Yetkililerimizin, futbolcularımızın, yazılı ve görsel medyamızın Dünya Kupası başlamadan önceki açıklamalarını düşündüm. Bir kere finale kadar gidiyoruz. Kaptanımız da o kupayı alıyor. Açıklamalar böyle. İyi... Güzel... Nasıl olacak bu iş? Doğru kadro, doğru çalışma, doğru rakip analizi ve doğru oyunla! Var mıydı bunlar Avusturya... afedersiniz Avustralya maçında? Türkiye saatiyle 7’de, bulunduğum yerde saat 5’te kalkıp izledik maçı. Burada 15-16 yaşlarında Beşiktaşlı Sergen, Galatasaraylı Ali, Fenerbahçeli Metin, Trabzonsporlu Muhammet gibi gurbetteki çocuklarımız da sözleşip kalktı. İçlerindeki Türkiye sevdasını ekranlara aktarırcasına. Fakat o da ne? Uzaklarda havaya girmiş bizim çocuklar var.
Kadro tercihine hiçbir şey söyleyemem. Kim oynarsa en iyisini yapmaya çalışacak. Avustralya’yı çalışmamışız, bu belli. Nasılsa finale gidiyoruz ya... Aslında iyi başladık. Topu kalenin önüne kadar defalarca getirdik, sonrasını getiremedik. Abdülkerim’in şutu direkte patladı. Adamlar doğru dürüst iki defa geldi, iki defa vurdu ve maçı aldı. Montella ‘Barış için geniş alan lazımdı’ dedi. İyi de Avustralya’nın bize kapanacağı belli değil miydi? Bizden iyi takım zinhar değiller. Biz çok şeyler yapmak isterken bir şey yapamadık. Milli takımımız genelde turnuvalara pek iyi başlamaz. Sonrasında toparlar ve yürür. Arda’nın ‘çok şey yapma’ fikrine gerek yok. Zaten dünyanın sayılı yeteneklerinden biri. Normal oyununu oynasa yeter. Hakan’dan Inter’deki şutlarını, defansımızın her atağı ciddiye almasını bekliyoruz. Ders alıp gruptan çıkarız. Daha önce yaptık. Dünya 3’üncülüğümüz var bizim. Sayın yetkililerimiz önce rakiplerimizin ismini, sonra da oyun sistemlerini doğru öğrenip ona göre bir kadro ve oyun belirlesin yeter ki. Bu kayıp oyuncularımızın da ayaklarını yere basmalarını sağlar diye düşünüyorum. Bazen bir musibet bin nasihatten iyidir.
