Taklit olmasa gelişme de olmazdı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İnsanları bütün diğer türlerden farklı kılan unsurun, daha zeki olmaları olduğu zannediliyordu.

1997 de IBM’in Deep Blue programı, Dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov’u yenince hafif bir şok yaşandı. Neredeyse uzaydan bile insanların koro halinde “Nasıl yani?” çığlıkları duyuldu. İnsanın yaptığı bir şey insanı nasıl yenerdi? Bir takım kablolar, metal parçaları insan aklını nasıl geçerdi? Eğer bu böyle ilerlerse insanlık ne yapacaktı? Bu yapay zekalar bizi sonunda yok eder miydi?

Kısacası silah icadıyla mertlik bozulmuştu, yapay zeka ile de zekaya dair 'İnsanların en özel yetenekleri zekadır' bilgisi çöktü. Çünkü şimdi ile kıyaslandığında basit denebilecek bir bilgisayar programı dahi insanı yenebilmişti… 

Sonra yapay zeka işi iyice azıttı ve 2017’de 'GO' oyununda da dünyanın en iyi oyuncusunu yendi. Ardından pokerde, uçuşta da yenildik derken Quantum bilgisayarlar devrine sıçrandı. 10.000 senede çözülebilecek problemleri üç dakikada çözebilecek acayip bilgi işlemciler ve sistemler ortaya çıkmaya başladı. 

Kafamızı yapay zekaya çarpa çarpa, sonunda anladık ki insanın ayrıştırıcı üstünlüğü diye bildiğimiz özellik zeka olamaz. Bizi diğer canlılardan üstün kılan başka bir şey var. “Nedir bizi diğer türlere karşı üstün kılan?“ merakı ve yapay zeka konusundaki sorgulamalar, araştırmalar ve çalışmalar hızlandı, 'memetik' e toslandı.

Memetik nedir?

Genetik bilimi sayesinde, biyolojik varlığımızı hem insanlar arası hem de diğer canlılar arasındaki farkları, genlerle açıklayabiliyoruz. Bunun yanıtı da Prof. Richard Dawkins’den geliyor. O da diyor ki “Kültürü kodlayan ve farkları oluşturup, izah eden de tıpkı genler gibi bencil olan ve kendini sürekli çoğaltmaya çalışan “mem”lerdir”. Dawkins, memetiğin kurucusu sayılır ve ‘memlerin’ taklit işini üstlendiğini, taklitle, beyinden beyne sıçrayarak yayıldıklarını anlatır.

Türümüzün devamını ve farklılaşmamızı genlere ve memlere borçluyuz. Genlerin faaliyet alanı biyoloji, memlerinki de kültürel alan. Genler hücrelerimizde, bedenimizde bulunur, ürer ve çoğalır. Memler ise, beyinde ve kültürel nesnelerde bulunurlar. Davranışı, düşünceyi, kültürü üretip, taklitle çoğalır. Memin üreme kabiliyetinin kaynağı olan taklit, memlerin DNA’sı gibi düşünülebilir.

Taklit, memlerin tanımında hayati bir kavramdır. Bir insandan diğerine aktarılan her türlü fikir ve davranış olarak tanımlanır. O halde dünyadaki biyolojik evrimi genetiğin; kültürel iletiyi sağlayanın da “memetik” olduğunu düşünebiliriz. Memetik, köken itibarıyla Yunancadan, mimik’ten yani taklit etmekten geliyor. Kısaltılmış hali ile ‘meme’ kuramı, beyinden beyine atlayarak kendilerini çoğaltan ve başkasını taklit ederek öğrenilen her şeyi kapsıyor. Kültürel, sosyolojik yapıların nesillerden nesillere aktarımını açıklıyor.

Sonuçta “İnsanları bütün diğer türlerden farklı kılan unsur nedir?” sorusuna aranan yanıt bulunmuştu! İnsanları farklı kılan galiba üstün taklit yetenekleri. İnsanın hiç zorlanmadan yapıverdiği ufak tefek işlerin ne kadar karmaşık olduğunu, insan davranışlarının geri planında çoğu anlaşılamayan milyonlarca algoritmanın, etkileyicinin çalıştığını algıladılar.

O zaman insanlar bu işleri nasıl öğreniyorlardı, nasıl bu kadar kolay yapıveriyorlardı ve sürekli geliştiriyorlardı? İşte büyük soru buydu. Sıfır bilgiyle dünyaya gelen bebekler gülmeyi, konuşmayı, bir sürü, kolayca yapılıveren eylemi nasıl öğreniyorlardı? Neydi bizi benzersiz kılan? Bebekleri, çocukları, insana en yakın hayvan olan maymunları incelediler. Testler, araştırmalar yaptılar ve imovasyona ulaştılar...

BİZ BİZİ BİLİRİZ

Sabırlı, sistemli, disiplinli araştırma, geliştirme, eğitim, uzun vadeli gelişim, buluş stratejileri, halleri bize ters. Buluşçu ya da inovatif olmadığımız kesin. Ancak önlem almaya, bulmaya değil, olup biteni bozmaya, çözmeye, kullanmaya, başka hallere sokmaya meyilli, duygusal salınımları yüksek ve pratik aksiyon alma özellikleri gelişmiş bir dokumuz var. Ve bu doku imovasyona çok yatkın bir karakteristik silsile oluşturuyor.

O yüzdendir ki icat etmediğimiz her türlü teknolojik aleti, sistemi kullanmakta, hack’lemekte ve kullanıcı olarak, imovaasyon geliştirmekte daima dünyanın ilk 10’larına, 20’lerine girebiliyoruz. O zaman farkında olalım, kıymetini, bilelim. Biz memetik yapısı güçlü, imovatif bireylerden oluşan bir toplumuz.

IMOVASYON NEDİR?

Son yıllarda, gelişme ve iyileştirmeler için buluşlar yapma gereğini ifade eden ‘inovasyon’ un yerine ya da yanına yeni bir kavram popülarite kazanmaya başladı; ‘imovasyon’. Aslında olumsuz anlamlar yüklendiği için, imitasyon, taklit, kopya yapmak kötü, zararlı, ayıp sayılıyordu. Oysa şimdi ‘imovasyon’ çok önemseniyor. Bu konuda en dikkat çeken kaynaklardan biri, Ohio Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Oded Shenkar’ın yazdığı ‘Copycats’ kitabıdır. İmitasyon, yani taklitle işe başlamak önceki pek çok aşamayı atlatacak, yenilikler bulmak için kolaylık, avantaj ve düzeltme olanakları sağlayacaktır” diyor.

Tamamen katılıyorum. Yıllardır savunduğum bir şeydir. Kobigirisim.net e göre de imovasyon, bizim gibi Ar-Ge ve icatlar bakımından zayıf; eğitimi, kültürü buluş yapmaya müsait olmayan, proaktiflikten ziyade reaktif/tepkisel özelliklerin baskın olduğu toplumlarda akıllıca uygulanırsa mucizeler yaratabilecek bir yöntem. Hatta öncelikli olarak işletmelerimizin taklit içeren ancak kendilerinden de yeni bir şeyler kattıkları yani imovasyon yaptıkları üretimlerine destek verilmeli, bu tip projeler teşvik edilmelidir.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder