Bazı kült filmler vardır, yıllar geçse de unutulmaz, hep keyifle hatırlanır… ‘Şeytan Marka Giyer’ de (The Devil Wears Prada) o filmlerden biridir. Dünyanın en prestijli moda dergisinde işlerin öyle göründüğü gibi güllük gülistanlık olmadığını ve dergicilik dünyasının perde arkasını çok güzel anlatmıştı 20 yıl önce. Meryl Streep’in paltosunu insanların suratına fırlatan, acımasız yayın yönetmeni rolü muhteşemdi. Hatta sinema tarihinin en kült rollerinden biri oldu. Filmin diğer başrolü Anne Hathaway ise her birimizin geçtiği o meşakkatli yollardan geçen acemi editördü. Ciddi bir gazeteci olmak isterken, kendini bir moda dergisinde bulan bu ilkeli editörün değişimini ve dönüşümü izlemek çok keyifliydi. Çok renkli, cafcaflı, eğlenceli bir filmdi özetle. Kendi klasmanındaki filmler arasında, en konuşulanlardan biriydi. Şimdi yani tam 20 yıl sonra filmin ikincisi geldi; ‘The Devil Wears Prada 2’. Üstelik epey para harcanarak! Kampanya ve pazarlama masraflarının 80 milyon dolar olduğu söyleniyor. 233 milyon dolar da gişe hasılatı yapmış. Fakat gel gör ki; aşırı sıkıcı bir film olmuş! Hafta sonu büyük bir merakla gittim ama hüsrana uğradım. Akmadı, bitmedi bir türlü. Çünkü hikaye çok zayıf, sıradan. Oysa 20 yıl sonra bir filmin devamını çekiyorsan, çarpmak zorundasın izleyiciyi. Yine mali krizdeki bir dergi grubu, tek başına onu kurtarmaya çalışan bir editör, yanına aldıkları, karşısında duranlar derken hiçbir sürprizi yok! Tek fark, Runway dergisi koridorlarında fırtınalar estiren patroniçe ‘Miranda’nın yumuşamış olması. Artık şeytan değil. En azından paltosunu kendi asıyor birilerinin suratına fırlatmak yerine! Ayrıca ağzından çıkan her kelimeye de dikkat etmek zorunda çünkü zaman değişti; ötekileştiren ve hakaret sayılan hiçbir kelimeyi kullanamıyor. Sözlerini düzelten bir asistanı bile var. Zorbalık yapamıyor ama bakışları buna engel değil elbette. Ben epey sıkıldım ama bir taraftan da nostalji oldu… O eski şaşaalı gazetecilik ve dergicilik günlerinden bu yana ne çok şey hızla değişiyor, gözünün önünden bir bir geçiyor. Dijitalleşen medyada zorlanan eski kuşağı, reklam verenlerin borusunun nasıl öttüğünü, ‘onlar ne derse o’ anlayışını, değişen ofis ortamını, gazetecilerin yaşadığı sıkıntıları izlerken eski bir dostu görmüş gibi oluyorsun. ‘E ne diyorsun, gitmeyelim mi yani?’ diye soruyorsanız… Meryl Streep’i izlemek her zamanki gibi şahane ama zamanınıza yazık derim! Sanırım en güzel filmler çekildi ve bitti; üzgünüm.

‘Sarı Zarflar’ın Oscar şansı ne?
Film dünyasına girmişken… Çok güzel bir haberi de paylaşmak isterim duymayanlar varsa diye: 76’ncı Berlin Film Festivali’nde büyük ödül ‘Altın Ayı’yı alan İlker Çatak imzalı ‘Sarı Zarflar’ uluslararası film kategorisinde Oscar aday adayı olarak belirlendi. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin 1 Mayıs tarihli kararına göre; İngilizce çekilmemiş filmler, Berlin gibi uluslararası festivallerde ana ödülü kazandığı takdirde, Oscar’a aday gösterilebilecek. Yani ön eleme ya da ülke onayı gerekmiyor. ‘Sarı Zarflar’ da böylece herhangi bir ülke tarafından aday gösterilmeden, adaylık hakkı elde etmiş oldu. Yeni düzenlemeye göre; artık uluslararası yarışmada ödül ülkeye değil doğrudan yönetmene verilecek. Başrollerinde Özgü Namal ve Tansu Biçer’in yer aldığı filmin şansı yüksek çünkü evrensel bir sorunu anlatıyor. Siyasi baskılar yüzünden hayatı değişen bir çift, yaşadıkları zorluklara rağmen ideallerinin peşinde mi koşar, sistemin adamı mı olur? Alın size Oscarlık bir hikaye

‘Saygı’da kusur olmuş sanki…
Yapay zeka yüzünden ortalık yine toz duman.. Popun önemli isimlerinden Mustafa Sandal için düzenlenen ‘Saygı’ konserinde sahneye çıkan Nikbinler grubunun ‘Denize Doğru’ performansı yapay zekaydı diyenler, değildi diyenlere karşı! İddia o ki; şarkı yapay zeka tarafından düzenlendi, Nikbinler isimli grubun solisti Berika Karadağ da sahnede playback yaptı! Murat Dalkılıç topa girenlerden. “Az önce yapay zekanın söylediği şarkıyı kendi söylüyormuş gibi yapan, şarkıcı rolünde birini gördüm” diye paylaşım yaptı. Tan Taşçı da duramadı. “Konser adı altında playback yapılan, orkestranın sadece çalıyormuş gibi göründüğü gecelerden, yapay zeka vokallerle sahnelenen gösterilerden, reklam bütçesi ve magazinle şişirilmiş, davetiyeli ve ünlü kalabalıklarla doldurulmuş salonlardan sıkıldıysanız, son kez geliyorum” diyerek konser takvimini açıkladı. E haklı, Tan Taşçı konserlerinde çıplak sesini konuşturan solistlerden. Tartışmalar üzerine Berika Karadağ aynı şarkının canlı performansını paylaştı. Mustafa Sandal da şunu söyledi; “Benim için ‘şarkıyı o değil, yapay zeka söylemiştir’ tartışması kapanmıştır. Elbette takdir sizin. Müzisyen kardeşlerimin yolları, bahtları açık olsun…” Ne desin, ortalığı sakinleştirmek ona kaldı! Gel gör ki; saygı gecesindeki performansına, bir de canlı performansına bakınca dağlar kadar fark olduğu ortada. Otorite değilim ama dinleyince anlıyorsun. Sonuç? Yapay zekanın söylediği şarkılar ortalığı kasıp kavuruyor, en çok dinlenenler arasında yer alıyor, orası belli de… Peki popun starlarından birine saygı gecesi yapıp, yapay zeka destekli bir grubu olaya dahil etmek saygısızlık değil mi? O starın bunca yıllık emeğine ayıp değil mi? Bir ustaya yapay zekayla saygı mı olur? Onu da geçelim, playback yakışıyor mu böyle bir konsere?

