Şule Özdemir

12 Mayıs 2022, Perşembe 13:53

Evli ama bekar, beraber ama değil

Bu aralar farkı bir ilişki tipi görüyorum. Uzun süredir tanıdığım insanlarda, yeni tanıştığım insanlarda bakıyorum aynı ortaklık. Demek böyle bir ilişki modeli var. Nasıl mı?

Şöyle ki… Evlilik devam ediyor, ama her iki taraf ayrı şehirlerde, ayrı evlerde, ayrı yaşamlarda tekli bir hayat sürüyor.  Görünürde evlisin ama bekarsın, berabersin ama değilsin, böyle var-yok arası bir durum.

İşleri dolayısıyla farklı şehirlerde bu şekilde evlilik yürüten bir kadın tanıdığıma sordum.

Mutlu musun böyle? Hem de nasıl, iyi ki böyle yaşıyoruz, yoksa katlanamazdım.

E neden boşanmıyorsunuz? Boşanmak uzun iş. O yükü alamam. Hem o da istemiyor.

Nasıl yapıyorsunuz peki? O kendi evinde, ben kendi evimde. Rahatız böyle. İşten geliyorum, yemeğimi yapıyorum, üstüne Türk kahvem, oh miss. Dizimi izliyorum. Kafam çok rahat.

Onunlayken kafan rahat değil mi? Yok canım nerde. Bütün gün elinde kumanda televizyon izliyor, bana bir yardımı yok ki. Sonra çay yap, kahve yap, ne zaman yemek yiyeceğiz, çamaşırı, ütüsü, temizliği, bir de tuvaleti pis bırakıyor, yok çekemem, böyle çok rahatım.  

O zaman beraberken sohbet de etmiyorsunuz? Yok canım ne konuşağız. Sinir ediyor beni zaten. Bana neler etti evliliğimiz boyunca, hem hiç mutlu olmadım ki ben. Bu adam mutlu etmeyi bilmiyor ki, erkekler zaten mutlu etmeyi bilmiyor. Çocukları büyüttüm, ilgilendim, kurslara getirdim götürdüm, ne faydası oldu ki bana. Hem sana bir şey söyleyeyim mi, koca derdin olmayınca genç de kalıyorsun, yıpranmıyorsun.

30 Nisan 2022, Cumartesi 08:35

Sevdiğimiz işi nasıl buluruz?

Bu hepimizin cevap aradığı bir soru. Bazısı bu sorunun cevabını erkenden bulup, yola koyuluyor, bazısı geç buluyor ama buluyor, bazısı da maalesef hiç bulamıyor ve orta yollu bir halle hayatına devam ediyor.

Peki nasıl bulunur sevdiğin iş? Hangi işi bizi yapmak mutlu eder? Hani bazen sohbetlerde örnek verilir, “Haluk Bilginer gibi olacaksın, ne diyordu? Sevdiğim işi yapıyorum, üstüne bir de bana para veriyorlar”

Hem seveceğiz, hem para kazanacağız. İşte o iş nasıl bulunur? Bunu bize kimse öğretmiyor. Ailelerimiz çoğu zaman yaşam gailesine takılmış, fark edemiyor, okullarda böyle bir eğitim verilmiyor, belki şanslıysan seni fark eden, yönlendiren öğretmenlerin oluyor veya komşun, aile dostun, arkadaşın. Yine de çoğumuz için bu alan bilinmez kalıyor.

Peki bunun için kendinize bazı sorular sormaya ne dersiniz. James Clear Atomik Alışkanlıklar kitabında bu soruları sormuş, belki hepimize yardımcı olur bunlara cevap aramak. İşte Atomik Alışkanlıklar kitabından alıntı yaptığım o bölümler. (Kitabın çevirisi Sevinç Şeyla Tezcan’a ait)

Bana eğlenceli gelirken başkalarına iş gibi gelen şeyler neler?

Bir görev için yaratılıp yaratılmadığınızın işareti onu sevmeniz değil, görevin zahmetiyle çoğu insandan daha kolay baş edebilmenizdir. Ne zaman diğer insanlar bir şeyden yakınırken siz keyif alıyorsunuz? Sizi başkalarını yorduğundan daha az yoran iş sizin yapmak istediğiniz iştir.

Bana zamanın nasıl geçtiğini ne unutturuyor?

Elinizdeki göreve dünyanın geri kalanı silinip gidecek kadar odaklandığınız zaman girdiğiniz ruh haline akış denir. Sporcuların, sahne sanatçılarının sıklıkla tecrübe ettikleri bu mutluluk ve üstün performans halidir. Akışı deneyimlerken görevi en azından bir dereceye kadar tatmin edici bulmamak neredeyse imkansızdır.

22 Nisan 2022, Cuma 14:36

Babamın yol tarifi, yaşlıların bereketi

Telefonda babamla konuşuyoruz. Yeğenimin sınıf arkadaşı bize yakın otuyormuş. “Sizin eve giderken bir pideci var ya o pidecinin karşısı, hani önünde demir çitler var, duvarı gri, hemen sizin sokağa giderken, ben de görmedim ya, çok yakınmış size. Sizin manavın ordaymış, hemen köşedeki ev.” Annem de oturduğu yerden tarife destek oluyor. İkisi bir olmuş hiç tanımadığım birinin evini tarif ediyor. Nerde oturuyormuş diye sormadan, bu tarifin bir yararı var mı bilmeden dinliyorum. Bir yandan gülümsüyorum. Yaşlanıyorlar görüyorum. Dünyalarında küçük detayların önemli konu başlıkları olduğuna tanık oluyorum. Ve onlar anlatırken bildiğim en iyi şeyi yapıyorum, dinliyorum.

 Yaşlılık demişken, Anadolu’da yaşlıların kıymeti çok yüksektir. Onların bereketine inanılır. Ninemi hatırlıyorum mesela. Babaannemin annesi. Büyük bir evde oğulları, gelinleri, torunlarıyla yaşadı. Sabah uyanan önce ninemin odasına girer, elini öper güne öyle başlardı. Oğulları onun duasını alır işe öyle giderdi, fabrikanın anahtarı onda olurdu. Kendi istediğinden değil, oğulları hürmetten ona vermek isterdi. Odası en büyük, en kolay ulaşılır yeriydi evin, dışarıyı rahatça seyretsin diye geniş cam pencerelerin kenarına kurulu büyükçe bir sediri vardı. Gelen misafir onun odasında ağırlanır, yemek sofrası onun odasında kurulur, yeni gelin onun elini öper yeni evinin ilk yaşamına başlardı, evin ekmeği o odada yoğrulur, sohbetler o odada yapılırdı. Evin yaşamı o odaydı, hayat onun merkezinden akardı. Bütün bu geçişlerin, döngünün içinde o dupduru, nur yüzüyle seyrederdi koskoca ailesini. Her yaşlı kadının bir bilge olduğuna ilk o zaman inanmıştım. Birinin yanında olduğun halinle kabul görmenin, sevilmenin huzurunu da o zaman bilmiştim.

O yüzden yaşlıların bereketine gönülden inanıyorum. Belki bu Ramazan ayında bir iftarınızı aile büyüklerinizle yapmak istersiniz, hem dualarını alır, hem gönlünüzü şenlendirirsiniz. Bereketleri hep üzerimizde olsun.       

07 Nisan 2022, Perşembe 11:20

Gecikmeli keşfim Emir Can İğrek

Biraz geç keşfetmiş olabilirim. Yeni Türkü’nün Zamansız albümü ile haberdar oldum ben de. Yeni Türkü hayranı olarak kim nasıl yorumlamış şarkıları diye albümü dinlerken, Gurbete Kaçacağım’a geldi sıra. Baktım şarkının şiirsel havasıyla aynı tondan bir ses. (Bu arada şiir Yaşar Miraç’ın) Şiirle, müzikle inanılmaz uyumlu. Öyle ki gurbete kaçıyorsun, kopup yalnızlığından o lacivert ülkeye, o uzayan iskeleye, o duvaksız tepeye, çeşmesi kuru köye gidiyorsun. Bir dakika dedim kim söylüyor bunu? Emir Can İğrek. Hemen küçük bir araştırma ve önümde sıralanan spotify listesi. Sırayla tüm şarkılarını dinledim. Orda bırakırım dediğim şarkıların iki, üç, dört, beş devamı geldi. Nihayet dinleme sıklığım ‘gece gündüz dinliyorum’a evrildi.

İğrek’in şarkı sözleri çok farklı, her şarkıda küçük bir hikaye anlatıyor. O kısacık şarkı sözünde duyguyu da geçiriyor. Zaten bu hikaye anlatıcılığından şarkı sözlerini kolayca ezberleyemiyorsun, şarkının nakaratında bile kolaycılık yok, her bir nakarat ayrı kelimelerle hikaye anlatmaya devam ediyor. Günümüzün kolay ezberlenen, tüm şarkı boyunca aynı sözlerin tekrarlandığı şarkılarına benzemiyor. Öyle olduğu için de bıkmadan tekrar tekrar dinlenebiliyor.

Zaten kendisi de “Şarkılarımın edebi değerinin olmasına özen gösteriyorum” diyor. Ve bence var. “Gömleğimin cebi gönlümü saklar, yüreğin yan yolları var” mesela. İyi bir benzetme dili. Şarkıları her yaş grubunda dinleniyor. Bu da enteresan bir ortaklık. Müziğinin, sözlerinin, söyleşindeki samimiyetin izi olduğu kadar, kişiliğinin de etkisi var sanki bunda. Yani dinlemeye, tanımaya değer bu genç adam.

 Yeni Türkü Zamansız

Yeni Türkü’yü oldum olası sevmişimdir. Saygı albümlerine bir parça önyargılı baksam da Yeni Türkü Zamansız’ı dinlemeden geçemedim. Ve çok sevdim. Melek Mosso’dan Karanfil’i, Cem Adrian’dan Çember’i, Mabel Matiz’den Nerelere Gideyim’i, Edis’den Bir Masal Anlat Baba’yı, İkiye On Kala’dan Resim’i, Sura İskenderli’den Sezenler Olmuş’u, Buray’dan Aşk Yeniden’i dinlemeye bayıldım. Gerçekten güzel bir albüm olmuş.

 Bir Konser Hatırası

Bu arada Yeni Türkü demişken, bir İzmir konserine biletleri gişeden alırız diye gitmiştik. Gittiğimizde tüm biletler satılmıştı. Kapı görevlisine “Biletler bitmiş, ek sandalye koyamaz mısınız?” diye sorup yol arıyordum. Konseri izleyeceğimize olan inancım biletler tükenmiş olmasına karşın tamdı. Ve o an yanımdaki genç kadın bana muhteşem teklifini yaptı. “Bizim arkadaşlarımız gelemiyor, isterseniz onların biletlerini siz alabilirsiniz” Başımın üstünde kelebekler, yüzümde Japon çizgi film karakterlerindeki koca bir gülümseme. “Tabii alırım dedim, bayıla bayıla alırım.” Sonra kendi kendime dedim ki; “Bir şeyi gerçekten istiyorsan yol bulunuyor. Hem de hiç zahmetsiz bulunuyor.”

05 Nisan 2022, Salı 14:47

Georgia O’keeffe’den botoksa nasıl geldim

Güzellik algısı değişiyor sanki. Botokslu, dolgulu yüzler artık daha çok. Sosyetik açılışlarda, televizyon ekranlarında, ofis ortamlarında, sosyal medyada. Karşımıza çıkan belli tipte bir kadın var. Botoks ve dolguyla garipleşen bir yüzün gerisinden bakan bu kadınların sayısı epey fazla.

Bu tercihlerin arkasındaki etken herkese göre değişiyor, ancak genel güzellik algısının bu olmaya başlaması estetik müdahaleleri sıklaştırıyor. Bu uygulamalara başlama yaşının 18’lere düştüğü de düşünülünce…

Geçtiğimiz günlerde Georgia O’keeffe’in fotoğraflarını görünce şimdinin güzellik algısını düşündüm. Georgia O’keeffe 1887-1986 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir ressam. Amerikan modernizminin öncülerinden sayılıyor. Resimlerindeki o çarpıcılık O’keeffe’in yüzünde de var. Eşi ünlü fotoğrafçı Alfred Stieglitz’in çektiği fotoğraflarda Georgia O’keeffe’in ‘o sadece kendi haliyle olduğu hali’ günümüzün yeni güzellik algısıyla oldukça çelişiyor. İyi görünme çabasının gerisinde tüm doğallığıyla karşımıza çıkıyor O’keeffe. Hatta Wikipedia’daki fotoğrafı erkek mi acaba yanılgısı bile yaratıyor. Buna rağmen bugünün kusurlu saydığı tüm halleriyle kendini göstermekten geri durmuyor.

Onun bu fotoğraflarını görünce kendinden memnun olma meselesini düşündüm. Çünkü en önemli sorun bu sanırım. Kendinden memnun olma hali. Kendinden memnunsan, kendini değiştirme uğraşına girmiyorsun, değilsen giriyorsun ve girdiğin o uğraşın ucu bucağı gelmiyor. Biz bugünün insanın en büyük tuzaklarından biri sanırım. Etrafımızda o kadar çok uyaran var ki. Görselin üzerine kurulu bir yaşam sürüyoruz. Dünyamız ekranlar üzerinden akıyor. Bir like çok şey ifade ediyor. Like’ın görselin baştacı olduğu bu dünyada O’keeffe gibi sadece kendi gibi varolan ve kendinden memnun olanların sayısı azalıyor. Ve insan denilen varlık kendine yabancı bir yüzün ardından kendini var etmeye çalışırken, gün geliyor maskenin ardına sakladığı gerçeğini hiç bulamayasıya kaybediyor.

25 Mart 2022, Cuma 13:43

Eski eşimin kimle evlendiğini annem benden çok merak etti

Geçtiğimiz gün uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşımla buluştuk. En son eşiyle boşanmışlardı. Nasıl gidiyor hayat diye konuşurken, “Bu arada Taner yeniden evlendi” dedi. “Aaa! Kiminle evlendi?” diye sorunca “Bilmem, hiç ilgilenmedim” diye güldü. “Zaten annemle teyzem benden çok merak ettiler. Sonunda Taner oğlanı almaya eve geldiğinde sıkıştırmışlar. Kiminle evlendin, kaç yaşında, nereli, onun da ikinci evliliği mi diye sorguya tutmuşlar. Her şeyi de öğrenmişler. Onlar rahat, ben rahat” dedi. Kocaman bir güldük.

Sonra diğer arkadaşım “Ben de boşandıktan sonra Erkan yeniden evlenmeye karar vermiş, annemi aramış. Ben yeniden evlenmeyi düşünüyorum, sizin de izniniz olur mu diye. Düşün 5 yıl olmuş biz boşanalı, yeniden evlenebilir miyim diye annemi arıyor. Zaten annemle arası hep iyiydi” dedi. Böyle böyle tatlı bir kız geyiği yaptık.

Sonra düşündüm, eski eşleriyle hala görüşüp, konuşabiliyorlar, hatta eski eşlerinin anneleriyle araları kendilerinden daha iyi. Çekişmeden, kavga gürültü olmadan boşanabilmiş bu kadınlar. Bir de boşanma sürecini gerilim filmine çevirenler var. Madem boşanıyoruz, çekişelim bakalım, öyle kolay olmasın bu iş diyenler var. Çocuğun velayeti, evin, arabanın kimde kalacağı, o para benim hakkımdı, yok maddi tazminat, yok manevisi, yok nafaka, yok zamanında o bana bunu dedi derken bayağı Sauron nefretine dönüyor iş. Sauron, Yüzüklerin Efendisi’ndeki en kötü karakter, isminin anlamı da nefret. İşte onun dünyasına çekiliyormuşsun gibi bir ortam yaratılıyor. O yüzden boşanmanın da hayırlısı var. Belki evlenirken bir gün boşanırsak boşanmayı da soylu bir biçimde yapabilir mi diye bakıp ona göre eş seçmek lazım.

Hazır konu açılmışken TÜİK verilerine de bakalım.

18 Mart 2022, Cuma 09:42

Çanakkale Zaferi'nin Yıldönümü

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 107. yıldönümü. Dünya tarihine geçmiş, zorlu bir savaşın yıldönümü. Peki yeterince biliyor muyuz bu savaşın büyüklüğünü? Hadi gelin Çanakkale savaşının bilinmeyen yönlerine beraber bakalım.

Osmanlı İmparatorluğunun İtilaf Devletlerine karşı yaptığı bu savaşın kazanılma ihtimali milyonda birmiş.

Savaş istatistiklerine göre bir m2’ye 6000 mermi düşmüş ve bu oran dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olmuş.

 Savaş alanında havada çarpışarak yapışmış sayısız mermi bulunmuş. Havada iki merminin çarpışma ihtimali ise 600 milyonda birmiş.

 Güneş batmayan imparatorluk denen İngiltere İmparatorluğu donanması 200 yıl sonra ilk yenilgisini Çanakkale Deniz Muharebesi’nde almış. Asla Batırılamaz anlamına gelen IRRESISTABLE gemisi Nusret gemisinin döşediği mayınlarla ilk batan gemilerinden olmuş.  

7 Mart gece yarısı Nusret gemisi düşman devriye gemilerini atlatarak Erenköy mevkiinde 26 mayını teker teker ve sessizce suya bırakarak, savaşın kaderini değiştirmiş. O karanlık gecede boğazı gözetleyen düşmanlar Nusret’i görmez ve görev layıkıyla yerine getirilirken Nusret’in vatansever komutanı Yüzbaşı Hakkı’nın hasta kalbi bu heyecanı kaldıramamış ve Türk milletine zaferi getiren görevi tamamlamanın huzuruyla oracıkta şehit olmuş.

 1915'te Tıbbiye'ye kaydolan 1. sınıf öğrencilerinin tamamı Çanakkale'de şehit düştüğü için Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane 1921 yılında mezun verememiş.

Savaşta şehit düşen askerlerin yaş aralığı 15-42 yaş imiş.