Belediyeler gıdaya el atıyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kabul etseniz de etmeseniz de aslında bu pandemi gözümüzü açtı. Nefes almak, hele ki temiz hava solumak meğer ne kadar kıymetliymiş. Bu sayede anladık. Hepimizin derdi maskelerden kurtulmak şimdi. Aynı farkındalık gıdamız için de geçerli.

Salgın ilk patlak verdiğinde boş kalan market rafları, hepimizde kıtlık korkusunu uyandırdı. Gıda üretim-tüketim zincirinin beklenmedik olaylar ve afetler karşısında ne kadar kırılgan olduğunu belki de ilk kez fark ettik. Gıda üretiminin, yerli tarımın, hayvancılığın, beslenmenin önemini anladık. Sonra da virüse karşı bağışıklığımızı güçlendirmek için ne yiyelim, ne içelim derdine düştük. Bu da bir anda yediğimiz içtiğimiz şeylerin farkına varmamızı sağladı.

SORGULAMAYA BAŞLADIK

Çok uzun bir dönem sonra ilk kez; gıdanın sofraya nereden geldiği, kimlerin ürettiği ve kimlerin taşıyıp pazara, marketlere getirdiği önem kazandı. Düşünmeye, sorgulamaya başladık. Devletler de tarım ve hayvancılık politikalarını gözden geçiriyorlar şimdi. Sadece merkezi değil, yerel yönetimler de ellerini taşın altına koydular. Gıda stratejileri geliştirip, insanların yardımına koşmaya başladılar. İşte İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bunlardan biri.

SIKIŞIK ŞEHİRLER

Aslında ‘gıda farkındalığı’ çoktan uyanmalıydı. Dünyada şehirlerdeki aşırı nüfus artışı, zaten bu uyanışı ne zamandır gerektiriyordu. Düşünün; bugün dünya nüfusunun yarıdan fazlası yani neredeyse 3.5 milyar insan kentlerde yaşıyor. Yine, dünya nüfusunun yüzde 85’i şehir merkezine üç saatlik mesafede yaşarken, 881 milyon kişi kentlerin çeperlerindeki gecekondularda hayatını sürdürüyor.

Buna mukabil, şehirler dünya coğrafyasının sadece yüzde 3’ünü kaplıyor. Yani üst üste yaşıyoruz! Bunun sonucunda da şehirler karbondioksit salınımının yüzde 75’inden sorumlu. Toplam enerjinin üçte ikisini harcıyorlar. Tüketilen enerjinin yüzde 50’si de kentlerdeki inşai faaliyetler için yapılıyor. Üretilen gıdanın da yüzde 70’ini tüketiyorlar. Dahası; bu dar alana yığılan kitleler yüzünden, kentlerde tarıma ayrılan alan giderek küçüldü ve kentleri gıda temininde küresel pazarlara mahkum hale getirdi. Bu da gıda fiyatlarını korkunç artırdı. İşte tüm bunların sonucunda özellikle gelişmiş ülkelerde gıda ve tarım politikaları merkezi hükümetlerden bağımsız olarak yerel yönetimlerin gündeminde de yer almaya başladı.

DÜNYADAN ÖRNEKLER

Şehirlerdeki gıda sıkıntısı ve yanlış beslenme sorununa çözüm bulmak için dünyada yerel yönetimler harekete geçmiş durumda. Yerel düzeyde bugün birçok şehirde ‘gıda politikası konseyleri’ kurulmuş. Mesela Brezilya’nın Belo Horizonte kentinde belediye, 1990’larda ‘gıda ve beslenme güvencesi programı’ uygulamaya başlamış. Farklı sektörlerden, sivil toplum örgütlerinden ve belediyenin faklı birimlerinden temsilciler düzenli olarak bir araya gelip, kentin gıda politikalarını birlikte belirliyor. Bu örneği İngiltere, Kanada ve ABD’de de kent ve eyalet düzeyinde yüzlerce gıda konseyleri takip etmiş.

İSTANBUL İÇİN

16 milyonluk nüfusuyla hem iç hem de dış göçlerin etkisiyle Avrupa’nın ve bölgesinin en büyük mega kenti olan İstanbul için de elbette acilen bir gıda stratejisi belirlemek gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu yüzden kolları sıvamış ve bir İstanbul Gıda Strateji Belgesi (İGSB) hazırlamış.

Buna göre ilk olarak gıda tedarik zincirinde doğa ve insan sağlığına öncelik verilecek. Hayvan refahı da gözetilecek. Yani hem toprağın, havanın, suyun, bitkinin hem hayvanın hem de insanın sağlığı merkeze alınarak üretim yapılması için çalışılacak. İGSB’nin ana hedefi; gıda güvencesinin ‘hasbelkader karın doyurmak’ ya da gıda bankaları aracılığıyla gıdaya erişemeyen vatandaşlara ara sıra gıda yardımları yapmak değil. Onun yerine adil, sağlıklı, ucuz, yerel ve istikrarlı gıda-tarım sistemleriyle üretilen gıdayı herkese sunmak.

NELER YAPILACAK?

İstanbul Gıda Stratejisi kapsamında ilk adımlar şunlar olacak:

Açlık ve yetersiz beslenme sorunları yaşayan kesimlere destek sağlanması,

Halk Ekmek üretim kapasitesinin artırılması ve kaliteli ekmeğin ucuz fiyata yoksul kesimlere ulaştırılması,

Halk Süt programıyla dağıtılan süt miktarının artırılması, Çocukların şeker içeriği yüksek ve besin öğesi içeriği zayıf, aşırı işlenmiş gıda ürünlerine erişiminin azaltılması, ‘Beslenme ve Gıda Güvenliği Okulu’nun açılması.

Belediye bünyesinde bir gıda kontrol ve izleme birimi ve Gıda Konseyi de oluşturulacak. Elbette tüm bunlar; ilgili merkezi kurumlar olan Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile işbirliği ve koordinasyon içinde hayata geçirilecek. Hadi Türkiye’nin tüm belediyeleri!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder