Şener Şen'in ismi ikna için yeter mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Şener Şen kolay bir isim değildir... Her projeye ‘evet’ demez, her yerde görünmez, kolay kolay siyaset yapmaz, gaza gelmez, ‘bi kamu spotumuz vardı, oynar mısınız?’ deseniz, dönüp bakmaz! Kendi halinde, kendi doğrularıyla yaşar. Güvenilirdir ama, eğilip bükülmez. Seçicidir, son senelerde yer aldığı işler de sayılıdır o yüzden. Hatta fazla seçici olduğu için de eleştirilir, ‘buna hakkın yok’ diye sitem edenler bile olur. İşte bu seçici adam, bir kamu spotuyla çıktı karşımıza... Sağlık Bakanlığı’nın insanların aşı olması için seçtiği ‘ikna timi’nde Ezgi Mola, Haluk Bilginer gibi isimler dışında Şener Şen de var.

“Sinemalarda, konserlerde, tiyatrolarda, yeniden buluşmamız için ve normal hayatımıza dönmemiz için mutlaka aşınızı yaptırın” diyerek insanları aşı olmaya çağırıyor. Bence şahane bir seçim. Çünkü öyle yalan dolandan ‘güvenilir’ seçilen isimlerden biri değil! İnsanları ikna edecek kadar sağlam biri. ‘Sağlığımız için kolları sıvıyoruz’ çağrısı yapacak en doğru isim hatta. Dolayısıyla fanatik olanları ikna edemese de, ihmalcileri ve orta yolcuları ikna edebilir. Kampanyanın ana fikri de çok iyi.

Kendi adıma çok başarılı buldum, çok beğendim. Türkiye aşı satın aldıkça, aşılamaya hız verdikçe; aşı karşıtları da daha kolay ikna oluyor. Zira hayat da hızlanıyor. Bakın Rus turistler gelmeye başladı, yasaklar 1 Temmuz’da kalkıyor, konserler, etkinlikler başladı, maskesiz, normal bir hayat bile başlayabilir. Herkes ‘kolları sıvayalım’ derse, hayatın tadını hep birlikte çıkarabiliriz..

COVID hatırası!

Bu arada sık sık rastlıyorum… Aşı yaptırırken fotoğraflarını çekip sosyal medyadan yayınlayan insanlarla ‘aman ne kadar önemli bir fotoğraf’ diyerek dalga geçiliyor... Geçen gün biri şöyle yazmış mesela: “Aşı olurken fotoğraf çektirmeyen tek aile biz miyiz? Ne ben, ne eşim, hiçbirimiz! Sıkıcı mıyız? Demode olmak istemem çünkü...” Birincisi; o aşı fotoğrafını koyarak tek bir kişiyi bile etkileyebilirsen, fikrini değiştirip özendirebilirsen koy kardeşim!

Hatta herkes koysun. İkincisi; hayatımızda kaç kez CovID aşısı olduk ya?! Bırakın hatıra diye çeksin koysun isteyen, kime ne? Şu hayatımızda ilk kez CovID, ilk kez müsilaj gibi gariplikler görmüşüz, bi bırakın da hatıra fotoğrafımız olsun!

Balık yer misin, yemez misin?

Müsilaj demişken… Şu anda İstanbul’da herkesin tek derdi var: Balık yiyelim mi?! “Pandemi yasağı bitsin ilk hedefimiz bir balık restoranı; deniz kenarında bir balık rakı keyfi” diyorduk… Bu kez de müsilaj yani deniz salyası izin vermiyor. Uzmanlar “Midye yemeyin” uyarısı yaptı ya; kimse balık yemeye de yanaşmıyor. Uzman görüşleri ise başka başka. “Midye farklı ama müsilaj balıkları zehirlemez” diyen de var...

“Müsilaj bütün deniz canlılarının içine nüfuz ediyor, zehirliyor. Sakın yemeyin” diyen de. Radyasyonlu çay meselesine döndü iş, anlayacağınız! Geçen gün bir ortamda gastronomi yazarları ile bir araya gelince; onlara da sorayım dedim. “Karadeniz ve Ege balığı sorun, onları yiyin” diye cevap verdiler. valla “Bu nerenin balığı?” dediğimde, bana doğru cevabı verecek bir balıkçı bulursam, yerim. Yoksa balığı gözünden tanıyacak halim yok; kalsın!

‘Garsonum başka mekanda yesin ki, işini öğrensin!’

Şahane bir etkinlik için dünden beri Antalya’dayım. 1. Uluslararası Turizm Gastronomisi ve Ağırlama Zirvesi... Turizm ve gastronomi profesyonellerini buluşturan bir zirve bu. Sektörün önde gelen isimleri, ‘Türkiye ağırlamada nasıl farklılaşır?’ konusunda beyin fırtınası yapıyor. Kimler yok ki? Türkiye’nin en önde gelen otellerinin müdürleri, şefleri, mekan sahipleri. Ufuk açıcı bir organizasyon gerçekten.

Gastronomi, turizmin en önemli ayağı, burası net. Önemli bir başka detay ise; işin ağırlama tarafı. Hizmet elemanlarının, satacağı ürünü tanıması/bilmesi çok önemli. İşte bu noktada Develi restoranlarının sahibi Nuri Develi’nin anlattığı şey ilgimi çekti. Kendi restoranlarında çalışan hizmet elemanlarına, “Gidin, istediğiniz restoranda yemek yiyin, fotoğraf çekin, faturayı bana getirin” diyor.

Yani bu “Yeter ki, görün, izleyin, başka tatlar deneyin ve işinizi bilerek yapın!” demek. Müthiş değil mi? Restoranların çoğunda menüde ne olduğundan haberi olmayan garsonlar çalışıyor. Müşteriye neyi nasıl anlatacak? İşte hizmet elemanlarının bilgisi/görgüsü, bir mekanı 1-0 öne geçirebilir. Diğeri, ehliyeti olmayan adama araç sattırmaktan farksız!

İstanbul'un sesleri

Size göre İstanbul’un sesi nedir? Herkese göre farklıdır sanırım... Bana göre vapur sesidir mesela. Başkasına göre martı sesi, bir başkası için tramvay sesi belki. Peki bütün bu sesler bir araya gelse nasıl olurdu? İşte İstanbul’un bütün seslerinden bir müzik yapıldı. Boğaziçi Caz Korosu’ndan Sena, cep telefonuyla İstanbul’un bütün seslerini kaydedip şahane bir müzik çıkardı ortaya.

Mesela İstanbul Kart’ı okuttuğunuzda çıkan ses, tramvay sesi, vapur sesi, sokak hayvanlarının sesi.. Tabii bunu Büyükşehir Belediyesi için yaptığından; yine başlamış eleştiriler: “Arka arkaya rastgele sesleri koymak ne zamandan beri müzik sayılıyor?” diyen çok. Ama “Kimse bira şişesi tokuşturmuyor mu İstanbul’da?” diye soranlar da var. Hiçbir şeyden memnun olmuyoruz! Daha iyisini buyrun siz yapın diyorum ve yapanı alkışlıyorum. 24 saat yaşayan bir şehir için çok yaratıcı bir çalışma.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder