Sağlık Bakanlığı 'ter' için kamu spotu çeksin

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

15 şehirde, 18-44 yaş arası kişilerle bir araştırma yapılmış. Konu, Türk insanının hareket alışkanlıkları...

- Araştırmaya göre, günlük hareketimizin büyük bölümünü işe, okula, alışveriş yerlerine yürümek oluşturuyor. Spor amaçlı hareketler tüm hareket alışkanlıklarının altında. Fakaaat… Yüzde 70 oranıyla AVM’de yürümek, en çok yaptığımız hareket. Şaşırdık mı? Hayır!

- Mesela kadınlar en çok evde, erkekler ve orta üstü yaştakiler ofiste, gençler ve metropolde yaşayanlar ise ulaşım amacıyla yürüyerek hareket ediyor.

- Türk insanını tartıda kilo almış olduğunu görmek değil; arkadaşlarıyla güneşli bir günde eğlenceli etkinlik planı önerisi daha kolay ve hızlı harekete geçiriyor.

Araştırmanın en önemli kısmına gelelim: Terleme! Araştırmayı yaptıran deodorant markası Rexona olduğu için, deodorant alışkanlığımız da ortaya çıkmış:

- Türk insanının yüzde 66’sı ihtiyaç duymadığı için deodorant kullanmıyor.

- Sadece özel günlerde deodorant kullananların oranı yüzde 21.

- Türkiye’de her 5 kişiden 1’i hiç terlemediğini, terlemesini gerektirecek bir hareket yapmadığını düşünüyor. Güler misin, ağlar mısın? Yıkanmayan, temizliği külfet gören yurdum insanı, bu yaz yine burun deliklerimizi sızlatacak belli ki!

İş kadını Leyla Alaton da, bu araştırmadan yola çıkarak bir öneride bulundu. “Ter kokusunun önlenmesi için kamu spotu çekilsin” diyor. Ben de sonuna kadar destekliyorum; Sağlık Bakanlığı bu konuya mutlaka el atmalı. Hatta metroda yayın yapan ekranlarda bu kamu spotu bol bol gösterilmeli. Belki insanlar görüntüyü izler izlemez, kendini koklar, kontrol eder, koktuğunun farkına falan varır. Sağlık Bakanı’ndan rica ediyoruz, duysun sesimizi.

Sahi ne oldu o siteye?

Ter kokan arkadaşlarımızı uyarmaktan çekiniyoruz çoğumuz. Alınmalarını, kızmalarını istemiyoruz elbette. E kolay bir durum değil, ufak çapta rezil olmak söz konusu. Bunun için akıllı bir girişimci, şahane bir site kurmuştu: www.terkokuyorsun.com Siteden, kimliğiniz açıklanmadan “Bir arkadaşınız ter koktuğunuzu bilmenizi istiyor” şeklinde mail atılıyordu o kişiye. Fakat site artık faaliyette değil, geçenlerde denedim ama giremedim. Ne oldu bu siteye, bilen biri beni aydınlatırsa sevinirim. Bu arada, deodorant firmaları neden böyle bir uygulamayı hayata geçirmiyor meraktayım.

İçkiyi değil tecavüzü sorgulasan keşke!



Buyrun size bir ‘memleketimden tuhaf insan manzaraları’ daha… Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Arda Turan ile arabasında bir fotoğraf çektirmiş; fotoğrafta görünen iki şişenin ‘şampanya şişesi’ olduğu ileri sürülerek sosyal medyada tepki gösterilmiş. Türel de bu iddia sonrası Twitter’dan açıklama yaparak, onların su şişesi olduğunu belirtmek zorunda kalmış. Milletin yediğinin içtiğinin hesabını sormak, memleket hastalığı halini aldı. Size ne! Hiç mi işiniz gücünüz yok? İlle de hesap soracaksanız; bilinçli, vicdanlı bireyler olun da…Tecavüze uğrayan çocuklara ve kadınlara, hiç yere öldürülen insanlara, tekerleği patlamış yokuş aşağı son hız giden ülkenin durumuna kafa patlatın biraz! Zaten ne geliyorsa başımıza bu cahil takıntılardan gelmiyor mu?

O sahbe için izlenir


Şu modern zamanlarda hepimizin yaşadığı hissizlik... Bu hafta vizyona giren ‘Demolition’ (Yeniden Başla) filminin konusu özetle bu. Ağlamayan, üzülmeyen, hiçbir şey hissetmeyen ‘Davis’in (Jake Gyllenhaal) yaşadığı koca boşluk... Bazen hayatını düzeltmek için her şeyi yıkmak gerekir ya, ‘Davis’ de eline balyozu alıp, dozer kiralayıp evinin duvarlarını yıkmaya başlıyor bu yüzden! Hayatımıza farklı gözle bakmamızı, gerçek sorunlarımızı anlamak için kendimizle yüzleşmemizi söyleyen; bunun için de gerekiyorsa varolan düzenimizi yıkmamızı öneren filmde Jake Gyllenhaal’ın performansı müthiş. Filmin soundtrack’i de çok iyi. Özellikle Jake Gyllenhaal’in kulaklığı takıp caddelerde kimseyi umursamadan deli gibi dans edişi, kendinden geçişi şahaneydi. Sırf o sahne için filmi tekrar izlerim. Bazen kendimizi salmamız, bırakmamız gerektiğini öyle güzel anlatıyor ki, bayıldım.

DUVAR YAZISI


Soran olursa, “Boşvermişlik sendromuna girdi, çıkınca sizi umursayacak” dersin!

Kör ve sağır olacağınızı bilseniz, ilk yapmak isteyeceğiniz ne olurdu?

Amerikalı Myers Ailesi’nin 6 yaşındaki kızı Lizzy, genetik hastalık ‘Usher Sendromu’na yakalanmış; ne acı ki yakında kör ve sağır olacak. Aile de, kızlarının bu duyularını kaybetmeden önce Papa ile buluşmasını ve onu görmesini istemiş. 4 kişilik aileye ücretsiz bilet sağlayan THY olmuş; Lizzy’nin Vatikan’da Papa ile buluşmasını sağladığı gibi, ailenin İstanbul’u gezmesini ve görmesini de ayarlamışlar. THY şahane bir şey yapmış. Hatta ‘Batman ve Superman’ filminin sponsorluğundan daha kıymetli, daha insani bir şey. Bravo. Öte yandan… Bu haberi okurken düşünmeden edemedim: Yakında göremeyecek ve duyamayacak hale geleceğimi bilsem, neler yapmak isterdim? Myers Ailesi koyu Katolik olduğu için, kızlarını Papa’yla buluşturmak istemiş, tamam. Fakat seçmek ne zor olurdu ya! Dünyanın en güzel manzaralarını görmek, saatlerce izlemek... Sevdiğim insanlarla bol bol vakit geçirmek... Okuyabildiğim kadar kitap okuyup satırların arasında kaybolmak... Bol bol müzik dinlemek ve hafızama kaydetmek... En sevdiğim filmlerin, en sevdiğim sahnelerini beynime kazımak isterdim. Bungee jumping bile yapardım belki! Çok acı gerçekten. Ama bu haber, anın tadını çıkarmanın ne önemli olduğunu anlatmıyor mu bize

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder