Kadınlar pupa yelken!*

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bazen tek bir haber, insanı bir anda umutlandırıyor. Geçen hafta katıldığım Muğla Göcek’te yapılan yelken yarışlarında, yarışmacıların neredeyse yarısının kadın olduğunu öğrenmek beni hem şaşırttı hem de çok umutlandırdı. 472 yarışmacının 195’i kadındı. ‘Yelkenci’ ya da ‘denizci’ dendiğinde akla illa ki erkek gelen bir ülkede, kadın yelkenci sayısının bu kadar artmış olması müthiş bir gelişme.

Bunun üzerine Türkiye’de iki yıl önce kurulmuş bir Kadın Yelkenciler Spor Kulübü Derneği olduğunu ve Türkiye Yelken Federasyonu’nda bugüne kadar iki kadın başkanın görev yaptığını öğrendim. Herhalde başka hiçbir spor federasyonunun iki kadın başkanı olmamıştır.

Dahası; Türkiye’de halihazırda 10 bin aktif lisansı olan, en az 20 bin de lisanslı kadın yelkenci varmış meğer. Oysa ki bugüne kadar yelkencilik, erkek egemen bir spor dalı olageldi. Tıpkı futbol ve basketbol gibi.

Tam da bu yüzden bu yıl kadınların yelken yarışlarına hem sayılarıyla hem de başarılarıyla damga vurmaları, birşeylerin gerçekten değiştiğine delalet. Bunun için öncelikle tüm denizci kadınlara, sonra da onları destekleyen ve bu yıl 6’ncı kez Rixos Sailing Cup’ı düzenleyen Rixos Premium Göcek’e teşekkür ediyorum, ediyoruz. Bizleri ‘denizde kadın uğursuzluk getirir’ deyişinden, bugünlere el birliğiyle getirdikleri için.

DÜNYADA DURUM

Merak ettim, baktım; sadece Türkiye’de değil, dünyada da aslında ‘yelkenci’ denilince akla maalesef kadın hiç gelmiyor. Kadınlar sporda hep toplumsal cinsiyet kalıplarına takılı kalıyor. Bir kadının bir spor dalında olabilmesi için sanki o sporun illaki kadın estetiğiyle özdeşleşmesi gerekiyor! Artistik patinaj, ritmik jimnastik, buz pateni bale gibi.

Diğer yandan; en popüler spor dalları olan atletizm, futbol, basketbol, voleybol ya da ağır fiziki performans gerektirdiği düşünülen ‘outdoor’ sporlar (dağcılık, yelken vs.) tamamen erkeklerin kontrolünde. Yani denizcilikte de kadının varlığı göz ardı edilmiş. Mesela durum bugün ABD’de de böyle. Maria Brock’un belgeseli Shipping Out: American Seafaring Women’da, şu an ABD’de denizcilerin (denizde çalışanlar, temizlik işçileri ve aşçılar dahil) sadece yüzde 3’ünün kadın olduğunu izliyorsunuz. Araştırınca görüyorsunuz, dünya genelinde de durum böyle.

ÖNCÜLÜK YAPTI

Bazı insanlar, farkında olsalar da olmasalar da tek başlarına bir yol açarlar. Öyle ki onlardan sonra nesiller o yoldan yürür. İşte Necla Öney de onlardan biri. Türkiye’nin ilk kadın yelkencisi. Onun sayesinde binlerce kadın, yelken yapabildi.

Denize açılabildi. Geçen yıl rahmetli olan Necla Öney, 1950’li yıllarda denizciliğe başlamış, Türkiye’nin ilk kadın yat yarış kaptanı. Türk yatçılığının efsane isimlerinden merhum Ahmet Muhittin Öney’in de eşi. Ben de Necla Hanım’ın izinden giden, Türkiye’nin 4’ünc kadın yelkencisi Mihri Ereş’e ulaştım. Ereş, aynı zamanda Türkiye’nin ilk milli kadın yelkencisi. Telefonda konuştuğumuzda, bana bambaşka bir pencere açtı. Yelkenciliğin bir spor dalının çok ötesinde; aslında bir yaşam tarzı olduğunu hatırlattı.

KENDİ KENDİNE YETEBİLMEK

Her şeyden önce; yelken demek rüzgarla ve dalgayla haşır neşir olmak ve her ikisiyle her an uyumlanmak demek. Yani havayla ve suyla. O an dalga ve rüzgar her nasılsa, ona karşı savaşmak değil...

Her ikisine göre yönünü belirlemek. “Yelken, en kısa zamanda en doğru kararı vermeyi öğretir insana” diyor, Mihri Hanım. “Aslında hayatın birebir aynasıdır. Orası hakikatin kendisidir” diye ekliyor. Denizciliğin; sabrı, fedakarlığı, tevekkülü ve kendi kendine yetebilmeyi öğrettiğini anlatıyor.

Yani hayatı ve kendini tanıyabilmenin belki de en doğru yolu. Rahmetli duayen müzisyen ve aynı zamanda denizci olan Kayahan’ın ‘deniz tarladır’ sözünü hatırlatıyor. O toprakta yani suda ne ekersen onu biçtiğini bilmek gerekiyor.

KALICI DESTEK

Kadının denizde olması ise ayrıca hayati ve çok önemli. Zira bir yelkenlide, kendi kendinize yetmelisiniz. Orada başka hiç birşey ve kimse (size eşlik edenler hariç) yok. Dolayısıyla kendi kendinizi döndürebilmelisiniz.

O yüzden yelkenci olan kadın da kendi kendine yetebilen çocuklar yetiştiriyor. O kültürü ve yaşam şeklini, bir sonraki nesile aktarıyor. Ancak bunu yapabilmesi için kadın yelkencilerin kalıcı bir stratejiyle desteklenmesi gerekiyor. Hem devlet hem özel sektör tarafından.

Mihri Ereş, “Her spor dalının popüler olabilmesi ve gelecek nesilleri çekebilmesi için başarı hikayelerine ihtiyacı var. Bunun için de uzun dönemli destek şart” diyor.

YAŞAMIN SIRRI

Kadınla denizi birbirinden ayırmak zaten mümkün değil. Zira ikisi bir. Bir kere; doğmadan önce annemizin rahminde 9 ay 10 günü bir denizde geçiriyoruz. Dahası; doğuran, besleyen, yaşamı daim kılan kadındır. Deniz de öyle. Kendi içinde binbir çeşit canlıyı barındırıyor.

Besliyor. Yaşatıyor. Yani kadın ne kadar yaşamın sırrıysa, su da öyle. İkisi de bu dünyanın doğurganı, doğuranı. Hayat vereni. Hayatı.

*pupa yelken: Rüzgarı arkasına alıp özgürce yol almak.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder