Yılmaz Erdoğan’dan sağlam bir kadın filmi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Yılmaz Erdoğan’ın ‘olgunluk dönemi eseri’ dediler... ‘En organik filmi’ diye bahsettiler. Bir de bunların üstüne gayet çekici, renkli bir fragman izleyince merakım şahlandı. 28 Ekim’de yani bu cuma vizyona girecek ‘Ekşi Elmalar’dan bahsediyorum. Neyse ki, pazartesi akşamı, ön gösterimde izledim filmi... Öncelikle şunu söylemeli; çok naif, çok duygusal, bir o kadar da güldüren bir hikaye.

Aynı ‘Vizontele’ hikayelerindeki gibi. Ama en vurulduğum da şu oldu: O coğrafyanın varlığıyla yokluğu bir kadınlarını, onların yaşamlarını, hayallerini ve gerçeklerini anlatıyor. Erdoğan dedesinin hikayesinden yola çıkarak bu filmi yazdığını söylüyor ama bu en babasından kadınları anlatan bir film.

Kadınların üzerinden de feodal toplumu. Bu arada; kısıtlı bir hayatın ve yasakların içinde kadınların kendi arasında geliştirdiği mizah öyle iyi ki. “Hayatını değiştiremiyorsan, tadını çıkarmaya bak” kıvamında.

SONGÜL ÖDEN ÇOK ÇOK İYİ

Nedir filmin konusu derseniz… 70’li yıllar. Sert mizaçlı belediye reisi ‘Aziz Özay’ın elma bahçeleri ve evlilik çağındaki üç kızı meşhurdur. İnsan içine hiç çıkmayan kızlar, sert babalarından çok korkar. Sevdikleri ile evlenmeleri ise imkansızdır, zira Reis’in sözünün üstüne söz edilmez.

Sonrası savrulan hayatlar ve daha bir sürü şey... Yılmaz Erdoğan, teyzelerinin ve dedesinin hikayesini biraz değiştirerek müthiş bir aile filmi çekmiş. ‘Vizontele’ filmlerinde baba tarafını anlatırken, bu kez anne tarafını anlatmayı seçmiş.

70’li yılların Hakkarisi’ni anlatırken de acayip renkli bir dünya kurmuş. Filmde Songül Öden’e bayıldım. O kadar doğal oynamış ki; şivesi, mizahı, oyunu gerçekten müthiş.

Sanat mı, gişe mi?

‘Ekşi Elmalar’ için Muğla'da 50 dönümlük araziye Hakkari’nin merkezi kurulmuş. Yılmaz Erdoğan’ın dedesinin evi ve kadınların çıkamadığı çarşı birebir yapılmış. Setin kurulması 60 günden fazla sürmüş, sahneler ise 8.5 haftada çekilmiş. Teknik açıdan Amerikan filmlerini aratmayacak, en ileri teknoloji kullanılmış. Her türlü eşya ve aksesuvar Hakkari’den getirilmiş.

Kıyafetlerin nasıl giyileceğine, takıların nasıl takılacağına ve daha bir sürü detaya da Yılmaz Erdoğan’ın sette bulunan annesi ve iki teyzesi rehberlik etmiş. Yılmaz Erdoğan’ın “Gişe ve sanat filmlerinin tam ortasını yapıyorum” sözü çok tartışıldı ama bütün bu emeğe ve detaylara bakınca, doğru bir saptama gibi.

Ekrandaki emeksiz, duygusuz, sulu zırtlak ve sadece ticari kaygılarla yapılmış gişe filmlerine bakınca, bu filme sadece gişe filmi demek de büyük haksızlık olur. ‘İkisinin ortası’ en doğrusu galiba.

Aleyna, epilasyon ve temizlik işçisi ahmet

On gündür hasta yattığım için tartışmaların uzağında kaldım. Geç de olsa iki kelime edeyim…

- Aleyna Tilki’nin 16 yaşında sahne almasını kafaya takanlar, haklı. O yaşta genç kızın barlarda ne işi var? Neyse ki, yapılan yayınlar sayesinde yanlıştan dönüldü; Aleyna 18 yaşına kadar barlarda sahne alamayacak. Bu konuda duyarlı basınımızın, 18 yaşından küçük kızların evlendirilmesi konusunda da aynı performansı göstermesini bekliyoruz. Bu kadar duyarlı olmak bunu gerektirir.

- Trabzon’da epilasyon tanıtım broşürleri dağıtmak isteyenlere “Dinimize aykırı” diye ateş edildi. Eteğimiz, saçımız başımız, kahkahamız bitti, bir tek epilasyonumuz kalmıştı!

Bakın beyler, bir kadının kendine yapacağı en büyük yatırım epilasyondur. Bari bu işe karışmayın!

-Geçen hafta ‘Kim Milyoner Olmak İster’e katılan temizlik işçisi Ahmet’i konuşuyor herkes… Banka borcunu ödemek için oturmuş koltuğa ama 30 binlik soruya kadar çıkmış. Ünlü edebiyatçı Amin Maalouf’u bile biliyor. Meğer çöplerden okuduğu kitapları biriktirip okurmuş. Demem o ki; bir tarafta çöpten kitap toplayıp sebepsiz yere okuyanlar...

Bir tarafta her sabah televizyon ekranlarına çıkan ama dersini çalışmadığı için Madonna’ları karıştıranlar… “Niye hata yapanı bu kadar eleştiriyorsunuz?” diye kızanlara selam olsun.

Ünlü filozoftan evlilik yemini

Davranış Bilimleri Uzmanı Aşkım Kapışmak “Evliliğin olduğu yerde aşk olmaz. Reaksiyona göre hareket ediyorsanız; aşk yaşamıyorsunuz, proje yaşıyorsunuz…” demiş. Bu sözleri okuyunca, Alain de Botton’un yeni kitabı ‘Aşk Dersleri’ vesilesiyle sarf ettiği cümleleri hatırladım.

“Aşk için evlenen kalmadı, evliliklerin çoğu dayatma ürünü” diyen modern filozof Botton, ideal bir evlilik yeminini de şöyle tarif ediyor: “Çoğu zaman kavga edeceğiz, mutsuz olacağız, acı çekeceğiz, bu deliliği yaptığımız için pişman olacağız. Seks hayatımızın yavaş yavaş ölmesine, ilk gün heyecanının kaybolacağına baştan razı oluyorum.

Yıllar sonra, evlenmenin hayatta aldığımız en kötü karar olduğunu fark ettiğimde, paniklemeyeceğimi kabul ediyorum. Amin.” Ne dersiniz evlilik günümüzde bu kadar çıkmaz sokak mı artık?

Yazmam ben o yazıyı!

Geçenlerde bir kız arkadaşımın doğumgünüydü. Karadenizli bir pastacı arkadaşıma sipariş verdim. Bu sene aşık olmayı dileyen dostum için kalpli pasta yapmasını, üzerine de “Bu sene aşkı bul ve çok mutlu ol” yazmasını istedim.

Bana telefonda “Aşk ve mutluluk bir arada olmaz, yazmam” dedi, gülüştük, sonra da kapattık. Pasta gelince ne göreyim, yazıyı gerçekten yazmamış!

Aradım, “Sana yazmayacağımı söyledim, ikisi birarada olmaz” demez mi!!! Adam bu kadar net aşk ve mutluluk konusunda yani! Sizce?

 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder