Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Haldun Dormen’i kaybettik. Allah rahmet eylesin. Daha cenaze töreni bile yapılmadı (bugün defnediliyor) ama eleştirisi başladı. Ne eleştirisi derseniz… Efendim politik değilmiş! Biri X’te şunları yazmış: “Haldun Dormen yetenekli bir tiyatrocu olabilir ama iyi sanatçı demek için, 97 yaşında ölen bir adamın hayatının bir noktasında politik bir duruş sergilemesi gerekirdi. Konuşması toplumu etkileyebilecek güçte olan bir insan, yaşamını susarak geçirmişse, ne sanatı?” Ne iddialı cümleler değil mi? ‘Ne sanatı’ diyecek kadar da cüretkar üstelik! Ve tabii yazının altında bir ton kavga, tartışma. Bakın bu sosyal medya çıldırmışlığı, izansızlığı çok tehlikeli bir yere gittiği için mevzuyu gündemime aldım; yoksa kimsenin avukatı değilim... Bu aşırı görüşlerin, oturduğu yerden sallayan klavye delikanlılarının altı boş özgüveninin ve yerli yersiz cüretinin toplumu iyice düşmanlaştırdığını düşünüyorum. Benim itirazım buna. Bir de yazılana tabii! Nedir yani; ‘iyi sanatçı’ politik fikirlerini ille de işinin içine mi katmalı? Sadece politika konuşana, sahip olduğu politik görüşün militanlığını yapana mı iyi sanatçı diyeceğiz?

Ürettikleriyle, başardıklarıyla, yetiştirdikleriyle değişim yaratan/varolan biri, iyi sanatçı değil midir mesela? Peki o zaman, 100 yıla yakın yaşadığı hayatının 80 yılını tiyatroya ayırmış, 90 yaşında bile çocuklara tiyatro öğreten, herkesle emek, nasihat, neşe paylaşmış bir ustaya ne diyeceğiz? Üstelik sanatın çok da iltifat görmediği bir ülkede bunları yapmışsa? Yetiştirdiği insanlara sunduğu vizyon, açtığı ufuk değersiz midir bu durumda? İhtilaller ve sıkı yönetimler zamanında bile tiyatro sahneleri açması, tiyatro kurması hiç mi bir şey ifade etmemeli? Haldun Dormen’in hayatını okusanız, belgeselini izleseniz göreceksiniz zaten neler yaptığını. E şimdi ‘politik değildi’ diye tüm bunlar, tüm hayatı çöp mü oldu? Vay be! Belki de bu eleştiriyi yazan kişi gibi ota b.ka tweet atmadığı için politik görüşü yok sanılıyordur; olamaz mı? Belki gerektiği yerde, gerektiği kadar konuşmuştur ha? Ayrıca neredeyse 100 yaşında ölmüş adam üzerinden kin kusacağına, yaşayanlara hesap sorsana sen kardeşim? Çevrendekilere sor, kendine sor; politik oldun da ne yaptın mesela? Bize de anlat ama! Biri şöyle yazmış o kişiye cevaben; “Ne kadar risksiz, ne kadar asalatten yoksun bir protesto!” Gerçekten de öyle değil mi ya?

KİŞİLİK Mİ ESERLER Mİ ÖNEMLİ?
Gündemde bir de Yılmaz Güney tartışması var… Evet, yine yeniden! Rol icabı ağlamayan çocuklara şiddet uyguladığı, istediği oyunu vermeyen oyunculara saldırdığı anlar yayınlanıyor. Görüntüler ‘Duvar’ filminin setinden. Bir belgeselde yayınlanmış halihazırda, yeni değil. Ama Yılmaz Güney bir kez daha öfkeli kalabalığın ortasında. Kimi “role girsinler diye yapıyor” diyor, kimi “Vandal adamın teki, öfke kontrolü yok” diyor. Anlayacağınız, ortalık yangın yeri. Bu kez siyasiler de girdi tartışmaya, hatta bir savcı da! Dolayısıyla klasik soru bir kez daha devrede: Sanatçıyı sanatıyla mı, kişiliğiyle mi değerlendirelim?
Bir başka deyişle ‘Sanatçı kişi vukuatlıysa onun eserlerine de mesafe koymalı mıyız?’ Neticede bir kuşak için dev bir anıt Yılmaz Güney. Bir efsane. Ama şiddet türleri açısından da zengin bir kişilik: Kadın döven. Etkili silah kullanan… İki ucu biberli değnek. Benim için de hayal kırıklığı tüm bunlar elbette. Kendi adıma olaya şöyle bakmayı tercih ediyorum: Kimsenin fanı olmamak en doğrusu galiba. Yanlış olana yanlış demek, üstünü örtmemek; öte yandan üretilen şey değerliyse hakkını vermek, izlemek. Yani körü körüne bağlanmamak, işe bakmak. Tam İlyas Salman’ın dediği gibi aslında; “Politik görüşümüz ya da hayranlığımız idrakımızı örtmemeli.” O değil de, ben işin şurasındayım: Niye durup durup bu Yılmaz Güney alevi harlanıyor? Var mı bilen?

BERLİN'DE TÜRK FİLMLERİ RÜZGARI
Sinema dünyasında büyük bir heyecan var şu ara çünkü tam 7 yıl aradan sonra Berlin Film Festivali’nde Türkiye rüzgarı esiyor. 76. Berlin Film Festivali’nde yarışacak 22 filmin arasında, usta yönetmen Emin Alper’in ‘Kurtuluş’ isimli filmi de yer alıyor. Film, 7 yıl sonra Berlin Film Festivali’nde Türkiye’den ana yarışmaya kabul edilen ilk yapım oldu. Bir köyün ‘kurtuluş’ hikayesini anlatan filmin başrollerinde Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan gibi usta oyuncular yer alıyor. Caner Cindoruk’un filmdeki karelerini, değişimini görür görmez de epey merak ediyorsun filmi…
Almanya’da yaşayan Türk asıllı yönetmen İlker Çatak da Türk Alman ortak yapımı ‘Sarı Zarflar’ filmi ile ‘Altın Ayı’ için yarışacak. ‘Sarı Zarflar’ın başrol oyuncuları ise Özgü Namal ve Tansu Biçer. Film, bir gecede işlerini ve evlerini kaybeden bir çiftin, 13 yaşındaki kızlarıyla birlikte idealleri ve hayatta kalma arzuları arasında sıkışan yolculuğunu anlatıyor. İki yapım da dünya prömiyerlerini Berlin’de yapacak. Anlayacağınız 12-22 Şubat tarihlerinde Berlin’de Türk filmi çıkarması olacak. Sosyal medyadaki heyecan dalgası bakalım jüriyi de etkileyecek mi? Kendi adıma heyecanla bekliyorum.
