Tiyatrocular acil çözüm arayışında

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Pandemi ve karantinanın başladığı mart ayından bu yana tiyatro sektörü zorda. Malum, bütün bir yaz kimse çalışmadı. Kimi gruplar yazın açık havada oyunlarını sergiledi ama artık içeriye kapanacağız. İnsanlar kapalı alanda oyun izleyecek mi? Az sayıda seyircileri olacak ama salon kiraları aynı. Bu durumda ne olacak? İşte bu sorulara ve sorunlara çözüm bulmak için Tiyatro Yapımcıları Derneği (TİYAP) adına 4 kişilik bir grup, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti. Kimlerdi bu isimler? Bünyesinde birçok ünlü önemli tiyatroyu bulunduran TİYAP’ı temsilen, derneğin Başkan Yardımcısı sanatçı Behzat Uygur, yöneticiler Cem Davran ve Nilgün Belgün, ayrıca ünlü oyuncu Fırat Tanış.

Görüşmenin perde arkasını dinlemek için sabah Nilgün Belgün’ü aradım; anlattı: “Randevuyu bizzat ben aldım, hiç bekletmeden kabul etti bizi Sayın Başkan. Bir saat kaldık yanında, hem sorunlarımızı anlattık, hem de hayata dair sohbet ettik, çok da ilgilendi bizimle. Samimi, güleryüzlü bir sohbetti” dedi. “Ne konuştunuz, ne istediniz kendisinden?” dedim: “Önümüzü göremiyoruz Şirin. Sezon başladı, kapalı yerlerde başlayacak oyunlar, ama insanlar gelecek mi? Hiçbir şey bilmiyoruz... Dolayısıyla destek istiyoruz tüm tiyatrocular olarak. Bunun için gittik..”

‘Bana yazın, ilgileneceğim’

“Peki istekleriniz nedir?” dedim, anlattı Nilgün Belgün: “Tiyatro binalarının özel tiyatrolara 5’te 1 bedelle kiralanmasını istiyoruz. Bu kiralarla oyunlarımızı oynamamız mümkün değil. Salonlara yarı sayıda seyirci alınacağına göre, birşeyler yapılması gerekiyor. Şehir tiyatrolarında özel tiyatrolara gün verilmesini istiyoruz. Yani sahne desteği almak istiyoruz. Tanıtım ve bilboard olanaklarından faydalanmak istiyoruz...

Ayrıca Kadıköy Belediyesi ile tiyatrocular arasındaki krizi de konuştuk. Başkan ‘Kalem kalem taleplerinizi yazın, bizzat ilgileneceğim’ dedi..” Belli ki bütün sektörler için bu kış zor geçecek, herkes kendince bir çözüm bulmaya çalışıyor. Hiçbir desteği olmayan özel tiyatrolar da yetkililerin kapısını çalmaya devam ediyor. Umalım ki, tez zamanda çözüm bulunsun. Yoksa daha önceki gibi çeşit çeşit oyunları izlemek, zenginleşmek hayal olacak.

Yakışmadı Zafer Algöz!

Türkiye’de haber sitelerinin ‘haber’ diye önümüze koydukları, ve atılan başlıklar resmen komik. Üstelik hiç haber değeri olmayan bu haberler bazen öyle gelişerek devam ediyor ki, şaşakalıp daha da gülüyorum. Mesela şu haber: “Zafer Algöz ve eşi Lale Algöz, Nişantaşı’nda objektiflere yansıdı. Kısa bir turun ardından karnı acıkan çift; soluğu bir dönercinin önünde aldı…” Haber bu! Tekrar tekrar okuyorsun, anlayamıyorsun.

Bunun üzerine Twitter’da başladı bir mavra tabii. “Yakışmadı Zafer Algöz..” “Sıcak gelişme: Hesabı Zafer Algöz ödedi” yazıları gırla. Cem Yılmaz da “Haberin detayı yanlış. Konuştuk, köfte yemiş. Yanıltma ve yönlendirme var” diyerek eğlenceye dahil oldu.

Sonunda Algöz de “Eşimle döner yemeğe gittiğim için Türkiye’den özür dilerim” diyerek dalga geçti. Gerçekten ya... Bu nasıl bir haberciliktir? İşin acısı ne biliyor musunuz? Bu haberi yapan, başlığı atanlar utanmak yerine, ne güzel gündem yarattık diye seviniyordur kesin. Var mısınız bahse?

Ne okuyalım?

Sonradan köylüler: ‘Yeni Öncüler’

Ebru Güzel ismi çok kimseye yabancı gelmiyordur eminim. Kendisi podyumdan akademik hayata geçen bir isim. Şu anda da bir doçent. Fenerbahçe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Yeni Medya ve İletişim Başkanı olarak görev yapıyor. Hem başarılı sosyal sorumluluk projeleri, hem akademik kariyeriyle alkışı hak ediyor. Yeni kitabı geçti elime; adı ‘Yeni Öncüler’.

Tam da salgın günlerinde ihtiyacımız olan şeyi anlatıyor. Doğaya/toprağa dönüşü! Kitabı, Türkiye’nin güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına derin bir alan araştırması yaparak yazmış. Gıdanın gerçek gıda olmadığını fark eden bazı insanların, tüketime dayalı kent hayatından yorulup toprakla bağ kurmasını ve sonradan köylü olanları anlatıyor; yani ‘yeni öncüler’i.

Onarım çağı geldi

Kitabın özetini koyayım ki; neden önemli olduğunu anlayın: “Türkiye’de kırsala yerleşen ‘yeni öncüler’ yaklaşan felaketleri öngörmüştü. Şimdi de bizleri susuzluğa, kuraklığa, hastalıklara karşı uyarıyor. Konfor alanlarımıza yapışıp kalsak da nafile; çünkü refahı oluşturan şartlar artık geçerli değil...

Dalga dalga salgın tehditleri söz konusu. Bir grup öncü, toplumu aydınlığa çıkaracak bu ara dönemin, emeğin ve iyileşmenin adını koydu bile: ‘Onarım Çağı!’. İşte biz yaptığımız bu etnografik çalışmayla ekolojik kıyametin arifesinde, kesinlikle ümit var diyoruz...” Tam da zamanın ruhuna uygun bir araştırmayı kitap yapmış Güzel, okumalı.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder