‘Suça sürüklenen çocuk’ kavramı sürekli tartışılıyor malum… Akranlarını öldüren, bıçak çeken, zorbalık yapan çocukların, pişman olup olmaması bir yana, mağdur ve acılı ailelere ettikleri eziyetler de cabası. Yani ortada bir ‘çocukluk’ hali yok! En ufak bir suçluluk duygusu taşımayan, ‘canavarca hislerle dolu’ bireyler söz konusu. Bunu yaratan sebep ‘cezasızlık’ mı peki? Hayır! Ceza verilmeyen, ıslah edilmeyen bu çocuklar sürekli suç işlemeye devam ediyor ama; eğitim eksikliği, anne baba sevgisizliği/ilgisizliği, maddi imkansızlıklar ve daha pek çok etken de pakete dahil. Bu çocukların cezalarını çekerken mutlaka rehabilite olması da şart! Başka türlü nasıl ‘öğrenecek’? Tam bu noktada TBMM Suça Sürüklenen Çocukları Araştırma Komisyonu’na gelen mektupları hatırladım… İsmi açıklanmayan çocukların mektupları Meclis’te okunmuştu ve biri şöyle diyordu; “17 yaşında cezaevine hırsızlık suçundan girdim. O zaman yaptıklarımın yanıma kâr kaldığını sandım ama değilmiş...” Bir başkası; “O zamanlar beni saldıklarında çok mutlu oluyordum. Keşke salmasalarmış. İlk işlediğim suçlardan salınmasam, bu kadar rahat davranmayabilirdim” derken… Bir başka genç; “İlk suçta değilse bile ikinci suçta bir yaptırım alsaydım, belki çoktan ıslah olmuş, buralarda değildim. Bu adaletsizliktir” diyordu. Salıverilmeyi adaletsizlik olarak gören bir genç! Çok acıklı değil mi? Peki aileler? Onlar da sorumlu değil mi bu suçlardan? Bence yüzde yüz olmalı. İşin en kritik noktası aileler çünkü. Rehberlik öğretmeni Alper Kama’nın araştırmasına göre; “Türkiye’de her yıl 150 bin çocuk suça sürükleniyor. Suça sürüklenme yaşı her sene düşüyor, en çok suç işlenen yaşlar ise 15-17 yaş arasında.” Kama ekliyor; “Çocukların en çok işledikleri suçun başında hırsızlık olduğunu, adam öldürme ve cinsel suçların da ilk sıralarda olduğunu, bu çocuklara toplum olarak yardım eli uzatmadığımız için ileriki yaşlarda da suç işlemeye devam ettiklerini, en son cinayete karışan çocuğun 11 yaşında olduğunu, sebebinin de annesinin çocuğun TEOG sınavına girmesini istememesi olduğunu biliyor muydunuz?” Çok vahim, çok üzücü. Kimi uzmanlar, “çağın ötesinde kanunlarımız var ama uygulanmıyor” diye şikayet ediyor ama kimi uzmana göre de, “Ana sınıfından başlayarak karakter eğitimi verilmeli…” Yani konu dönüyor dolaşıyor anne babaya geliyor; aile içindeki sevgiye, eğitime, paylaşıma... İşte o yok maalesef. Nasıl olacak peki? Ahmet Minguzzi’nin, Atlas Çağlayan’ın yüzü her karşıma çıktığında, bunları düşünüyorum işte.

‘Ergenlik’ deyip geçme tanı!
Bakın, aynı hafta içinde 2 okul saldırısı… Birinde, 13-14 yaşında okul tarayan bir çocuk var. 13 yaş ne demek ya! Nasıl olabilir? Benim gibi bu soruya cevap arayanlara hatırlatmak istedim: The Guardian gazetesinin “On yıldır ekrana bu kadar iyi bir şey gelmedi” dediği ‘Adolescence’ (Ergenlik) dizisini mutlaka izleyin. 13 yaşındaki bir çocuğun sınıf arkadaşını öldürme suçuyla gözaltına alınması ile başlayan dizi; anne babaların bu tür suçları önleyip önlemeyeceği üzerine çok şey anlatıyor. Çoğu gencin ergenlik diye geçiştirilen hal ve hareketlerinin aslında çok daha derin, çok daha psikolojik ve çok daha ciddi anlamları olabildiğini iddia ediyor. Bu durumu yaratan anne baba olabilir mi sorusu da çok ince bir yerden soruluyor. Uzmanlara göre; kusursuz bir film. Hele anne babalar mutlaka izlemeli! Tam zamanı.

Piyasada büyük açık var!
Dün Karaköy’deydim… Konum bilgisini kullanan Instagram da sağolsun, önüme sürekli Karaköy’deki yakışıklı mısırcının videolarını çıkardı. Daha önce de yazmıştım bu saçma ilgiyi ama dün önüme düşen videolardan gördüm ki, çocuğun şöhreti alıp başını gitmiş. Tezgahının önünde daha da uzun kuyruklar var; onun uzattığı mısırı ısırarak video çekenler mi istersiniz, garip garip pozlar verenler mi… Gerçekten kadınlar da bir tuhaf yani. Adam TikTok’ta canlı yayın açtığında 1 milyon TL kazanıyormuş. Ben de bunları görünce, ‘Allah akıl fikir versin bu insanlara’ diye paylaşım yaptım. O kadar çok insandan “Yokluktan şekerim, yakışıklı adam o kadar az ki” mesajı aldım ki gülmeye başladım. Şimdi yakışıklılık, güzellik kavramları görecelidir, o kuyruğa girip poz verenlerin ruh halini de bilemem ama burdan çıkarılacak dersi çok iyi biliyorum: Beyler, piyasada büyük açık var. Azıcık kendinize bakın, façayı düzeltin. Biraz bakım ve iyi bir kılıkla kapanın elinde kalırsınız, ben size söyleyeyim. Hadi kolları sıvayın, doğru imaj düzeltmeye.
İklim değişir Akdeniz olur
Ustaya sormuşlar, “Her şeyi kaybettik, ne yapacağız?” Usta cevaplamış; “Çay koy, yeniden başlayacağız…” Sezen Aksu’nun cuma günü piyasada olacak yeni albümü ‘Biz de Yeniden Başlarız’ bana bu sözü hatırlattı işte. Albümde yer alan şarkılar, Sezen Aksu’nun daha önce başka sanatçılara verdiği parçalardan oluşuyor. İkisi hariç, tümünün söz ve bestesi ona ait. Söylenilen o ki; modern soundlar ve çok iyi düzenlemeler yapılmış tüm şarkılara. Onca yıldır yapılan onca yeni şarkıya, piyasaya çıkan onca yeni şarkıcıya rağmen Sezen Aksu hala dinleme listelerinin ilk sırasında. Çünkü onun yazdıklarını kimse yazamadı bugüne dek, onun bizi mest ettiği gibi kimse bizi bu kadar mest etmedi. Allah başımızdan eksik etmesin. Bahar gibi bir albümle geliyor madem Sezen; gülümseyelim… Belki iklim de değişir Akdeniz olur…
