Türkiye’nin gurur projesi: The Museum Hotel Antakya

14 Kasım 2019, Perşembe 08:00
AA

Türkiye’nin en önemli tarihi yeri, turistik kozu, tüm dünyanın ilgisini çeken turizm yatırımı neresidir?

Evet doğru; Göbeklitepe. Şimdi ona bir rakip geliyor: The Museum Hotel Antakya...

Otel inşaatı sırasında ortaya çıkan ve M.Ö. 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen tek parça taban mozaiği; ayrıca 13 ayrı medeniyetin izlerini taşıyan muazzam bir şehir var altında.

En az Göbeklitepe kadar önemli, Zeugma’dan çıkan mozaikler kadar kıymetli ama üzerinde yükselen sıradışı otel binası yüzünden çok etkileyici hale gelmiş bir proje bu. Uzun süredir basından haberlerini takip ettiğim, çok merak ettiğim bu oteli sonunda gördüm, her yerini gezdim...

Müthiş bir yatırım, mutlaka öğrenmeniz gereken bir emek ve çaba var hikayesinde... İlk kez devletin değil, bir şahsın varını yoğunu ortaya koyduğu bir hikaye bu. Ben dinlerken büyülendim, çok da şaşırdım. Siz de okuyun isterim.

ÜÇ TANE EYFEL KULESİ YAPILIR!

Hikaye bundan 10 yıl önce başlıyor... Otelcilik, enerji gibi alanlarda yatırımları olan Antakyalı iş insanı Necmi Asfuroğlu; 66 ortaklı, devasa bir TIR garajı olan arazisine otel yapmak istiyor. Hayali 400 odalı, büyük bir şehir oteli.. Ortaklardan payları tek tek alıyor ve 17 bin metrekarelik arsasında kazılar başlıyor. İki kat bodrum istedikleri için 5.5 metreye iniyor kazı, o sırada da ilk mozaiklere rastlanıyor.

Necmi Asfuroğlu, oteli kızı Sabiha Abbasoğlu ile birlikte yönetiyor. Necmi Asfuroğlu, oteli kızı Sabiha Abbasoğlu ile birlikte yönetiyor.

Arazi 3. derece sit alanı olduğu için, kazılar zaten Hatay Arkeoloji Müzesi kontrolünde. Tabii hemen arkeologlar atanıyor, kazılar sürdükçe de Helenistik dönemden İslami döneme uzayan 5 kültür katmanı ve 13 farklı medeniyete ait eserlere ulaşılıyor. Dünyanın en büyük tek parça mozaiği de dahil!

Tam 1050 metrekare. Proje anında değişiyor, hiçbir şey zarar görmesin diye. Emre Arolat tarafından yeni bir proje hazırlanıyor. Bu proje, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan onay alınca da, inşaat baştan başlıyor. Arkeolojik kalıntıların olmadığı yerlere dikilen 66 çelik ayakla, otel kazı alanının üzerinde yükseliyor. Ve bence bu proje bütün görkemini de buradan alıyor. Zira görüntü muazzam! Otelin yüzde 90’ı çelik konstrüksiyondan oluşuyor. Söylenen o ki; Paris’teki Eyfel Kulesi’nin üç katı çelik kullanılmış inşaatta.

Bu müze bir an önce açılmalı, dünyaya anlatılmalı

Projenin sahibi Necmi Asfuroğlu’nun özverisinden bahsetmeden olmaz... 35 milyon dolar diye yola çıktığı otel, 120 milyon dolara mal olmuş. 400 oda, 200 odaya inmiş. Yani hesap etmedikleri bir yatırım söz konusu. Sordum, ‘nasıl yaptınız?’ diye. Tüm mal varlığını akıtmış. “Kredi çekmiş olsam, çoktan batmıştım” diyecek kadar da net.

Yeni haberlere gelince… Otel şu an açık. Müze ise her detayı tamamlanmış şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş durumda. Aile ve otel, müzeden pay almayacak; gelir tamamen devletin. Müzenin otelden bağımsız bir girişi var, otel müşterileri odalarından, lobiden ve restoranlardan kazı alanını görebiliyor ancak müzeyi gezmek için müze ücreti ödemek zorundalar. Kültür ve Turizm Bakanı keşke açılışı bekletmese...

Yerli ve yabancı turistin burayı bir an önce görmesi sağlansa, reklamı yapılsa, bu özveriye gerekli destek verilse... Çünkü burası bir gurur projesi. Türkiye’nin ilk müze oteli. Mimarından arkeoloğuna kadar herkesin Türk olduğu tek kazı. Antakya’ya da, Türkiye turizmine de yeni bir soluk getirecek bu müze ve muazzam oteli elbirliğiyle pazarlamanın vaktidir.

Bir kadının müthiş mücadelesi

Bazen bir film izler ve “Kadının adı var aslında” dersiniz ve içiniz umut dolar ya; işte öyle bir film önereceğim size: ‘Onun Adı Petrunya’... Makedonya’nın küçük bir bölgesinde; işsiz, güçsüz, mutsuz bir kadın, yani Petrunya, kendini tesadüfen sudan haç çıkarma töreninin ortasında buluyor. Hani Ortodoks kiliselerinin geleneği olan; haçı sudan çıkaran kişiye bereket ve uğur geleceğine inanılan tören. Papazın nehre attığı ahşap haçı çıkaran erkekleri izlerken, bilinçsizce suya atıyor kendini ve haçı yakalıyor Petrunya.

Elbette bir kadının haçı yakalaması kabul edilmiyor. Muhafazakâr erkeklerin güç gösterisi, kararsız basiretsiz bir papaz, ortada suç olmadığı için tutuklama yapamayan karakol görevlileri, ‘Ortaçağ’da mıyız?’ diyen ve olayı sorgulayan kahraman bir gazeteci var ama iş yine de çığrından çıkıyor.

‘Bir kadın kutsal haçı sudan çıkarma hakkına sahip midir?’ sorusu üzerinden ‘kadının adı var mı’ tartışması yapıyor film. 2014’te yaşanmış gerçek bir olaydan sinemaya aktarılan film; müthiş bir mücadele sunuyor, toplumun geleneksel çıkmazlarını gösteriyor. Filmin en önemli sorusu da şu: Ya Tanrı kadınsa ve tüm bu olanları görüyorsa?

Sıradaki haber yükleniyor...