Verda Özer Havayı kirletmemek yetmez!
HABERİ PAYLAŞ

Havayı kirletmemek yetmez!

Evet gerçekten büyük bir iklim krizi yaşıyoruz. Geçtiğimiz temmuz ayı son 140 yılın en sıcak temmuzuydu. Tarihi yangınlar yaşadık ve tam 150 bin hektar ormanımız yandı. Kuraklık yaz aylarında kasıp kavuruyor. Kış deseniz, aşırı şiddetli yağışlar yüzünden seller ve erozyon patlak veriyor. Normalde Ankara’ya 1 saatte düşen yağmur miktarı, 10 dakikada düşmüş bu kış. Tüm bu anormal hava olayları ise küresel ısınmanın yani iklim krizinin sonucu.

YUTAKLAR TEMİZLİYOR

Zaten tam da bu gidişata ‘dur’ demek için ekim ayında Paris İklim Anlaşması’nı imzalamadık mı? Böylelikle diğer ülkelerle birlikte hareket ederek 2030’a kadar küresel sıcaklık artışını 1.5 dereceye düşürmeyi taahhüt ettik. Bunun için de karbon gazı emisyonlarını ülke çapında 2030’a kadar yüzde 21 oranında azaltmak, 2050’de de sıfırlamak hedefi koyuldu. Dolayısıyla oturup kalkıp havayı kirleten sera gazlarını ve bunları nasıl azaltabileceğimizi konuşuyoruz. İyi güzel de tahteravallinin bir de diğer ucu var. O da yutaklar. Yani bu kirleten karbon gazlarını yutan, içinde tutan ve böylelikle havayı temizleyen alanlar. Bir diğer deyişle ormanlar, çayırlar, ekili biçili topraklar...

Havayı kirletmemek yetmez

DURUMUMUZ VAHİM

Bir kere önce hal-i pür melalimize bakalım: Dünyada son 50 yılda sel, fırtına, kuraklık gibi doğal afetlerin sayısı 5 kat artmış. Dünya tarihindeki en şiddetli 8 yangın son 10 yılda yaşanmış. Bugün doğan bir çocuk 60 yıl önce doğana göre 7 kat daha fazla sıcak hava dalgasına, 3 kat daha fazla kuraklığa, sel ve nehir taşkınına, 2 kat daha fazla orman yangınına maruz kalıyor. Tarımsal üretimde verimde 2050’ye kadar yüzde 10 ila 25 arasında düşüş bekleniyor. Bunların sonucunda gelecek 30 yılda 216 milyon insanın göç edeceği tahmin ediliyor. Türkiye de tabii iklim krizinden nasibini alıyor. Bir kere ‘su stresi çeken’ ülkeler grubundayız. Nüfus artışı ve iklim değişikliğiyle birlikte 2040’ta kişi başına düşen su miktarının yüzde 17 azalması bekleniyor. Üstelik 2050’deki nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak için bugünkünden yüzde 60 daha fazla üretmek, bu üretim için de yüzde 15 daha fazla su kullanmak zorundayız. O yüzden çok hızlı hareket etmek zorundayız.

ORMANLAR KADAR ETKİLİ

Ormanların havayı ne kadar temizlediğini ve iklim krizinin en büyük savaşçısı olduğunu biliyoruz hepimiz. Ama tarım ve hayvancılığın doğru şekilde yapılmasının, ormanlar kadar etkili olduğunu biliyor muydunuz? Yani toprağı koruyarak yapılan tarım ve hayvancılık. Düşünün ki 2020 yılında 500 milyon ton sera gazı salınımı yapmışız. 83 milyon tonunu yutak alanlar tutmuş, yani temizlemiş. İşte yutak alanları artırdıkça, karbon gaz salınımını sıfırlamak çok daha kolay olacak. Bu 500 milyon tonun yüzde 13’ünün tarımdan geldiğini düşünecek olursak, toprağın nasıl ekilip biçildiği çok daha büyük önem kazanıyor. Yani ‘iklim dostu tarım’ yapmanın.

Havayı kirletmemek yetmez

İKLİM DOSTU TARIM

İşte toprağı koruyarak tarım yapmanın da birkaç yolu var. Her şeyden önce toprağı sürmeden tarım yapmak hayati önemde. Zira toprak sürüldükçe, içinde yaşayan canlılar -ki toprağın karbondioksit gazını emip onu karbona çevirmesini sağlayan tam da bu mikroorganizmalar- ölüyor. O yüzden ‘toprak işlemesiz tarım’ yapmak gerekiyor. Bu yöntemde bir makine toprağı delip basınçla tohumu içine yerleştiriyor. Böylelikle hem nem hem canlılar toprağın içinde zarar görmeden kalıyor. Elbette gübrede de kimyasaldan kaçmak ve yeterli miktarda gübre kullanmak hayati önemde. İkincisi, ‘anız’ denilen hasat sonrası artıkların yakılmaması konusu. Zira anızlar bırakıldığında; çürüyerek toprağın karbon, azot ve diğer bitki besin elementlerini artırıyor ve zenginleştiriyor. Yakıldığında ise toprağın içindeki canlılar ve mineraller ölüyor. Dolayısıyla anızların küçük makinelerle toprağa işlenmesi ve yedirilmesi gerekiyor.

HAYVANCILIK ÖNEMLİ

Hayvancılığın da iklim dostu yapılması şart. Türkiye’de toplam 14.5 milyon hektar mera var. Bu meraların çıplak kalmaması, o yöreye uygun ve hayvan yemi olan çayır, yonca gibi bitkilerle ekilip biçilmesi lazım. Zira toprağı örtülü tutmazsanız, ilk şiddetli yağışta erozyonla, selle kayıp gidiyor. Bugün Türkiye’de 25 milyon hektar işlenmiş tarım arazisi olsa da yeterli değil. Elbette her yeri ekip biçmek zorunda değiliz ve bu doğru da değil. Bazı yerlerin kendi doğasına bırakılması toprağın sağlığı açısından hayati. Ama tespit edilen bu alanlar haricinde mümkün mertebe ekim biçim yapılması, olmazsa olmaz. Hayvancılıkta zamansız ve aşırı otlatmanın da toprağın yapısını bozduğunu eklemeden geçmeyelim.

SAĞLIĞIN TOPRAKTAN

Aslında anlamamız gereken şu: Bizler doğru adımları atarak iklim krizinin olumsuz etkilerini kontrol altına alabiliriz. Yani bizler değişirsek, yaptıklarımız değişirse, iklim de değişir. Bunun için de artık toprağın canlı olduğunu, içinde sayısız canlı barındırdığını, ihtiyaçlarının bulunduğunu ve bizim sağlığımızla onun sağlığının birbiriyle tamamen bağlantılı olduğunu anlamamız gerekiyor. Hadi diyelim toprağı, bitkileri, hayvanları önemsemiyorsunuz. Bari kendi sağlığımızın onların sağlığına bağlı olduğunu anlayalım. Hiç olmazsa kendimizi düşünüp toprağa zarar vermeyi bırakalım. Bu da bir adımdır. Sağlıklı toprağın sağlıklı bitki, sağlıklı hayvan, sağlıklı insan, sağlıklı hava, sağlıklı dünya demek olduğunu anlamaya başlayalım artık.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder