Şirin SeverSanatçılar ve politik duruşları

HABERİ PAYLAŞ

Sanatçılar ve politik duruşları

Önce Grammy’ler, ardından Super Bowl… Sanatçıların bu gösterilerdeki mesajları, “sanatçı ve politik duruş” tartışmasını yeniden tedavüle soktu malum. Bu yıl 68’incisi düzenlenen Grammy Ödülleri’nde; ‘Wildflower’ ile ‘Yılın Şarkısı’ ödülünü kazanan Billie Eilish, sahnede ABD’nin göçmen politikalarına tepki gösterince geceye damgasını vurdu. Aynı törende ‘Yılın Albümü’ ödülü de ilk kez tamamı İspanyolca olan bir albüme verildi.

Sanatçılar ve politik duruşları

Ödülün sahibi rapçi Bad Bunny de, Trump yönetiminin göçmen politikasını eleştirenlerden biri. Bad Bunny, bu törenin hemen ardından Super Bowl’da tarihi bir performansa imza attı. Porto Riko’nun kimliğini, direnişini ve gururunu dünyanın en büyük sahnesine taşıyan sanatçı, gösteride göçmen politikalarına karşı mesajlar verdi. ABD Başkanı Trump’ı çıldırttı! Tabii bu çıkışlar, dünyada olduğu kadar Türkiye’deki müzik çevreleri tarafından da coşkuyla alkışlandı ve takdir edildi. Ama madalyonun öbür yüzü de var… Müziğine ve duruşuna çok hayran olduğum Ceylan Ertem gösterdi o ‘diğer’ yüzü. Geçen gün rastladım sosyal medyadaki paylaşımına ve tartıştığı şeyi sevdim. Konuşmaya değer bir konu olduğu için buraya da aktarmak istedim.

Haberin Devamı

Sanatçılar ve politik duruşları

MESELE KİMİN MUHALİF OLDUĞU MU?

Ceylan Ertem çektiği videoda şunları söylüyor: “Bad Bunny ve Billie Eilish sahnede konuştuklarında, dünyaya dair bir söz söylediklerinde alkış kıyamet. ‘Ne kadar cesur, sanatçı dediğin böyle olur’ demeler. Ben de dahil hepimiz böyle söyledik. Çünkü küresel poptan, rocktan, folktan gelen bir politik duruş bize hep cool gelmiştir. Uzaktadır yani, risksizdir, bedelsizdir ama bu alkış biraz da bilgisizdir. Oysa müzik tarihine baktığımızda bu yeni bir şey değil…

Rage Against the Machine’den Pink Floyd’a, Bob Dylan’dan Björk’e, PJ Harvey’den Nina Simone’a say say bitmez bu isimler. Yıllardır müziklerini ve sahnedeki duruşlarını bir itiraz, bir hafıza ve toplumsal sorumluluk alanı olarak kullanmışlardır. Son birkaç haftadır Türkiye’de birçok müzik dinleyicisinin bu muhalif çıkışları coşkuyla alkışladığını görüyorum. Çok seviniyorum açıkçası, ne kadar şahane bir şey bu. Ama bu topraklarda yıllardır politik bir duruş, muhalif bir söz, toplumsal bir hassasiyetle müzik yapanlar linçlendiler, ‘bölücü’ denildi onlara, ‘Sen sadece şarkını söyle, çok konuşma’ denildi. Susturulmak istendiler, ülkeden sürüldüler. ‘Bu da bunlardan prim kazanmaya çalışıyor’ denildi, ‘Hayvan hakları, doğa hakları, içimiz şişti senden’ denildi, ‘Güvenli sulardan ayrılma kardeşim’ denildi. Demek ki mesele aslında muhalif olmak, gerçekleri haykırmak değil; mesele kimin muhalif olduğu, kimin nerede konuştuğu!! Bu da üzücü tabii. Müzik bir vicdan meselesidir, bazen taraf tutar, hatırlatır, rahatsız eder, hesap sorar, ağıt yakar. İliştirmek istedim bu sözleri sayfama. Yıl 2026, kenarda dursun…”

Haberin Devamı


Sanatçılar ve politik duruşları

İNSANLIKLA İLGİLENMEK SADECE POLİTİKACILARIN İŞİ DEĞİLDİR...

Bence şahane bir noktaya parmak basmış Ertem. ‘Sanatçının politik duruşu’ meselesi, bizde işimize geldiği gibi işliyor çünkü! Hatta ‘sanatçının politik duruşu olur mu?’ tartışmasından bile çıkamamış durumdayız. Olaya şöyle de bakmak mümkün: U2’nun solisti Bono, bir zamanlar Rusya Devlet başkanı Medvedev’ten AIDS’le mücadele için destek istediğinde, ona kimse “Sen karışma” demedi. Tersine, Medvedev ona “İnsanlıkla ilgilenmek sadece politikacıların işi değildir” diyerek teşekkür etmişti. Angelina Jolie BM için mülteci kamplarına gittiğinde, bütün dünya “İşine bak” demeden onu hayranlıkla izliyor.

Haberin Devamı

Sean Penn aktivist kimliğiyle ortalığa çıkınca da kimse ona had bildirmiyor. İran’da recm cezasına çarptırılan Sakine’yi kurtarmak için İrlandalı popçu Bob Geldof, Fransız oyuncu Juliette Binoche imza kampanyası yapınca da! Çünkü insanlık adına, doğa adına, gelecek adına çırpınan her bir şöhretli isim, ‘üzerine vazife’ olanı yapıyor. Geniş kitleleri etkileyebilen sanatçıların bazı konuları ‘vazife’ edinmelerini de bütün dünya alkışlıyor, bir tek biz had bildiriyoruz! O yüzden birilerini işinize geldiği için alkışlarken, diğerlerini yermeyi ve gömmeyi bırakmalısınız önce.

SEVEN SEVDİĞİNİ SÖYLESİN!

Bizim gazetenin sosyal medya hesabında rastladım… Kırıkkale’de 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla belediye personeli eşlerini arayıp “Seni seviyorum” demiş. Bir nevi sosyal deney. Her arayana karşısındaki “Bir şey mi oldu?”, “Bir şey mi yaptın?” diye soruyor. Ama istisnasız hepsi! Görüntüler o kadar tatlı ki, gülümsemekten alamıyorsun kendini.

Ama bu neyi gösteriyor biliyor musunuz? Seven sevdiğine sevdiğini söylemiyor! Özellikle evli insanların çoğu, normal hayatta birbirine sevgi sözcüğü kullanmıyor, iltifat etmiyor, hayatındaki değeri göstermiyor, ‘Seviyorum’ demiyor. Birdenbire söyleyince de herkes şok tabii! Her lafın başına ‘aşkım’lar, ‘aşkoş’lar sıkıştıranlardan, böyle itici hitaplardan bahsetmiyorum burada, gerçekten sevgiyi belli etme halinden bahsediyorum. Arkadaşlıkta da böyle, aile ilişkilerinde de… Oysa birini mutlu etmek, bazen bir ‘Seni seviyorum’a bakar, bu kadar kolaydır. Gerçek hayatta bulamadığımız o sevgileri/ aşkları dizilerde filmlerde izlemeye doyamıyoruz da, izlerken hiç mi bir şey öğrenmiyoruz, bunu da ayrıca merak ediyorum!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder