Biz Türkler’in ata sporu nedir, diye sorarlarsa… Güreş, cirit, okçuluk falan değil; bizim ata sporumuz linç etmek! Bilip bilmeden. Düşünmeden. Her ‘hıyarım var’ diyene tuzlukla koşarak. Üstümüze vazife olsa da, olmasa da. Hobi olarak linç etmeyi seviyoruz biz. Cumartesi sabah önüme düştü videolar… Her haber sitesinde aynı haber: Ozan Güven, arkadaşı Mehmet Aslantuğ ile gittiği Kadıköy’deki bir mekandan, ‘Failler dışarı’ tezahüratları eşliğinde kovulmuş. Hâlâ bilmeyenler için not: Güven eski sevgilisi Deniz Bulutsuz’a şiddet uyguladığı gerekçesiyle 1 yıl 15 aylık hapis cezası almıştı. Bugüne dönelim… Haberleri gördüğüm an ‘Ne çirkin, ne kadar ayıp’ dedim ve öfkelendim gerçekten. Yargılaması adil şekilde yapılmış, cezası neyse verilmiş birine, siz ne hakla böyle davranabiliyorsunuz? Siz kimsiniz ya! Bunu da, kadına şiddet söz konusu olduğunda, ‘bu işin tarafı olmaz, tarafımız belli’ diyen biri olarak söylüyorum. O olayın patladığı gün, Ozan Güven için en ağır yazıyı yazmış kişi olarak söylüyorum. Arşivlerde var, girin bakın. ‘Gelin affedelim, bu kişi kamuoyu vicdanında aklansın’ falan da demiyorum… Bu adam aldığı cezayı kartviziti gibi taşırken, ‘siz kim oluyorsunuz?’ diyorum. Hele o tepesinde dikilip el kol hareketleri yapan kadın nedir öyle? Kahraman mı oldun sen şimdi? Aferin, otur sıfır! Bu adamı bir mekanda gördüğünüzde çok istiyorsanız kalkar gidersiniz ama ayağa kalkıp bütün mekanı gaza getirerek bir insanı linç ettiremezsiniz. Buna hakkınız yok! Hapishaneye giren insanların, suçluların bile yasalarda hakkı var. ‘Kişiyi hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakmak’ suçlamasıyla kadından şikayetçi olunsa yeridir, o derece hak etmiş. Zaten adam oynadığı oyunlardan çıkarılıyor, her yerden tepki görüyor, bütün bunlar ona ders. Her şeyi unutalım demiyorum ama kendimize gelelim diyorum. Olaya dahil olmayan kişilerin yargı dağıtması nereden çıktı? Bakın bir mekanda ne görürseniz müdahil olursunuz biliyor musunuz? Birinin darp edildiğini gördüğünüzde araya girebilirsiniz, tepki gösterebilir, o insanı kovabilirsiniz, gereken dersi verirsiniz, bunlar tamam. Ama bu olay yargıya intikal etmiş, gerekenler yapılmış, cezalar verilmiş. Sizlik bir durum yok! Şov yapmayı kesin o yüzden. Bu arada… Üşenmedim, bütün yorumları tek tek okudum, şu olaya bir tane hak veren kişi yok! Bunu yapan kadın sarhoş muydu acaba? Ya da Ozan Güven’e takıntılı falan mı?

HER YAŞTAKİ ERKOLAR KAPATILSIN!
Geçenlerde açık havada bir kafede yemek yiyen bir genç kız gördüm. Karşısındaki sandalyede de sarı kafalı bir kedi oturuyor, patilerini uzatmış masaya, karşısındaki kız ona bir parça yemeğinden verir mi diye pür dikkat ona bakıyor. O kadar tatlılardı ki, dayanamadım kıza dedim ki “Date yapan romantik bir çift gibisiniz…” Kız da “Ortalıkta erkek yok ki, ben de onunla çıktım” demez mi gülerek. “Aa sen kaç yaşındasın ki?” dedim, “15” dedi; bir de ekledi: “Abla güvenecek erkek yok, nazik ve düşünceli erkek yok, çiçek alan da yok, ben de kediyle çıktım yemeğe…” “Sen bu yaşta bunu diyorsan, biz hiç üzülmeyelim” dedim, kalktım. Düşünsenize, 15 yaşındaki kızın bile beklentisi sıfır! Sonra eve geldim, Savaş Özbey’in Kelebek’te Selda Bağcan ile yaptığı bayram röportajını okudum. “Kör olasıca erkekler, kandırıyorlar” diye bir başlık. 77 yaşındaki Bağcan da aynı dertten muzdarip. 35 yaşındayken ilişki yaşadığı partnerinin evli olduğunu sonradan öğrenmiş meğer. “Hep öyle yapıyor kör olasıcalar, kandırıyorlar kadınları” diyor verdiği cevapta. Yani 15 yaş da, 77 yaş da erkeklerden beklentiyi kesmiş. Peki erkekler nasıl her yaşta aynı olabiliyor? Bunları bu hale getiren nedir acaba?

BU NE YÜCE GÖNÜLLÜLÜK BEYEFENDİ!
Alın mesela yalancı erkeklere bir örnek: Bizim ikinci sayfa yazarımız Halil Kalmuk imzalı habere bakın… Tekin Seyrekoğlu Mücevherat Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Seyrekoğlu, evlilik dışı ilişkisinden bir çocuk sahibi olmuş. Eşi boşanma davası açınca da “Zina yapmadım, çok sevdiğim ve tüp bebek sahibi olmak isteyen arkadaşıma sperm verdim” demiş. Hayatımda duyduğum en bombastik erkek yalanı! Mesela insanın aklına nasıl gelebilir bu yalan? Hangi arkadaş, arkadaştan spermini ister? Bu ne yüce gönüllülük böyle beyefendi? Çok güldüm, 77 yaşındaki mücevherciye ‘pes’ dedim ama adalet ex eşin istediği nafaka için ne der, onu bilemem artık.
300 SPARTALI ADAYA KOŞUYOR!
Bir bayram sonrası geriye kalanlar ve konuşulanlar yine aynı:
İstanbul’un sakinliği ve huzuru (oh ne güzeldi)
Yola aynı anda çıkanların ve dönenlerin trafik çilesi (ya çıkmayın, ya söylenmeyin!)
Alaçatı’nın kalabalıktan asla yürünemeyen malum sokağı (Her yıl aynı eziyeti yaşamaya niye giderler anlamış değilim)
Henüz havalar ısınmadan denize koşanların, ‘su soğuk değil, girince alışıyorsun’ yalanları ve tir tir titreyerek verdiği pozlar!
Değişmeyen bir şey daha var; adalara giden insanların iskelelerdeki izdihamı! İnanılmazdı görüntüler… Anlıyorum, toplu taşıma bayramda ücretsizken, imkanı olmayan insanlar çoluk çocuk ada keyfi yapmaya gidiyor, başka seçeneği de yok belki ama eziyet mi, keyif mi tartışılır. Hücuma kalkışan 300 Spartalı gibi insanların o vapurlara koşması ve doluşması insanın yüreğini sıkıştırıyor. Bu bayram aklında ne kaldı derseniz, bu kaldı. Tek bildiğim de şu; İstanbul’a bu nüfus gerçekten fazla!
