Şirin SeverSistem böyle öğütür insanı...

HABERİ PAYLAŞ

Sistem böyle öğütür insanı...

Bu sene Berlin Film Festivali’nde en büyük ödül ‘Altın Ayı’yı alan İlker Çatak imzalı ‘Sarı Zarflar’ merakla bekleniyordu. Nihayet vizyona girdi ve önceki akşam koşa koşa gidip izledim. Film, sanatçı bir ailenin idealleri ve hayatın gerçekleri arasında sıkışıp kalmasını anlatıyor. Daha açıklayıcı olmam gerekirse; siyasi gelişmelerin sebep olduğu bir aile dramı izliyoruz. ‘Derya’ (Özgü Namal) devlet tiyatroları bünyesinde çalışan yıldız bir oyuncu. Kocası ‘Aziz’ (Tansu Biçer) ise oyun yazarı, yönetmen ve akademisyen. ‘Aziz’in yazıp yönettiği, ‘Derya’nın da başrolünde yer aldığı tiyatro oyunu ‘sakıncalı’ bulunup yasaklanınca, çiftin hayatları da kökten değişiyor… Film adını, Almanya’da işten çıkarma tebligatlarının yollandığı zarflardan alıyor. Onlar da bir sarı zarfla işten kovuluyorlar. Baskılar, maddi zorluklar, şehir değiştirip anne yanına taşınmalar derken, 13 yaşında ergen kızları da olunca, hayat hiç kolay olmuyor. Duygusal çöküşle birlikte ilişkileri de yıpranmaya başlıyor.

Haberin Devamı

Sistem böyle öğütür insanı...

Etik açıdan büyük bir sınav vermek zorunda kalıyorlar: İdeallerinin peşinde koşmaya devam mı edecekler, sistemin adamı mı olacaklar? Kolay değil; insan kendini sorgular, hayatı sorgular, ailesini ve dostlarını sorgular. Onlar da tüm bu sorgulamaları, şiddetli çatışmalar eşliğinde yapıyor. Bir ailenin sıkışmışlığı, çırpınışı, kurtulmaya uğraşırken girdikleri ahlaki ve vicdani hesaplaşmalar çok iyi anlatılmış. Bir evladın varsa, geçinemiyorsan; siyasi görüşün bir yerden sonra rafa kalkıyor. İşte film, tam da bunu anlatıyor; sistem istemediği insanı ve istemediği fikirleri tam olarak böyle öğütüyor. Günün sonunda daha dik, daha net bir karakter olarak izlediğimiz ‘Derya’ ilkeleriyle ters düşüyor. Tiyatroda sanat yapmak yerine, gidip kendilerini hedef gösteren TV kanalında popüler bir dizide oynamayı kabul ediyor. Başrollerdeki Özgü Namal ve Tansu Biçer, tüm övgüleri hak ediyor. Oynadıkları rollerin kişisel dönüşümlerini, aile olarak yaşadıkları sıkıntıları, ergen anne babası olmayı çok iyi oynuyorlar. Çok gerçekçi, yormadan/ sıkmadan, sadelikle işlenmiş bir hikaye. Sistem eleştirisi, sanat ve aydın tartışması, aile sorgulaması çok yerinde ve dozunda. Filmin en dikkat çeken yanı şu; öykü Türkiye merkezli. Ancak yönetmenin, çekimleri Berlin ve Hamburg’ta yapması ama bu şehirleri Ankara ve İstanbul yerine koyması ve bunu altını çizerek belirtmesi, konunun ne kadar evrensel olduğuna gönderme yapıyor. Dünyanın her yerinde otoriterleşen liderler var, dünyanın her yerinde baskı var demeye getiriyor. 1984 Berlin doğumlu İlker Çatak, sinema kariyerini Almanya’da oluşturmuş bir yönetmen. İki yıl önce ‘Öğretmenler Odası’ filmi ile Almanya’yı Oscar’da temsil etmişti. Bu filmle de kariyerine sağlam bir temel daha eklemiş görünüyor. Mutlaka izleyin.

Haberin Devamı

400 markayla yeni alıveriş kültürü

Boyner grubunun en yeni markası Communite bugün itibarıyla açıldı. İstinyepark’ta, 1800 metrekarelik alanda yepyeni bir alışveriş kültürü sunan bu oluşumu bir grup gazeteciyle birlikte açılmadan önce deneyimledik ve bizzat Boyner Grup CEO’su Cem Boyner’den neden böyle bir marka yarattıklarının hikayesini dinledik…

Haberin Devamı

Sistem böyle öğütür insanı...

Boyner, “Bugüne kadar yaptıklarımızın tersini yapmak üzere yola çıktık. Communite geleneksel modelleri sarsan, mevcut pazardan pay almak yerine yeni pazar yaratmayı hedefleyen bir oluşumdur” dedi. Yeni gelişen markaların, yükselen tasarımcıların ortaya çıkabilmesi, kendilerine yer bulmasına olanak sağlayan bir oluşum. Dünyada markalar artık o kadar benzer şeyler yapıyor ve herkes aynı giyim stillerini kullanıyor ki, yeni bir anlayış yaratmak ihtiyacıyla bu oluşma girdiklerinden bahsediyor. Tam da bu nedenle, Türkiye’ye 400’ün üzerinde marka getirdiklerini söylüyor. Bunların yüzde 48’i Türkiye’ye ilk kez gelen markalar. 40 tane de Türk markası yer alacak mağazada. Büyük logolardan, şatafattan ve markayı göstere göstere taşımaktan sıkılanlara hitap ediyor Communite. Sessiz lüks isteyenlere. Genç, dinamik, modern tasarımcıların ürünlerine ihtiyaç duyanlara. Burası sadece bir mağaza değil; aynı zamanda bir buluşma noktası olsun diye tasarlanmış. Kafesi de yakında açılıyor. Bütün amaç, aynı anlayışa sahip insanlarla bir topluluk yaratmak. Bu sene sonuna kadar 3 mağaza daha açılacak. İkinci mağaza Galataport’ta, üçüncüsü Bağdat Caddesi’nde olacak. Dördüncünün yeri belli değil. En önemlisi de şu; ürünler uzun süre mağazada satışta durmayacak, hızla yenileriyle yer değiştirecek. Yani dinamik, keşfedilesi ve renkli bir yer.

Sistem böyle öğütür insanı...

Ortamlarda konuşulan gündem ne?

Bu ara masalarda sadece ve sadece şunlar konuşuluyor:

Altın yükselir mi tekrar? Alsak mı biraz, bir kenarda dursun… 

Bu kadar yağmurdan sonra barajlar dolmuştur inşallah..

5G ile iletişimde süper hıza geçtik madem, sevgilimizle iletişim problemlerimiz de çözülse keşke!

Yunanistan kapıda vize uygulamasını uzatmış, bu sene de iyiyiz...

Gece hayatı bitti resmen. Dışarı çıkıp eğlenesim yok, evde vakit geçirmek, evde arkadaşlarla toplanmak en güzeli valla! 

Zayıflama iğnesiyle zayıflamış ama bize spor diyor, yer miyiz biz bu numaraları?

Apple kulaklıklarında yabancı dil çeviri özelliği varmış oğlum; artık dil öğrenmek zorunda kalmayacağız, yaşadık resmen

 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder