Depremin ardından…

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Biz İzmirliler alışığızdır depremlere, sallar geçer çünkü. “Deprem oldu fark ettiniz mi?” “Yoo fark etmedim.” “Evet ya fark ettim. 4,9’muş şiddeti” der birileri. “Salladı geçti canım, ne olacak” der başka biri. Gündelik konuşmalarda bir ayrıntı olarak kalır deprem ve hayat kaldığı yerden devam eder. Tek bir farkla. 30 Ekim Cuma günü dışında. O gün öyle olmadı. O gün ne öyle gündelik konuşmalarda kaldı, ne de hayat devam etti kendi rutininde. Biz hepimiz sanki o anda, o zamanda asılı kaldık… 

O gün de güneşli bir İzmir günüydü, hayat her zamanki rutininde devam ediyordu. Sıcak bir çay içsem mi diye düşünüyordum, şu mağazadaki kemer de güzeldi, alsam mı diye planlar yapıyordum. Bir anda bir sarsıntı. Önce hafif. Sonra şiddetli. Şiddetli. Şiddetli… Tanrım devam ediyor. "Bu başka, bu başka" diyor kafandaki ses. "Kaç" diyor, "kaç!" İyi de nereye? Deprem devam ediyor, yaşam üçgeni neresi, güvenli yer neresi? Bilmiyorum, tek yaptığım masanın yanında çömelmek oluyor. Sallıyor tüm gerçekliğiyle. Çocukluğunda bindiğin salıncakta seni ısrarla sallayan yaramaz çocuk gibi. "Sallama yeter" deyip de dinlemeyen o gıcık çocuk gibi. Antik zamanlardan kalma mozaiklerde gördüğün Zeus’un öfkeli yüzü gibi. Çaresizce donup kalıyorsun olduğun yere, siniyorsun sessizce. Aklın çalışıyor muydu fark etmiyorsun bile. Mindfullness dedikleri “anda kalma” halini dibine yaşıyorsun. Hatta o anda asılı kalıyorsun. "Bu kadar salma kendini, aklını çalıştır" desen de "Ne yapabilirim ki?" sorusu kalıyor cevapsız. Yapacak bir şeyin yok. Bulunduğun yerde güvenli alan bulmak dışında. Aklın orada çalışırsa şanslısın, değilse yine çaresiz. İçinden sadece dua ediyorsun. “Allah’ım lütfen yardım et. Lütfen yardım et.” Saniyelerle ölçülen zaman dilimi uzun geliyor, uzadıkça isyan ediyorsun “Bitmiyor!”

Sonra kafandaki uğultu sessizleşiyor, sallanman geçiyor, "Durdu mu?" diye soruyorsun, "Durdu" diyor içindeki. O ana kadar deli gibi sıktığın bedenin bir anda çözülüyor. Bırakmanın karşılığı hüngür hüngür ağlamak oluyor. Hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlıyorsun. O korkun geçene kadar ağlıyorsun. Ağlayarak iyileşmeye çalışıyorsun. Çalışıyorsun da… Yıkılan binalar, enkaz altında kalanlar, yaralılar, hayatını kaybedenler, yakınlarını bekleyenler, korku, çaresizlik, bütün şehri kaplayan sessiz ağırlık… İşte o zaman yaran ağırlaşıyor. İşte o zaman iyileşmenin zaman alacağını anlıyorsun. İşte o zaman şehrinin sessiz acısını paylaşıyorsun, işte o zaman insan oluyorsun, işte o zaman bir İzmirli oluyorsun.

Yazarlarımızdan

23 Kasım 2020, Pazartesi 08:23
23 Kasım 2020, Pazartesi 08:17
Sıradaki haber yükleniyor...
holder