Verda Özer Çöpünü takip et!
HABERİ PAYLAŞ

Çöpünü takip et!

Bir adet tişört için tam 2 bin 700 litre su harcanıyor. Bu, bir insanın 900 günlük, yani birkaç yıllık su ihtiyacı demek! O tişört için pamuk tarlalarında kullanılan böcek ilaçlarından ve kimyasal gübrelerden bahsetmiyorum bile. Yani tek bir tişört için dünyaya verdiğimiz zarar çok ciddi.

Daha kötü haber ise şu: Satın aldığımız şeyler sadece üretim aşamasında doğaya zarar vermiyor. Biz onları tükettikten, kullandıktan sonra bir o kadar daha dünyaya zararı var. Atıklarımız geri dönüştürülse dahi geri dönüşüm sürecinde harcanan enerjiyle ve açığa çıkan zararlı maddelerle doğada ciddi hasara yol açıyor. Dolayısıyla dünyanın hızla tükenen kaynaklarını korumanın tek bir yolu var: Mümkün mertebe az tüketmek ve tükettiğimiz şeyleri elden geldiğince geri dönüştürülebilir maddelerden imal etmek.

Çöpünü takip et

YİYECEK VE KAĞIT

Önce atıkları 5 ana gruba ayıralım: Evsel atıklar (yani organik atıklar; yiyecek, vs.), kağıt/karton, plastik, cam ve metal. Peki her bir grup nasıl geri dönüştürülmeli? Evsel atıklar şu an geri dönüşüme tabi değil. Doğrudan çöplük alanlarına gidiyor. “Oysaki bu atıklar yerinde, yani evlerde kompost yapılarak geri dönüştürülmeli. Balkona konulan bir adet kompost kovasında 4 kişilik bir aile 1 aylık evsel atıklarını biriktirebilir.

Belediyenin bunları ayda 1 toplaması bile yeterli. Ya da biriken kompostu bir yerde toprağa dökebilirsiniz, gübre görevi görür” diyor Dr. Uygar Özesmi.

Gelelim kağıt ve kartonlara. Çevre bilimci ve Good4Trust.org adlı sosyal girişimin kurucusu olan Uygar Bey; öncelikle bunların ‘sürdürülebilir ormancılık’ denilen sertifikalı, yani doğası korunan ormanlardan elde edilen kağıtlar olması gerektiğini söylüyor. Kağıt ve kartonlar birkaç kez toplama ayırma tesisinde (TAT) geri dönüştürülüp yeniden kullanıma sokulabiliyor. Ancak her yeniden kullanımda lif kalitesi biraz daha azalıyor. O yüzden bir noktada artık kompost yapılarak doğaya geri döndürülmek zorundalar.

Çöpünü takip et

CAM, METAL VE PLASTİK

Gelelim plastiğe. Bir kere zaten plastik kullanımını bitirmek gerekiyor. Türkiye’de çok yakında Çevre Ajansı’nın uygulamaya başlayacağı ‘depozito sistemi’ içecek ambalajlarını azaltacağı için çok değerli. Ama artık plastik kullanımını Avrupa’da birçok ülkede olduğu gibi yasaklamaya kadar gitmek lazım. “Illa plastik kullanılacaksa da bio-plastik dediğimiz, bitkisel kökenli plastikleri kullanmak gerekiyor. Mesela ‘beyaz köpük’ dediğimiz straforlar, mantar köklerinden üretilebiliyor” diyor Uygar Özesmi. Kullanıldıktan sonra da bunların evde kompost yapılabileceğini söylüyor.

DEPOZİTO SİSTEMİ

Peki ya camlar? Onları cam konteynırlarına atmak ve tesislerde geri dönüştürmek doğru yol. “Yine de cam için ırmak yataklarından ve sahillerden kum toplandığını unutmayalım. Bu da ekosisteme, doğaya zarar veriyor. Sınırlı olan bir kaynağı tüketiyor. O nedenle tüm cam ambalajları depozito sistemine dahil etmeliyiz” diye uyarıyor Uygar Bey. Son olarak metaller: Onlar da depozito sistemine tabi tutulmalı ve kullanılan metaller konteynıra atılmalı ki buradan da geri dönüşüm tesisine gitsin.

Çöpünü takip et

ATIKLAR YAKILSIN MI?

Peki çöp yakmak doğru mu? Önce hatırlatalım: Konteynıra atılmayan çöpler ya ‘düzenli depolamaya’ gidip toprağa gömülüyor ya da ‘vahşi depolamaya’ gidip, yıllarca çöp yığınları olarak bekleyip sonra toprağa gömülüyor. Türkiye’de bu uygulamanın oranı yüzde 50’nin üzerinde. Bir de bunlara ek olarak çöpten enerji üreten ‘enerji üretim tesisleri’ var. Bazı yerlerde gördüğümüz ‘çöplerin yakılması’ uygulaması ise Uygar Bey’e göre ‘yapılabilecek en korkunç şey’. Zira hem yakılırken havaya muazzam sera gazı salınımına sebep oluyorlar ki bunlar kanserojen madde içeriyor ve böylelikle küresel ısınmayı daha da artırıyorlar hem de ileride enerji üretilebilecek yani kaynak olarak kullanılacak çöpü yok ediyorlar.

Çöpünü takip et

DÖNÜŞÜMÜN YOL HARİTASI

Peki bir çöp konteynıra girdikten sonra başına neler geliyor? Bir kere camlar zaten tamamen ayrı bir konteynırda toplanıyor ve onları ‘cam kamyonları’ alıp geri dönüşüm tesisine götürüyor. Diğerlerini (plastik, metal, kağıt) ise ilçenizde varsa (çok az sayıdalar) ya mobil atık getirme merkezine (ayrıştırarak) ya da geri dönüşüm konteynırlarına (karışık halde) atıyorsunuz.

Buralardan ise çöpleri ya belediyenin kamyonları gelip alıyor (genelde hepsi bir kamyonda karışıyor) ve TAT’a götürüyor ve orada ayrıştırıldıktan sonra geri dönüşüm tesislerine gidiyorlar ya da sokak toplayıcıları konteynırlardan çöpleri topluyor (bazısı ayrıştırarak ama çoğunlukla karışık halde). Sonra da ya kayıt dışı bir depoya veya kamyona satıyorlar ya da bir TAT’a götürüyorlar. Iyi de madem sonradan hepsi karışıyor, o halde neden çöpleri baştan ayrıştırıyoruz? “Bu, kamuoyunda bir sonraki adım için bilinç yaratmaya yönelik. Örneğin Japonya’da çöpler 40 grupta ayrıştırılıyor” diyor WWF Türkiye (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Plastik Projeleri Müdürü Tolga Yücel. Konteynırların sayılarının da mutlaka artırılması gerektiğini ekliyor.

Çöpünü takip et

Sorun şu ki çöpleri gidip konteynırlara atma alışkanlığımız çok zayıf, konteynır sayısı da çok az. Dolayısıyla atıklarımızın büyük çoğunluğu çöp kutularından toplanıp çöplüğe gidiyor. “Tam da bu yüzden sokak toplayıcıları çok değerli. Onlar sayesinde çöplerimiz geri dönüşüm tesislerine gidebiliyor” diyor Uygar Özesmi. Umalım ki geçen hafta Çevre, Şehircilik ve Iklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un açıkladığı gibi; çok yakında çöp toplayıcılar kayıt altına alınıp, yaşam-çalışma koşulları iyileştirilsin.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder