türkiye’de benzer başka yer yok! Böyle bir yerin doğru yönde gelişmesi için de vizyon sahibi insanlara ihtiyaç var. Can Ortabaş mesela. 30 yılını Urla’ya adamış, müthiş vizyoner bir kişilik. 1996’da, içinde asırlık zeytin ağaçları olan 2 bin dönümlük bir arazi satın almış Urla’da ve bir cennet yaratmış. Adı, Uzbaş Arboretumu. Peyzaj bitkileri ithal edip yetiştiriyor ve satıyor. 54 ülkeden 2 bine yakın farklı bitki var dev arazisinde. Yıllık ziyaretçi sayısı 150 bini bulan bir cennet. Sonra yıllar içinde şarap üretimine başlıyor Can Ortabaş. Bağ yapıyor ve 2010 yılında şaraphane kuruyor. Şu anda bölgedeki 10 üreticiden biri. Geçen yıl da müthiş bir butik otel projesine imza attı iki ortağıyla birlikte. 30 milyon dolarlık yatırımla ‘Key Urla’yı turizme kazandırdılar. Michelin ve Gault&Millau onaylı iddialı restoranı ‘An Urla’, üzüm bağlarına bakan odaları ve doğada farklı deneyimler sunan aktiviteleri ile tam bir ‘agro turizm’ örneği. Geçenlerde Uzbaş Arboretumu’nda zeytin toplayıp, Can Ortabaş’la uzun uzun konuştuk. Öyle bir vizyonu var ki, ‘keşke ondan birkaç tane daha olsa, ülkenin dört bir yanına dağılsa’ diyeceğiniz türden biri...

‘Michelin yıldızları Urla’nın başına gelen en güzel şey’
“Urla, uzun yıllar Çeşme ve Alaçatı’ya gidenlerin yanından geçtiği ama bakmadığı, durmadığı bir yerdi. Ben 30 yıldır kendimi Urla’ya adadım. Bağ yolunu oluşturan bütün üreticilerle birlikte buranın öne çıkmasını sağladık.” diyor Can Ortabaş ve ekliyor: “Kesin olan bir şey var ki; Urla’nın başına gelen en güzel şey, Michelin yıldızlarının buraya gelmesidir. Gastronomi her bölgeyi kalkındıran bir güçtür.” Elbette 12 ay süren turizme en büyük katkı bağlar sayesinde! Şu an Urla bağ yolunda 10 üretici var. Üretimleri 20 bin şişe ile 250 bin şişe arasında değişiyor. İki üretici de yolda. Tam bu noktada “Gastronomi turizminde şarap yoksa uluslararası olabilmek pek mümkün değil” diyen Ortabaş, ekliyor: “Bağ yolları çok değiştirdi her şeyi. Buraya gelen her kişi, bir ekonomi yaratıyor. Bir yerde yatmak zorunda, bir yerden benzin almak zorunda, yemek yemek zorunda. 12 ay ziyarete açığız. Bir tek konaklama eksik, onun için de Alaçatı ve Çeşme var. Böylece orada da turizm sezonunun uzamasını sağlıyoruz...”
Tüm uğraşımız Kuşadası olmamak!
Turizmi sürdürülebilir kılmak adına bağ yolundaki üreticiler de birlik olmuş. Can Bey’in deyimiyle, ‘aynı yıldıza bakıyorlar’. İnsanlar birbirini rakip değil meslektaş olarak görüyor. Otelciler birbirlerine müşteri yolluyor, restoranlar müşterileri diğer restorana da yönlendiriyor. ‘Keşfetmek’ üzerine bir sistem kurmuşlar. “Bize gelen turistlerin otele kapanmasını istemiyoruz. Git zeytini keşfet, bağ yollarını keşfet, gastronomiyi keşfet. Konforlu araçlar yaptık, yolları işaretledik, çık Samos manzarasına karşı otur keyif yap! Yollarda yürü; dağ çileği var, sandal ağaçları var, kekik var. Key Urla bir agro turizm oteli. Böyle bir otelde, en büyük artı, pencerenizi açtığınızda soluduğunuz oksijen miktarıdır...” Tabii bir tehlike de var... Turizmin arttığı her yere kâr amacı güden müteahhit de geliyor, mafyası da geliyor, arsa toplayanı da. “Vahşi kapitalizm engellenirse, imar izinleri doğru kullanılırsa, bir Kuşadası faciası yaşanmaz burada” diyor Ortabaş. Bu bölgenin yapılaşmasına sınır koymak, dikey mimariyi engellemek, ‘burası agro turizm merkezidir’ diyerek kararlı olmak şart. Bunun için de böyle vizyoner isimlere ihtiyaç var işte.


