Çocuklar 'ama' Suriyeliler

AA

Çok yorgun olduğum bir gün, sırt çantamda bir sürü kitap ve bilgisayarım var. Şikayet ediyordum yolda, bir yandan da boynumdaki şalı düzeltmeye çalışıyordum yağmurun saçıma gelmesini engellemek için. Bundan da şikayet ettim bir süre. Kısacası mutsuz olmamı gerektirecek gerçek bir sebep olmadığı halde fazlasıyla huysuzdum. Eve gitmek için Kabataş'tan otobüse binecektim, o sırada az önce yaşadığım huysuzluktan gördüklerim nedeniyle hayli utandım.

Çocuğun mu elleri kirli, yoksa bizim kalbimiz mi?

4-5 tane Suriyeli çocuk vardı yolda. Taş çatlasa 7 yaşlarında olan bir kız çocuğunun ayağında kendisine olması mümkün olmayan 37-38 numara dolgu topuğu olan bir çizme vardı, muhtemelen tek bulabildiği ve ayağına bir şey giymek zorunda olduğu için seçtiği ayakkabı oydu. Erkek çocuğunun ayağında ise kendisine ufak geldiği için ayakkabısının arkasına basarak giydiği ve arkadan ayağının çıktığı ayakkabı...  Biraz ötelerinde iki kız kardeş daha var, büyük olan sırtını duvara yaslayarak çömelmiş, küçük kız kardeşinin saçını inceliyor bit var mı yok mu diye. Onların ise ayakları çıplak. İki metre sonrasında yol üstünde dilenirken bir çocuğun ellerine camı tuttuğu için vuran bir adam. Çünkü "pis Suriyeli" çocuğun elleri onun arabasını tutmak için çok kirli. Yoksa kirli olan bizim kalbimiz mi orası meçhul. Hiç de meçhul değil aslında, bizim kalbimiz kirli.

Gerekli yardımların yapıldığı söyleniyor, "hatta kendi insanımızdan fazlasını onlara veriyoruz" diye şikayet ediliyor, buradaki şartları kötü buluyorlarsa neden geliyorlar diye sorular soruluyor. Bazen yüzlerine bakıp türlü türlü nefret söylemlerinde bulunuyoruz. Fakat gözden kaçırdığımız bir şey var; bu insanlar savaştan kaçıp geldiler. Sevdiklerini, ailelerini, ülkelerini, anılarının olduğu her şeyi bırakıp geldiler. Türkiye'de dilenmek veya ucuz işçi olmak için değil; korkudan ve güvensiz hissettiklerinden dolayı, ölmemek için, yaşamaya çalışmak için geldiler. Yolda zaman zaman dilini anlamadığımız o küçük çocukların yarını olabilsin diye kaçıp geldiler. Belki kendi ülkelerinde bazılarının meslekleri vardı; kimi doktor, kimi işçi, kimi aile, kimi arkadaş idi. Hiçbir zaman tercihleri yok olmak değil.

Birine belge isteniyor, öbürleri oyun vaktini soruyor. Yeterince kötülük var çocuklara

Bu konuda söyleyebileceğim çok sözüm yok aslında; şikayet ettiklerim onların şu an yaşadığı kötü şartları değiştiremiyor ne yazık ki, çünkü onları iyileştirecek bazı politikalara ihtiyaç var. Ama en azından, çocuklara dokunmayın, sizden görmüyorsunuz diye, sizin sahip olduklarınıza sahip değiller diye, başka dilde konuşuyor ve giyecek bir şeyleri yok diye yarının umudu olabilecek çocuklara dokunmayın. Devletlerin ve savaşların sebep olduğu zulümler en çok çocukları etkiler, onların geleceğini çalar. Ama bu demek değil ki bu çocuklardan umut çıkmaz... Onların gülümsemesi bu dünyayı daha güzel yapabilecek ışığa yaklaşmaktır aslında. Aljazeera bir haber yapmıştı, Yemenli çocuklar soruyor: "ne zaman dışarı çıkıp oynayabilirim" diye, Türkiye'de 15 yaşında ekmek almaya giderken öldürülen çocuk için belge isteniyor. Yani  dünyanın her yerinde "insanlığın" zulmü en çok çocukları acıtıyor. Hal böyleyken, ne senden ne de benden daha fazla kötülük gelmesin çocuklara.

Sıradaki haber yükleniyor...